|
Anadolu Beylikleri'nde Denizcilik
ve İlk Türk Donanması

Dünya
coğrafyasında, ülkelerin coğrafi yapıları ve stratejik konumlarına göre
şekillenen "Denizcilik Faaliyetleri", bir kısım eski
medeniyetler tarafından öteden beri -iyi veya kötü- sürdürüle gelmiştir.
Aslında denizci devlet olmayı veya olabilmeyi sağlayan en önemli faktör
ülkenin denize göre konumu veya denize olan mahkumiyetidir. Anadolu
da binlerce yıllık tarihi boyunca üzerinde kurulan çok sayıdaki
medeniyete denizci olma imkanı sağlayan önemli bir kara parçası
olagelmiştir. Oğuz Türkleri'nin
Orta Asya’dan Anadolu’ya göç etmeleri ile birlikte Türkler denizlerle ilk kez tanışarak açık denizlere doğru yelken açmaya
ve karşılarına çıkan bu uçsuz
bucaksız mavi suların gizemli dünyasını keşfetmeye
başladılar. 1081 yılına kadar öncü Türk
Beylikleri, Bizans'tan fethettikleri topraklarla Ege ve Marmara kıyılarına ulaştılar.
Böylece köklü bir
tarihi miras ve geleneğe sahip Türk Denizciliği
de ilk filizlerini vermeye başladı.
Çaka Bey ve İlk Türk Donanması
Türkler, Anadolu’ya
gelmelerinden bir müddet sonra denizlere hakim olma yolunda hızlı bir
gelişim sürecine girdiler. Türkler’in karasal bölgelerden henüz
gelmelerine ve denizcilik tecrübeleri olmamalarına rağmen tüm
handikapların üstesinden gelerek yüzlerce yılllık denizcilik tecrübesi
olan kıyı Avrupa
devletlerine asırlarca kök söktürecek bir aşamaya gelme yolunda attıkları adımların
ilki İzmir’de küçük bir devlet kuran Çaka Bey öncülüğünde
başlatıldı.
Çaka Bey, Selçuklu Ordusu'nun
gözü pek, akıncı liderlerinden birisi olarak,
Türkler'in savaşa savaşa Batı’ya yönelik
ilerlemeleri sürecinde, 1078 yılında Bizans’a
esir düşmüş ve İstanbul’a gönderilmişti. Bu esaret döneminde deniz ve denizciliğe karşı tutku derecesinde bir ilgi
duymaya başlayan Çaka Bey,
Bizans İmparatoru’nun 1081 yılında değişimi esnasında
İstanbul’da başlayan karışıklıklardan
yararlanarak kaçmayı başardı ve beyliğinin
askerleri ile yeniden bir araya gelip İzmir’i
ele geçirerek devletinin
sınırlarını genişletmeye başladı.

Anadolu 1081 yılında önemli
bir olaya tanıklık etti. Çaka Bey öncülüğünde İzmir ve
Efes’te kurulan tersanelerde yapımı tamamlanan kürekli ve yelkenli
gemilerden oluşan 50 parçalık İlk Türk Donanması
ilk kez denizlerde boy göstermeye başladı.
Çaka Bey komutasındaki Türk Donanması
17 çektiri ve 33 yelkenliden oluşan filosu ile 1090 yılının Mayıs ayı başlarında İzmir’den Ege’ye
açıldı. İlk olarak Bizans’ın İzmir yolu
üzerindeki Midilli Adası’nı ele geçiren
Türk Filosu,
Sakız Adası’nı da ele geçirdikten
sonra Bizans Donanması’nın Çandarlı
açıklarından güneye doğru ilerlemekte olduğu haberini aldı.
Çaka Bey, donanması ile hemen harekete
geçerek Niketa Kastamonita komutasındaki Bizans Donanması'nı
karşılamak üzere seyre başladı.
19 Mayıs 1090 tarihinde öğle üzeri her iki donanma,
Koyun Adaları yakınlarında karşı karşıya geldi.
Çaka Bey, Türk Filosu'nu
Bizans Donanması'na rampa ederek gemileri
birbirine kenetleyerek karşısındakini yok etme
hedefini güden bir savaşa girişti. Gece yarısına
kadar düren şiddetli deniz savaşında Bizans
Donanması'nın kaçıp kurtulabilen 5-10
teknesi dışında bütün gemileri ele geçirildi veya batırıldı.

Türk Donanması’nın
bu ilk deniz savaşı, Türkler'in zaferi ve
Bizans Donanması'nın ağır
yenilgisiyle sonuçlandı.
