Biz Eğriboz'da azıklanırdık, kafirler ise
İspanya, Papa, Venedik üçü birlik olmak üzere:
— Hayreddin Paşa'dan geçen sene bize ettiği kancıklığın hesabını alırız yahut
cümlemiz serden geçeriz!
Diye mertlik davası kılıp, bizi arzulayıp gelmekte imişler. Ben ise Eğriboz'dan
kalkıp Preveze'ye gelmiş idim. Kafir donanmasının bizi aradığını haber
alınca karakulak çıkardım.
Benim yürük bir işkanpavyem vardı. Onu karakulak olmak üzere yanımdan
ayırmazdım. Çok yürük idi. Öyle ki, uçar kuşa hükmederdi. Dokuz oturak idi.
Kerestesi safi incir ağacındandı. Raisi bir bahadır gazi dilaver yiğit idi.
Varıp kafir donanmasından bir haber getirsin diye bunu gönderdim. İşkanpavye
yola çıktığının üçüncü günü, kafir donanmasının karakulağına ras gelmiş. Kafir
teknesi kaçmayı murat etmiş. Ol dahi yürüklüğüne güvenir idi. Amma,
el elden üstündür demişler.
Kafir karakulağı bizim işkanpavye önünden bir adım atmaya iktidarı olmamış, tutupalmışlar
bize getirdiler.
— Ne var ne yok?
Dedim. Onlar da saklanmayıp olduğu gibi söylediler. Biz donanmadan
ayrılalı bugün sekiz gündür. Barbaroşo'nun donanması Preveze'de, diye bir haber geldi. Onun için
bizi gönderdiler. Bakalım bu haber gerçek mi, diye. Geldik, tutulduk. Biz
donanmayı filan yerde bırakmıştık. İki üç güne kadar buradadırlar. Hepsi yüz
yirmi pare yelkendir. Venedik, İspanyol, Papa, üçü birlik olmak üzere seni
aralar. Artık gerekeni senbilirsin! Dediler. Bu haberi alınca, Cenab-ı Hakk'a:
— Yarabbi sen nusret ihsan eyle, ümmet-i Muhammed'e!
Deyu dua eyledim.
Reislerin Endişesi
Üçüncü gün işkanpavye kafirlerinin söyledikleri gibi
yüz yirmi pare yelken yelken kafir donanması Preveze'ye girip yattılar. Gemileri
kale altına çektim. Kaliteleri ve firkateleri yollu yolunca dizdim.
Amma reislerden birkaçı o gün kale üzerine çıkıp kafir donanmasına bakıp seyr
ederlerdi.
Bunların kalblerine bir endişe gelip aralarında konuştular:
"Bu kafirlerin cümlesi yüz yirmi pare gemidir. Bizler seksen pare
gemiyiz.
Mertlik davası edip geldiler. Bunlara karşı durmak zordur. Hayreddin Paşa ise:
İmanı tamam
olan kafirden korkmaz, der. Kendi bir tedbir etmez, tedbir edecek olanıda
dinlemez. Evvela şu burnun ucuna birkaç pare top çıkarıp orasını tahkim eylemek
lazım idi. Geceleyin kafirler
sandal ve firkatelerle gelirse bir yüz karalığı olmayaydı. " Dediler.
Her yerde karakulak eksik olmaz derler. İçlerinden biri bunların söyleştikleri
banayetiştirdi. O zaman divan eyleyip bütün reisleri topladım.
Reislere Dediklerim
Hepsi gelip yollu yolunca oturup hal hatır sorulduktan sonra dedim ki:
"Oğullar, gaziler! Müşavere, Peygamberin sünnetidir. Ve akıl akıldan üstündür.
Her kimin
gönlünde, derya işlerine dair bir tedbir varsa, söylesin. Bazı karındaşlar bizim
hakkımızda:
Paşa kendi tedbir eylemez ve tedbir edenin dahi sözünü dinlemez, demişler.