Koyun Adaları Deniz Zaferi'nden sonra Çaka Bey’in önderliğindeki
Türk güçleri Bizans’a ait olan Sisam Adası'nı
da ele geçirdi. Böylece Ege Denizi’nin
kontrolü tamamen Türkler'in eline geçmiş
oldu. Ege Denizi’nin kontrolünü tamamen ele geçiren Çaka
Bey, İznik Sultanı Kılıç Arslan ile birlikte 1095 yılında Çanakkale'ye
yürüdü. Biri doğudan, biri batıdan Çanakkale’ye giren İzmir ve İznik
Beyliği orduları, Abidos Kalesi önünde birleştikleri zaman Kılıçarslan’ın
"Marmara Donanması" limana demirlemişti. Çaka Bey’in
Donanması da İzmir’deki hazırlıklarını tamamlayıp Abidos
Kalesi üzerine yöneldi ve Kale bütün direnişine rağmen
fethedildi. Fakat büyük devlet adamı ve şanlı Türk denizcisi Çaka
Bey burada yapılan savaşta şehit olması ve Selçuklu Türkleri'ne karşı Hıristiyan dünyasının
1096’dan 1291 yılına kadar ordu ve donanmaları ile peşpeşe
sekiz sefer halinde devam ettirerek Türkleri sahil kesiminden iç
kesimlere doğru çekilmeye mecbur bıraktıkları Haçlı Seferleri'nin
de etkisiyle Türk Denizciliği bir kaç yüz yıl sürecek mecburi
bir suskunluk dönemine girdi. Bu süreçte yaşananlar başkentin İznik’ten
Konya’ya nakledilmesine yol açtı ve 14. Yüzyıla kadar Türk
Denizciliği yeniden kıyılarla buluşacağı günleri beklemeye koyuldu.
1205 tarihinde
Konya Selçuk Devleti Sultanı I. Keyhüsrev'in Pamfilya üzerine yürüyerek
1209'da Antakya’yı almasıyla Türkler için Akdeniz’e bir kapı açıldı
ve kurulan bir deniz üssü ile Türk Denizciliği suyla buluşan
tohum gibi hızlı bir canlanma dönemine girdi.

I. Keykavus (1211-1217) iç isyanları bastırdıktan sonra Kıbrıs Kralı’nın yerli Rumlarla birleşerek aldığı
Antalya ve Pamfilya kıyı kalelerinin bir kısmını geri aldı. Yine bu dönemde
Sinop ele geçirilerek bütün Karadeniz boyunca genişlemeye başlandı
ve Sinop Tersanesi’i yeniden faaliyete geçirildi.
Alaaddin Keykubat (1217-1238) döneminde Kıbrıs Krallığı tarafından zapt edilen
Kilikya kıyılarındaki kaleleri kurtarmak ve Antalya Körfezi’nde
krallığın deniz kuvveti hakimiyetini yok etmek üzere 1220 sonbaharında harekete geçilerek
Antalya Körfezi’nin doğu sahilinde bulunan Kilyoros Kalesi,
Antalya Beyi Ertokuş öncülüğündeki bir filo ile denizden ve karadan
kuşatıldı. Sinop ve Antalya Filoları'nın takviyesine büyük bir önem
veren I. Keykubat döneminde Türk Bayrağı’nın ticaret yaptığı sularda
güvenliği sağlama siyasetine de büyük önem verildi. Karadeniz ile
Doğu Akdeniz’de taarruza uğrayan Türk tüccarlarının zarar ve
kayıpları yönetim tarafından tazmin edilmekte ve zarar veren gemilerin
üzerine kuvvet sevk edilerek gereken cezalar verilmekteydi.
Selçuklu Devleti’nin yıkılmasından sonra uç beylikleri arasından
Karasi, Aydın, Saruhan ve Candaroğulları Beylikleri gibi
denizcilik faaliyetleriyle ilgilenen yeni bazı beylikler kuruldu.
Danişmendler'in soyundan gelen Karasi Beyliği 13. Yüzyılın sonu,
14. Yüzyılın başlarına doğru Balıkesir ve Çanakkale bölgelerinde
kurulduktan sonra Bizans ile mücadeleler sonucunda Balıkesir ve Bergama bölgelerinde iki ayrı kol olarak
varlıklarını sürdürdüler. Balıkesir’deki uç beyliğinin başında bulunan
Demirhan Bey liderliğindeki kuvvetler 1331 yılında 71 parçadan oluşan deniz kuvvetleri ile
Gelibolu’ya gelerek Enez’i ele geçirdiler ve Bizans Donanması filolarına karşı başarılı mücadeleler
verdiler. Bergama Uç Beyi Yahşihan liderliğindeki kuvvetler ise; iki kere
Gelibolu’ya çıkıp, Marmara Denizi’nin güney sahillerindeki bazı kalelerle birlikle bazı adaları ele geçirerek
Yassıada yakınlarında Bizans’a ait bir filoyu
yendiler. Saruhan ve Candaroğulları Beylikleri de deniz
kuvvetleriyle faaliyetlerini sürdürdüler.
Denizler'in
Delisi Aydınoğulları Beyliği
ve
Denizlerin Arslanı Umur Bey

14. Yüzyılda Anadolu Türk Beylikleri arasında denizciliği en ileri götüren
Beylik ise hiç şüphesiz Aydınoğulları Beyliği'dir. Bu beylik;
Selçuk ve İzmir Limanlarında birer kuvvetli dayanak kurup hazırladığı filolarla
Ege Denizi’ne girmiş, daha sonra Saruhan ve Menteşe Beyliklerinin de ittifakını sağlayıp, çalışma sahasını
İyon Denizi ile Karadeniz’e kadar genişletmiştir. Aydınoğulları
denizciliği Umur Bey döneminde şaşılacak derecede yükselme göstermiştir.
Umur Bey, Batı Ön Asya Birliği’ni temel alarak Yakın Doğu’da
kuvvetli bir hakimiyet kurmuştur.
Germiyanoğulları Beyliği’nin bir uç beyi olarak görülen Aydınoğulları Beyliği
Mehmet Bey tarafından kurulmuştur. Denizlerde kuvvetli olmayı hedefleyen beylik, kendi bölgesinin kıyılarındaki
Selçuk ve Birgi’yi ele geçirdikten sonra hemen iki tersane kurmak ve hafif kadırgalar inşa etmek suretiyle denizcilik faaliyetine başlamıştır.
Aydınoğlu Mehmet Bey kendine ait beyliği kısa bir sürede kuvvetli bir hale getirdikten sonra uç beyliklerini de genişletmiştir.
Mehmet Bey’in 5 oğlundan İsa Bey yanında kalmak, diğerlerine kale ve uç beyliği verilmek üzere
Aydınoğulları Beyliği sağlam temellere oturtulmaya çalışılmıştır.
Aydınoğlu Mehmet Bey, ufak filosu ile Rodos ve Venedikliler'e ait ada ve gemileri vurmaya başlarken kardeşi Orhan Bey
ise Rodos Adası üzerine bir
sefer düzenledi.
Yeniden doğan Türk Denizciliği, her biri ayrı birer deniz kuvvetine sahip olan
Bizans, Kıbrıs Krallığı, Rodos Şövalyeleri, Venedik ve Cenevizliler ile mücadele etmek zorundaydı.
Bu arada Bizans’ın parçalanışı sırasında Ege’nin bir kısım adaları ile
Mora kıyılarına yerleşerek buraları birer korsan yuvası
haline çevirerek Türk kıyılarına baskınlar yapan -Haçlı seferleri artığı- birtakım prenslikler de
Türk Denizcileri'nin hedefi olacaktı.
Çaka Bey’in ölümü ve Haçlı Seferlerinden sonra yaklaşık
250 yıl denizlere hasret yaşayan Türkler Aydınoğulları
Denizciliği ile öylesine büyük bir kudret ile doğmuştu ki, 300
- 400 parçadan oluşan Beylik Donanması adeta yüzyıllarca süren
bu susuzluğa nispet, kısa bir süre içinde "Yenilmez bir
Armada" olarak Ege ve Akdeniz sularında ihtişamla
boy gösterdi. Türk Denizcileri'nin deniz sularını yeniden hareketlendiren
son hamlesine bu kez de Umur Bey öncülük ediyordu.

Umur Bey, iki asırdan fazla bir süre kapanmış bulunan Türk Deniz
Tarihi’nin sayfalarını yeniden açarken
Aydınoğulları Devleti’nin Amirali olarak ilk seferini kendi eseri olan
İzmir Tersanesi’nden başlattı.
Aydınoğulları Beyliği’nin deniz dayanağı bu tarihe kadar
Selçuk Limanı idi. İzmir’in tamamen Türklerin eline geçmesinden sonra
Selçuk Limanı askeri değerini korumakla birlikte, İzmir Tersanesi de kullanılmaya
başlanmıştı. Umur Bey ilk filoyu Müslüman Hoca’ya İzmir’de yaptırdı
ve ilk kadırgaya da “Gazi” adını verdi. 1329 yılında İzmir’den hareket ederek
Çanakkale Boğazı’na kadar ilerleyen Türk Filosu, Bizans’a ait
Bozcaada’yı tahrip ettikten sonra rastladıkları Göke sınıfı çok yüksek bordalı 5 parçalık bir
Bizans Filosu ile iki gün iki gece süren çok kanlı bir savaşa girmişti. Mağlup olan
Bizans Filosu, uygun rüzgarı bularak Çanakkale Boğazı’na sığınmak suretiyle
ancak kurtulabildi.