Haşa, yolunda olan
söze muhalefet etmem, isterse bir çocuk söylesin. Siz cümleniz benim oğulllarım
ve karındaşlarımsınız. Ve lakin bazı gazi kaptanlarımız demişler ki: Paşamız bu
kafir
donanmasına ehemmiyet vermez, halbuki bunlar yüz yirmi pare teknedir, bizler
isem seksen pare tekneyiz. imdibu kafirlerden çekinmek gerektir.. Kaptanlarımız bu şekilde
dedikodu edip, bir miktar yürekleri bulanmış.
"İmdi oğullar! Onların o sözleri gerçektir, yalan değildir. Benim kafirden
endişem
yoktur. Yüz yirmi pare gemi değil, isterseler iki yüz pare gemi olsunlar. Benim Cenab-ı
Rabbülaemin'e sadakatim gayet sağlamdır. Yardım edici O'dur, düşmanın çokluğuna
bakmayalım. Beş vakit namazda yardım dileyelim.
"Yine demişler ki: Şu burun üzerine bir kaç pare top çıkarmak lazımdı.. Güzel
bir
tedbir. Lakin ben hakirin kısa aklına göre, ol burnun ucuna top çekmek düşmana
zebunluk
alametidir. Zira deniz yolunca iki kavi korsan gemisi baş başa tiremola edip
alabanda vurularsa, onların ikisi denktir, birbirlerinden pervası yoktur
demektir.
"Amma vakta ki birinin başbaşa dönmeğe iktidarı kalmayıp sentebarbadan top
atmağa
başlarsa, onun gayri mağlupluğuna verilir. Onun artık, öteki çatıp alabilir.
Elinden hiç bir
şekilde kurtulamaz, meğer hak izin vermeye. "
"İşte ol gazilerin burun ucuna top çıkaralım demesi, buna benzer. Şimdi ol
gazilerin
tedbirlerine göre, oraya top çıkardığımızda, en evvela kafirler:
Gördünüz mü, Barbaroşo
baskından korkuyor, diyecekler. Kafirlere kalp kuvveti vermiş
olacağız.
"İşte benim bildiğim budur. Sizler dahi kalbinizde olanı söyleyin. Ben hak
cevaptan
kaçmam. "
Katarda Deve Bir Öter
Bu sözlerim üzerine hepsi:
"Devletlü Paşa, Hak teala senin vücudunu hatasız eylesin! Bizim cümlemizde bir
söyleyecek
cevap yoktur. Hep başımız sana bağlıdır. Bu hususta reyve tedbir sen devletlü
sultanımızındır. Hak teala yaptığın işleri, ezeli takdirine uygun eylesin.
Bizlere yüz
aklıkları ihsan eyleyip, ümmet-i Muhammed'i düşman üzerine muzaffer kıla.. Ol
burun ucuna top
çıkarmayı tedbir eden ve sen mücahit Paşamızı diline alan her kim ise cümlesini
cezalandırıp
haklarından gel. Bizim bu işten haberimiz yoktur. Katarda deve bir öter. Bunu syleyenler nizam
ve intizamı bozacak iş işlemişler. Haddini bilmeyene haddini bildirmek, öksüze
kaftan giydirmek
kadar vardır. " Dediler.
Hakikaten onların haberi yoktu. Bu sözleri edenler beş altı reisdi. Bunlar da
divanda idiler. Onlrı bildiğim halde:
"İşte bizim hakkımızda dedikodu edenler bunlar imiş!" Deyip yüzlerine
vurmadım.
Kabahatlerini affedip güya otaya söyler gibi söyledim. Amma onların yüzlerine
söylemekten
fazla utandılar. Her bir kıllarından birer çeşme oldu.