1330 yılında 28 parçası İzmir ve 22 parçası
Efes Üssü’nde hazırlanan toplam 50 parçadan oluşan bir filo ile denize açılan
Umur Bey, gücünü Midilli ve Sakız Adalarında göstererek bu iki adayı vergiye bağladı.
21 yaş gibi çok genç bir yaşta Aydınoğulları denizciliğinin başına
atanan Umur Bey Anadolu Türk birliğinin kurulmasına temel oluşturmak üzere, kıyı boylarındaki küçük
Türk Devletleri’nin deniz güçlerini Aydınoğulları denizciliğinin bayrağı altında
toplayarak Ege ve Doğu Akdeniz’de tartışmasız bir
Türk hakimiyeti kurulmasını ve buradaki yabancı kolonilerin vergiye bağlanmasını
savunmakta ve yabancı bayraklı gemilerin deniz ticaretini vurmak suretiyle deniz ticaret savaşının devam ettirilmesine
çalışmaktaydı.

Uygulayacağı deniz siyasetini belirleyerek hedeflerini iyi tespit eden Umur
Bey, bunları hayata geçirebilmek için Efes ve İzmir
Tersaneleri'nde çalışmaları hızlandırdı. Anadolu’daki Türk birliğini kurma yolunda ilk adımı da atarak kuzey komşusu
Saruhan Beyliği ve güney komşusu Menteşoğulları Beyliği Deniz Kuvvetlerini de kendi bayrağı altına almayı başardı.
Umur Bey’in ilk hedefi, Yunanistan ve adalarda kurulmuş bulunan Latin
Prenslikleri'ni Aydınoğulları Beyliği’nin hakimiyeti altında vergiye bağlamak ve
hareket serbestisine kavuşarak Bizans’ı barışa zorlayıp saf dışı bırakmaktı.
Böylece ön planda Bizans’ı hedef tutan Umur Bey, Trakya Seferi
için hazırlanarak 1332 yılında savaş ve nakliye gemilerinden oluşan
75 parçalık bir filo ile İzmir’den hareket etti. Umur
Bey, önce Çanakkale Boğazı’ndan geçerek Gelibolu Yarımadası’na asker çıkardı.
Gelibolu Kalesi’ni tahrip ettikten sonra filosunu Trakya kıyılarına yöneltti.
Aydınoğulları Beyliği ile savaşı göze alamayan Bizans İmparatoru III. Andronikos, barış şartlarını
kabul etti. Umur Bey böylece gelecekteki hareketleri için Bizans’ı safdışı bıraktı.
Türk Denizciliği'nin yeniden hareketlenmesi karşısında, Ege
Denizi’ndeki yabancı bayrakların bundan önce sürdürdükleri korsanlık faaliyetleri
durdu ve Türk Deniz Ticareti yeniden özgürlüğüne kavuştu. Ancak
Umur Bey Ege Denizi’nde yeni bir düzen kurmak ve bölgede
kayıtsız - şartsız bir deniz hakimiyeti sağlamak istiyordu. Bu hedef için
başlattığı 1333 yılı Deniz Harekatı, yeniden doğan Türk Denizciliği’nin kısa bir sürede ulaşmış olduğu güç ve ihtişamı göstermesi bakımından ilgi çekicidir.
Umur Bey, 1333 yılı baharında 250 parçadan oluşan bir filo ile
Ege Denizi’ne açıldı. Eğribos Dükalığı’nı ve Bodonice Prensliği’ni senelik bir vergi ile
Aydınoğulları Beyliği'ne bağladıktan sonra Mora Yarımadası’nın güneydoğusundaki
Monevesna’ya bir çıkarma yaparak burayı da vergiye bağladı.
250 parçadan oluşan Türk Filosu’nun Ege Denizi’nde bayrak göstererek, bir kısım Dükalıkları ve Prenslikleri vergiye bağlamak sureti ile
Aydınoğulları Beyliği nüfuzuna alması ve yabancı bayraklı gemilerin yaptıkları korsanlığı sona erdirmesi,
düşmanların Ege Denizi adına korku ve endişelerini arttırdı.
Türk Deniz Gücü’nün ağırlığını henüz üzerinde hissetmemiş olanlar sıranın kendilerine geldiğini hissederek korku içinde kendi menfaatlerini korumak amacı ile bir güç birliği oluşturmak üzere harekete geçtiler.
Umur Bey, yarım kalan Yunanistan Seferi’ni tamamlamak üzere
1333 yılında mevsim şartlarına aldırmadan kışın 170 parçadan oluşan filosu ile
Güney Yunanistan’a doğru denize açıldı. Atina Prensliği’ni yıllık vergi ile
Aydınoğulları Beyliği nüfuzuna aldıktan sonra Mora Despotluğu’na da ağır bir darbe indirdi ve çevrede bulunan bir kısım korsan yuvalarını temizledikten sonra
İzmir’e döndü.