Reislere:
"Oğullar!Hak Teala sizin cümlenizden razı ola. Benim de sizden beklediğim bu
idi. Lakin bu
gece inşallah gemilerimizi hazırlayıp piko durasınız. Seherde rüzgar içerden
dönerse kalkıp
düşmana mukabil oluruz. Allah Teala yardım ihsan eyleye. Göreyim sizi er gibi
hareket
edesiniz. İnşallah düşmanın halinde bir şey yoktur. Allah erenler bizimle
beraberdir. Kalbinizi
safi tutasınız." Dedim.
Divan savulup reisler ve gaziler herkes, gemili gemisine gitti.
Seherde Gördüğüm Rüya
O gece:
"Allahım, İslamı kafirler üzerine kuvvetli kıl! İslama nusret ihsan eyle!"
Diye sabaha kadar tazarru ve niyaz eyledim. Seher vaktinde uyku ile uyanıklık
arasındaşunu gördüm:
"Yattığımız limanın yalı kenerında, sanki karada, birçok ufacık serdin balığı
çıkmış. Amma
ol ufacık serdin balıklarının içinde iki tane karnı yarık balık vardı. Bunlar seyreder
dururken, bir şahıs biralata binbiş dolu dizgin yanıma geldi, atın başını çekip
durdu. Bir
peştemal dolusu ufacık balığı elime verip: Aa bunu ya Hayreddin! Halife-i ruy-i
zemin olan
şevketlü Sultan Süleyman'a peşkeş ver, dedi. Sonra çıkarıp elime bir rik'a
vererek
kayboldu. Ben de rik'ayı açıp baktım. Gördüm ki, beyaz kağıt üzerine yeşil hat
ile -Nasrun min
Allahi ve fethun karıb ve beşşiril mü'minine ya Muhammed- deyu yazılmış. bunu
okuyup yüzüme
gözüme sürdüm.
"Sana hamd ve şükürler olsun ya Rabbi!" Diyerek uykudan uyandım.
Rüyayı kendim tabir ettim.
"İnşallah ol ufacık balıklar kafir donanmasının firkateleri ve sandallarıdır.
Erzak ve
ganimetlerle İslam askerenin tok doyum olacağına işarettir. Karnı yarık balıklar
ise kafirlerin kadırgalarıdır. Gaib bilinmez amma, içinde olan kafirleri firar etmiş
olmalı. Padişah-ı alem-penah hazretlerine peşkeş ver dediği peştemal dolusu
ufacık balık,
inşallah, yakında Boğdar'ın fetih haberi geleceğini işarettir. Çünkü şimdilerde
Padişah-ı
alem-penahBoğdan üzerine gitmiştir. İçinde nusret ayetleri yazımı olan rik'a
ise, inşallah,
Allahın yardımı, Peygamber'in mucizesi, enbiyaların himmeti ile düşmana mansur
ve muzaffer
olmamıza işarettir. "
Diyerek hamd ü senalar ettim.
Baktım ki nusret rüzgarı içerden dönmeye başladı. O zaman: "Bismillah, tevekkelü alellah, niyyeti
gaza, kasdı kafir!" Diyerek mübarek bir saatte salpa eyleyip, badbanları döküp, pupa rüzgarla fecirvaktinde
seksen pare gemi olmak üzere kafir donanmasının üzerine hucüm ettim.
Preveze Savaşı
Kafir donanmasının ise o gece üzerine bir pus çöktü ki birbirlerini görmek
oldular. Benim limandan çıkacağımı ise hiç zannetmiyorlardı.
"Barboroşo bizden korktu, gayri limandan taşra çıkmaz. " Derlerdi.
Zira kafirler gelip oraya lenger-endaz olalı üç günolmuştu. Bizden bir hareket
görmediklerinden böyle kanaatgetirmişlerdi. Amma, düşman düşmanın
halinden bilmez,
demişler. Bizim yattığımız Preveze limanından öyle olur olmaz rüzgar ile çıkılmaz
idi. O sebepten çıkışı rüzgarın içerden eseceği bir mübarek saate tehir
etmiş idim. Seksen parelik donanmamı üç bölük ettim.
Tenbih ettim ki:
"Bizim gemi alayı kafirin alayına karşı olsun. Bizim firkate alayı kafirin
firkatealayına, kalite alayı kafirin kalite alayına mukabil olsun!"
Böylece taksim edip at başı beraber İslam donanması kafir donanmasının üzerine
gitmekte olduk.
Amma kafirler karanlık pusun içinde, demir üzerinde kendi havalarında yatırlar
idi.
Bizi ardımızdan sürüp oraya getiren nusret rüzgarı, varıp kafir donanmasının
üzerindeki pusu da dağıttı.
Kafirler gördüler ki islam donanması üzerlerine bindirip varır. O zaman
kafirlerin
içinde, bir ana buba günü bir şaşkınlık, bir rubulya koptu ki, demek olmaz!
Daha alaca karanlık olduğundan demirlerini kesip birbirlerinin üzerlerine
düşüp, kafir
donanmasiyle Müslüman donanması karmakarışık oldular.
Otuz altı pare geminin önünde olarak, forsa sancaklarını dikip foralabanda
arslanlar gibi yollu yolunca ateşlerimizi saçarak cenge giriştik.
Kalite alayımız kafirlerin kalitelerini allak bullak edip kimini alıp,
kimini batırmakta, kimisini ise kafirler bırakıp kaçmakta idiler.
Firkate alayı dahi, kafir firkatelerinin kimini alıp, kimini baştan
kara edip, kimini dahi
koğup gitmekte idiler. Elhasıl kafir donanması münhezim olup, asakir-i İslam mansur
ve muzaffer oldu.
Kafir gemilerinden sekiz paresi kuru tekne olarak on beş tanesi alındı, yedisi
batırıldı.
Kafir kalitelerinden yedisi cenk ederek, ikisi içindekilerin bırakıp kaçmasıyle
dokuz kalite alındı.
Kafir firkatelerinden on iki pare firkate alındı.
Netice-i kelam kafirlerin yüz yirmi pare donanma-yı menhuselerinden otuz altı
adet tekne alındı, kalanı firar edip gittiler.
Firkateler ve sandallar deryanın yüzünden kafirleri devşirdiler, kimisi de
boğulup cehenneme gitti. İkibin yüz yetmişbeş kafir esir alındı.
Boğdan'ın fethi müjdesi
Aktarmaları getirip limana koduk, sonra kendimiz de selametle tekrar limana girip yattık.
Sakatlarımızı onardık. Zira biz de salkım saçak olup, iler tutar
yerimiz kalmamıştı.
Şehit olan gazilerin kimini deryaya kimini ise Preveze'ye defn ettik.
Seksen pare gemideki gazi askerlerden dört yüz şehit sekiz yüz yaralı vardı.
Mecruhların yarasını hoşça sardık.
Bu büyük gazanın şükrü için yüzümü secdeye koyup hamd ü senalar eyledim.
Sabah olunca kaptanlara ve gazilere büyük ziyafet verdim. Yeyip içip şenlik
şadımanlık ettiler.
Bizler bu sürur ve sevinç içinde iken Boğdan'ın fethi müjdesiyle Kapıcıbaşı
geldi. Kapıcıbaşıya ihtiyaçtan beri edip başını göğe erdirdim.
Kaptanlara ve Kapıcıbaşıya gördüğüm rüyayı ve nasıl aynen çıktığını anlattım.
Şevketlü Sultan Süleyman han, Kapıcıbaşı ile gönderdiği hatt-ı hümayunda
buyurmuş
ki:
"Sensin ki lalam Hayreddin Paşa,
"Derya gazan mübarek olsun. Kış mevsimi yakındır. Gayri ayak ayak Asitane'ye
gelmeye acele
edesin. Burada refah ve istirahatinde olasın. "
Üçüncü gün Kapıcıbaşıyı geri gönderdim. Cengin ahvalini ve sair haberleri de
yazıp eline
verdim, Padişah hazratlerine bildirdim.