Aydınoğlu Mehmet Bey’in 1334 tarihinde vefat etmesi üzerine, Aydınoğulları Beyliği’nin başına kardeşlerinin de onayı ile
Umur Bey geçti. Bu sırada Umur Bey 26 yaşında idi.
Ege Denizi’nde düşmanlara nefes aldırmayan yalnız Aydınoğulları Beyliği Denizciliği
değildi. Karasi, Saruhan ve Menteşoğulları Beylikleri
de sahip oldukları deniz kuvvetleri ile akınlar yaparak gaza
yolunda korsanlık faaliyetlerinde bulunuyorlardı ise de Aydınoğulları
Denizciliği, Ön Asya’daki Türklerin deniz çıkarlarını sağlayacak bir deniz politikası ile
Doğu Akdeniz hakimiyetinin planlarını hayata geçiriyordu. Tüm
bu beyliklerin denizcilik faaliyetleriyle Ege Denizi’ndeki Türk Deniz
Kuvvetleri’nin gittikçe artan baskıları sebebiyle nefes alma imkanlarını her gün biraz daha kaybeden
düşman kuvvetleri Haçlı hareketi altında toplanmaya mecbur kaldılar.
Türklerin sahip oldukları tekne sayısı üstünlüğünü, yüksek
bordalı, güçlü kadırgaları ile yeneceklerdi. Haçlı Donanması, 4’ü
Papalık’a, 4’ü Fransa’ya, 10’u Rodos Şövalyeleri'ne ve 4’ü
Kıbrıs Krallığı’na ait olmak üzere 30 güçlü Kadırga’dan meydana geliyordu.
Bu sırada Karasi Emiri Yahşi Bey, irili ufaklı 100 parçalık bir filo ile
Selanik, Kasandra ve Teselya’da Galos Körfezi’ne asker çıkararak
Bizans’a karşı bir harekete girişmişti.
Eğriboz Adası’nın Halkis Limanı’ndan hareket eden Haçlı
Filosu, sayı bakımından fazla ancak hafif ve alçak bordalı Karasioğulları
Beyliği’nin donanmasına zarar verip daha sonra da takip ederek İzmir’e
vardı. Burada asıl hedefleri olan Aydınoğulları Beyliği’nin
deniz üssüne yüklendiler. Bu sırada Umur Bey idaresindeki Türk
Güçleri Ege Denizi’nin güneyinde bulunduğundan Haçlı
Donanması ancak tersanede tamir için tutulan ve bakımdaki tekneler ile Karesi
Filosu’nun bir kısmını yakmayı ve karaya asker çıkarmayı başardı.
Fakat karada direnişle karşılaşan ve denizde bulunan Umur Bey’in
baskınından korkan Haçlı Donanması, burada fazla kalamayarak İzmir’i
terk etti ve Ege Denizi’ne döndü.
Umur Bey, Haçlıların bu hareketine diyet olarak Yunanistan’a
1335 yılı sonbaharında 276 gemiden meydana gelen filosu ile Ege
Denizi’ne açıldı. Mora sularına kadar ilerleyerek Hidra
ve Sipezya Adaları'nı ele geçirdikten sonra değişik noktalarda
karaya asker bırakarak Güney Yunanistan’daki Dukalık ve
Prensliklerin üzerine yürüdü ve kaleler fethetti. 30.000 savaşçısı
ile karşı koymaya çalışan Fransız Dukalığı perişan
edildikten sonra bölgedeki bütün dukalık ve prenslikler birer yıllık
vergilerini ödemek sureti ile Aydınoğulları Beyliği’nin nüfuzunu
yeniden kabul ettiler.
Umur Bey bundan sonraki ağır masraf ve emeğe dayanan büyük
deniz seferlerinde stratejisini değiştirerek haçlı güçlere karşı Bizans’ı
koruyucu bir siyaset takip etmiştir. 1336 yılında Midilli Adası’nın,
Bizans’ın himayesine karşı ayaklanan Ceneviz Podestası’ndan
geri alınmasında Umur Bey’den yardım isteyen Bizans İmparatoru,
Umur Bey’in kara ve deniz yoluyla Bizans’a yaptığı
yardıma karşılık kendisine Sakız Adası’nı hediye etmiştir.
1337 yılında Teselya Despotu’nun baş kaldırması ve kışkırtması
ile Epir’de Arnavut ve Sırplar'ın Bizans’a
karşı ayaklanması üzerine Umur Bey Bizans İmparatoru'na yardım
için Donanması ile İzmir’den harekete geçti. Selanik’e çıkarma
yaparak Teselya’da sükuneti sağladı ve İzmir’e dönerek
Arnavut ve Sırplara karşı girişeceği “Epir Harekatı” için
hazırlıklara başladı.