Kendim ise Preveze limanında yirmi gün miktarı eğlenip, kafirden aldığım
aktarmaları
donattım. Onla beraber yüz pare tekne olduk.
Kafir Cenaral'in Dedikleri
Bu sıra kafir donanmasından bir haber almayı murad ettim. İskanpavyeyi donatıp
gönderdim.
Ayamavra yakınında İncir limanından çıkma, kaçi, koyun, sığır yüklü bir kayık
tuttu. İçinde otuz altı kafir vardı. İnebahtı'ya kafir donanmasına satmaya götürüyorlardı.
Daha önce bir
sefer etmiş, ikinci seferinde işkanpavyeye tutulmuştu. Alıp
getirdiler.
Pek memnun oldum. İçindekileri gemilere pay ettim, İslam askerinin kursağına nasipoldu,
yediler.
Kayığın Reisi bir laf anlar kafir idi. Kafir donanması Ceneralinin ahvalini
bizenakl etti.
Bu Ceneral daha önce Avlonya önünde bozulup altı tekne ile kaçıp kurtulmuştu. Bu sefer ise
yüz yirmi pare tekne ile Venedik, İspanyol, Papa üçü birlik olmak üzere mertlik davası
edip, gelip intikam almak istemişlerdi.
Elhamdülillah evvelkinden beter başaşağı olup mertlik dava etmiş iken kaçarak
gittiler.
Kaçıp kurtulduktan sonra, reislerini yanına çağırmış ve:
"Bu hristiyan düşmanı sihirbaz Barbaroşo için biz mertlik davası edip çıktık.
Amma yine
evvelki gibi sihirbazlık edip bizim yattığımız yere pus yağdırdı. Haberimiz yok
iken
gelip bizi demir üzerinde bastırdı, bu kadar yüz karalığı eyledi. Neyse ki
kaçarak elinden güç
bela kurtulduk. Asla bir poh yemeye kadir olamadık. Şimdi Krallarımızla ne yüzle
buluşsak
gerek. Gelindi hiç olmazsa varalım, İnebahtı'yı alalım. " Demiş.
Tuttuğumuz kayığın reisi, kafir donanması için:
"Şimdi ben onları İnebahtı'ya yakın bir limanda bıraktım. Geçen yine
koyun, sığırkeçi
yükletip onlara satmış idim. Çok akçe faide ettiğimden, tamah dünyası, yine
kayığımı yükletip
o tarafa doğru giderken, senin işkanpavyeye rastladık. Bizi alıp sana
getirdiler. " Dedi.
Hem kendi halimi hem de kafirerin ahvalini bir bir söyledi.
Bunu duyunca sabahleyinoradan kalkıp:
"Nerdesin İnebahtı!" Diyerek yola çıktık.
"Kaçanı Pek Koğma Zarar Edersin"
Biz böyle gelirken, kafir donanmasının karakulak kayıkları haber almışlar.
Alelacele varıp
menhus Ceneral'e söylemişler.
"Barbaroşo evvel seksen pare tekne idi. Şimdi tamam yüz pare yelken olmak üzere
bu tarafa
doğru gelmektedir. "
Haberi alan kafirlerin aklı başından gidip, oradan hemen kalkıp, soluğu körfezde
aldılar. Birkaç gün sonra onların olduğu yere geldik.
"Venedik donanması buradan gideli üçgün oldu. " Dediler.
Önce artlarından gitmeyi murat ettimse de, sonra:
"Koyundu! Kaçanı pek koğma zarar edersin, demişlerdi. Bu kadar yüz aklığı
oldu, elhamdülillah. Onların firar etmesi de, yine Allah teala hazretlerinin lutf
ü
kerimindendir. Çok şükür meydan yine İslam'da kaldı. " Diye düşünüp, hamd
ü senalar ederek, vaz geçtim.