Umur Bey’in
Bizans’a yardım için 1338 yılında gerçekleştirdiği "Epir
Seferi", Türk Deniz Tarihi açısından oldukça ilgi çekicidir.
2 yıl süren olan bu sefer için 110 gemiden meydana gelen bir
filo ile İzmir’den harekete geçen Umur Bey’in hedefi Epir’deki
Sırp ve Arnavut ayaklanmasını bastırarak Bizans İmparatoru’na
yardım etmek ve 4 yıl önce Aydınoğulları Beyliği Denizciliği'nin
Ege’deki otoritesine karşı gelen Haçlı Donanması’nı
oluşturanlardan hesap sormaktı.
Umur Bey bu yüzden Haçlı Harekatı’na gemi vermek
suretiyle katılan ve Midilli Adası’nı ele geçirmesi için Foça’daki
Ceneviz Podestası’na yardım eden Naxos Dukalığı’na
doğru yöneldi. Naxos Adası başta olmak üzere Andros,
Siphnos, Sikinos ve Paros Adalarını vurarak korsan yatağı
haline gelen limanları harabeye çevirdi ve bu limanlardaki gemileri ateşe
verdi ve daha sonra Epir hedefine yöneldi.
Ege Denizi’nden Epir kıyılarına ve Karadeniz’e
kadar genişletmiş olduğu harekat sahasında zaman zaman 300 – 400
parçadan oluşan bir armada gezdiren Umur Bey’in kahramanlıkları
bir yana, dönemin teknik imkansızlıkları da göz önünde tutularak,
buluşları ve kararlarını da değerlendirirsek onun efsaneleşmiş şöhretinin
sırrı anlaşılabilir.
Umur Bey filosunu Atina Körfezi’ne sokarak, Korent
ağzına yanaştırdı. Gemilerini sabunlanmış kızaklar üzerinden Korent
Körfezi'ne taşıyarak, Leponto Körfezi’nden Epir kıyılarına
ulaştırdı. Bu kesimlerde karaya asker çıkararak giriştiği harekatta
Arnavut ve Sırp İsyanlarını bastırdı. Kışı, Korent
Körfezi’nin “Umur Limanı” diye isimlendirilen mevkiinde
geçirerek, 1339 baharında yine aynı şekilde gemilerini karadan Atina
Körfezi’ne aktardı ve dönüşte Eğriboz Adası’nda bir
mola vererek İzmir’e döndü.
14. Yüzyıldaki Türk Denizciliği'nin ulaşmış olduğu yüksek
seviyeyi değerlendirebilmek için, Epir Seferi üzerinde biraz
durmak gerekir. Epir Seferi’nin, henüz seyir tekniği oluşmamış
bir dönemde yapılabilmesi Türk Denizciliği için büyük bir başarıdır.
Türk Denizciliği'nin; bu döneminde tam manası ile bir Akdeniz
Haritası’nın çizilmemiş olduğu göz önüne alınırsa filoyu Epir
kıyılarına ulaştırmak için normal yol olan Mora’yı
dolaşmak yerine, hem fırtınadan kaçınmak hem de aylarca süreyi
alacak olan bir zamandan tasarruf için karadan Korent’i aşmayı
en kestirme yol olarak keşfedebilmek, ancak Türk Denizciliği'nin
sahip olduğu geniş coğrafya bilgisi sayesinde mümkün olabilmiştir. Umur
Bey bu hareketi ile aynı zamanda bir filoyu bir denizden başka bir
denize karadan nakletmekle 115 sene sonrası için Fatih Sultan Mehmet’e
de örnek olmuştur.

Umur Bey, 1341 yılında yine denize açılarak, Ege Denizi’nde
yabancı bayraklara korsan yataklığı yapan adaları vurdu ve Kıbrıs
sularına kadar inerek Türk Ticaret Filolarını tehdit eden Kıbrıs
Filosu’nu da yıprattı.
1342 yılında yine aynı maksatla bir sefere çıkan Umur Bey, bu
sefer de Girit sularına kadar uzanarak korsan yatağı haline
gelen Venedik Limanları'nı tahrip etti.
Umur Bey’in bu iki deniz akını üzerine, başta Kıbrıs
Kralı olmak üzere Ege Denizi’ndeki Hıristiyanlar, baskısını
gittikçe arttıran Türkler'e karşı yine bir güç birliğine
giderek Umur Bey’e karşı büyük bir Haçlı birliğinin sağlanması
için Papa VI. Clement’le anlaştılar. Bu sırada Umur Bey’in
Bizans işlerine; Bizans’ın kaderini etkileyecek kadar müdahale
etmesi de Haçlı Hareketi’ni körükleyen nedenlerden birisi
oldu.
1341 yılında Bizans İmparatoru III. Andronikos’un ölümü Bizans’da
taht kavgasına yol açtı. İmparatoriçe Anne de Savoie, Başvezir
Kantakuzenos’a karşı mücadele açınca, Kantakuzenos da Dimetoka’da
imparatorluğunu ilan etti. Böylece İmparatoriçe’nin bulunduğu
İstanbul ile Dimetoka karşı karşıya gelmiş, Bizans’da
bir iç kavga başlamıştı. Kantakuzenos, İmparatoriçe’nin
kuvvetleri tarafından kuşatılınca, Trakya’daki siyasi durumu Umur
Bey’e bildirerek kendisinden yardım istedi. Umur Bey,
Bizans’ı ele geçirmenin ihtirası içinde fırsat kollayan Sırp
Kralı’nı emeline ulaştırmamak için, Kantakuzenos’u
desteklemek ve ona yardım etmek sureti ile Bizans’ın geleceğine
hükmetmeye karar verdi. Böylece Bizans’ı da nüfuzuna bağlayacaktı.
Planlarını buna göre hazırlayan Umur Bey, 29.000 savaşçı
ve 380 parçadan oluşan bir armada ile, 1342 yılı sonlarında İzmir’den
Trakya’ya doğru yola çıktı. Meriç ağzında
askerlerini karaya çıkararak Dimetoka'ya yürüdü ve şehri kuşatmış
bulunan Bizans ve Bulgar kuvvetlerini dağıttı. Bölgede güvenliği
sağladıktan sonra İzmir’e döndü.
Bizans’da durumun, Umur Bey’in işe karışması ile
birdenbire aleyhine döndüğünü gören İmparatoriçe ise; Papa’dan,
Ege Denizi’nde karşı konulamayacak kadar tehlikeli bir kuvvet
haline gelen ve Bizans’ı rahat bırakmayan Umur Bey’e
karşı Haçlı Hareketi oluşturma çabasına girdi.
Ön Asya’nın en kudretli hükümdarı ve amirali olarak şöhretin
zirvesine ulaşmış bulunan Umur Bey, tek bir devletin gücü ile
yenilmesi mümkün olmayan bir kuvvet haline gelmişti. Batı kaynakları
da Umur Bey’in 1341 yılından sonra müthiş ve korkunç bir güç
kazandığını, 250 - 300 parçalık armadası ile Ege Denizi’nin
tek hakimi olduğunu belirtmektedir.
Bu şartlar altında Papa nihayet, Umur Bey’e karşı Hıristiyan
güçlerini birleşmeye davet ederek bir Haçlı hareketine girişti.
Umur Bey, her şeye rağmen Bizans’ı kaderine terk etmeyi
düşünmüyordu. Bu bakımdan yeniden İmparatoriçenin kuvvetleri tarafından
sıkıştırılmış bulunan Kantakuzenos’u güçlendirmek için,
1343 yılı Ağustos’unda, 20.000 savaşçı ve 290 parçadan
oluşan bir deniz gücü ile İzmir’den Selanik’e doğru
yol çıktı.
Selanik’i denizden ablukaya almış olan imparatoriçenin
donanması, Türk Filosu’nun gelmekte olduğunu duyunca kuşatmayı
kaldırarak Çanakkale Boğazı’ndan içeri girdi. Umur Bey
de Selanik’i kuşatarak teslim aldı. Burada Kantakuzenos
ile buluşan Umur Bey, Batı Trakya’nın İstanbul tarafının
tutan bütün şehirlerini Kantakuzenos’un idaresine soktuktan
sonra bir kısım kara kuvveti ile 30 gemiyi Kantakuzenos’un
emrine bırakarak İzmir’e döndü.
Haçlı Donanması’nı oluşturan gemiler 1344 yılı baharında Eğriboz
Adası’nın Halkis Limanı’nda toplandılar. Haçlı
Donanması’nın hazırlığı 3 yıl 11 ay sürmüştü.
Bu süre, Umur Bey’e karşı Hıristiyanların ne derece güçlü
bir hazırlığa girmiş olduklarını ortaya koymaktadır.
Haçlı Donanması’nın asıl kuvvetini 4'ü Papalık, 4'ü
Kıbrıs Krallığı, 6'ı Rodos Şövalyeleri, 6'sı Venedik
Cumhuriyeti’ne ve altısı Ege Denizi’ndeki Ceneviz Kolonilerine
ait olmak üzere 26 güçlü kadırga teşkil ediyordu. Diğer sınıf
savaş tekneleri ile nakliye gemilerinin miktarı ise bilinmemektedir.
Bu büyüklükteki Haçlı Donanması’nın 1344 yazında Eğriboz
Adası’ndan İzmir’e doğru hareket etmesi ile Ege
Denizi dengeleri de bozdu. Ege Denizi’nde dağınık olarak dolaşan,
ancak Haçlı Donanması’na karşı birleşen 40 parçalık
küçük Aydınoğulları gemileri bu büyük kadırgalar tarafından
yenilgiye uğratıldı.

Haçlı Donanması; 1344 Haziran’ında büyük bir intikam hırsı
ile İzmir Limanı’na girdi. Limandaki müdafaayı kırarak
limandaki gemilerin bir kısmını ve Tersane'yi yaktıktan sonra Liman
Kalesi’ni karadan ve denizden kuşattı. 4 aylık bir mücadelenin
sonunda bir gece iki kölenin ihaneti ile açılan kale kapısından içeri
giren Haçlılar Liman Kalesi’ni ele geçirdiler.
Fakat Umur Bey, Haçlıların İzmir’e çıkışlarını
onlara acı bir şekilde ödetti. Umur Bey, hafif bir kara
kuvvetini öne sürerek Haçlıları kaleden İzmir Ovası’na
çektikten sonra pusuda beklettiği esas kuvvetleri ile Haçlıları sarıp,
başta başkomutanları olmak üzere birçok şövalye ve asilzade ile
binlerce Haçlı’yı kılıçtan geçirdi. Ancak kaçarak kaleye sığınma
fırsatı bulabilenler canlarını kurtarabildiler. (Ocak 1345).
Bu şekilde İzmir’de tutunamayacaklarını anlayan Papa VI.
Clement, Umur Bey’e karşı Haçlı hareketini
tazelemek için bütün Avrupa hükümdarlarını İzmir’i
savunmak üzere “Din Savaşı”na çağırdı. Bu şekilde
yeniden düzenlenen 26’sı kadırga olmak üzere 76 parçalık
Haçlı Donanması 15.000 savaşçı asker ile 1346 yılı
Haziran’ında İzmir’e gelerek Liman Kalesi’ni takviye
etti.

Türk Denizciler ise Haçlılar'la yaklaşık 4 yıl süren
mücadelelerin sonunda Efes Tersanesi’nde yeniden inşa ettikleri
filolarıyla Aydınoğulları Beyliği’nin sarsılan iktisadi gücünü
beslemek üzere Ege Denizi’ndeki düşman hedefleri vurarak
ganimet ve esir toplamaya başladılar.
Umur Bey, kara cephesindeki bütün hazırlıklarını tamamladı.
Kale önce kuşatıldı ardından da hücuma geçildi. Türk savaşçılar
kaleye tırmanmaya başladılar. Artık kalenin düşmesi bir an meselesi
idi ki, atılan bir okun alnına isabet etmesi ile Umur Bey Mart
1348 tarihinde şehit oldu. Bu olay Türk güçleri arasında karmaşaya
yol açtı.
Umur Bey’in şehit olması, İzmir’e Haçlı akınını
hızlandırdı. Umur Bey’in şöhretinin sebep olduğu korku yüzünden
bu haçlı harekatına katılmaktan çekinenler de akın akın İzmir’e
gelmeye başladılar.
Umur Bey’den sonra Aydınoğulları Beyliği’nin başına
geçen kardeşi Hızır Bey, mücadele yerine anlaşmayı tercih
ederek Haçlılar ile anlaşma imzaladı. Barış antlaşmasının en ağır
maddesini Aydınoğulları Beyliği’ni bir deniz kuvvetinden
yoksun bırakmaya mahkum eden bölümü teşkil ediyordu. Aslında Haçlı
hareketinin başlıca hedefi de bu idi.
Böylece Umur Bey’in öncülüğünde meydana gelen ve Ön
Asya’daki Türk birliğinin de deniz menfaatlerini sağlayarak
koruyan Türk Denizciliği yeni bir sekteye uğradı.
Sonuç olarak, Umur Bey’in önemli çabaları ile doğmuş
bulunan muhteşem Aydınoğulları Denizciliği, onunla beraber son
bulmuş ve Türk Denizciliği bir kere daha bir bekleyiş dönemine
girmiştir.
Aydınoğulları Beyliği 1390 yılına kadar bağımsız kaldı.
Bu tarihte Yıldırım Beyazıt tarafından Osmanlı
topraklarına katılan Beylik Yıldırım Beyazıt'ın 1402 yılında
Ankara Savaşı’nda yenilmesi üzerine müstakil olarak yeniden
kuruldu ve 1426'da kesin olarak Osmanlı Devleti topraklarına katıldı.
11. Yüzyılın sonundan 14. Yüzyılın ortalarına kadar Anadolu
sularında ilk sürgünlerini veren Türk Denizciliği 1350
tarihinden sonra kuvvetini gittikçe arttıran Osmanlı Devleti’nin
elinde bütün dünyayla hesaplaşacak bir boyuta ulaşma yolunda kararlı
adımlarla yapılanmaya ve şekillenmeye başladı..
|