Zaten kış mevsimleri dahi yakın olmakla, dönüş eyledim. Selamet ve ganimetle Asitane'ye
geldik. Şenlik şadımanlık ederek, dostları şad düşmanları berbad
eyledik.
Varıp şevketlü Hünkar'a buluştum.
"Hoş geldin mücahit lalam, gazan mübarek olsun. " Dedi, hil'at
giydirdi.
İhtişam ve debdebe ile sarayıma gittim. Tersane-i Amire'nin nizam ve
intizamına bakıp,
kendim taat ü ibadetimde oldum. O kış refah ve rahat içinde, kendi
hanemde haremimde geçirdim.
Bahar günleri yetişip sefer zamanları geldikte, seksen pare gemi yağlanıp hazıreyledim.
Her levazımatlarını gereği gibi düzüp, mübarek bir saatte Akdeniz'e çıktım.
O sene kafir donanması çıkmadı. Biz de kafir yakasını kan ağlatıp, berbat ve harap eyledik.
Çok yüz aklıkları oldu, ganimetler aldık.
Budin'in Fethi
Biz derya yüzünden gezip dururken, o yıl yani dokuzyüz kırkbeş sesesinin
başlarında
şevketlü Padişah-ı alem-penah Sultan Süleyman hazretleri, kalkıp, Budin üzerine
sefer eyledi.
Hakk'ın yardımıyla Budin'i feth eyleyip aldı. Sonra darat-ı saltanat ve ihtişam
ile Asitane'ye döndü. İspanya Kralı ise,
"Gran Senyör, Budin'e Alaman üzerine gitmiş!"
Diye haber alınca, hemen Alaman Kralı'na karadan otuz bin sultat imdat için
göndermişti.
Amma gazi Sultan Süleyman'ın kılıcından bu otuz binden bir İspanyol kafiri
bilekurtulmadı,
hep kılıçkan geçirildi.
Andirya Dorya ise otuz pare tekne ile Muton Koron üzerine korsanlığa gelmişti.
Bunun
haberini alınca oraya gittim. Günlerden bir gün Andirya Dorya'ya rastladık. Azim cank
oldu.
Allah'ın izni ile yirmi dokuz pare teknesini aldık. Otuzuncu Andirya Dorya'nın
kendi bindiği
kalite idi. Gayet yürük olduğundan ve akşam dahi bastığından kaçıp
kurtuldu.
Bu gazanın şükraneliği için hamd ü senalar eyledik. İslam askerleri din
düşmanları üzerine
muzaffer olduklarından şar olarak, selamet ve ganimetle gelip Asitane'ye dahil
olduk.
İslambol'a öyle bir günde geldik ki ol gün bütün şehir Budin'in fethi sebebiyle
tezyın-i
bilad, sürur-i ibad ile donanma olunmuş idi.
Ben dahi bütün donanma-yı hümuyun gemilerinden üçer kat alabanda sağdım. Şöyle
ki, ol gün
top sahasından İslambol'un içi yandı, tüttü. Ümmet-i Muhammed ferah ve sürure
müstağrak olup, şadlık eylediler.
İslam askeri o mübarek senede gerek karada gerek deryada, düşman üzerine mansur
ve
muzaffer olup kafirleri mankur ve münhezim eyledi. Hak teala, dünya durdukça
İslam askerini karada ve denizde din düşmanları olan bedbahtlar üzerine muzaffer
eyleye, mel'unları
celaliyle kahr eyleye, amin, bi-hürmeti seyyidil enbiyai vel mürselin.
Varıp şevketlü Padişah-ı alem-penah hazretlerine buluştum: "Gazan mübarek ola, şevktlü
Padişahım, hakk'ın yardımı daim olsun. "
Dedim, gereken edp ve tazimde bulundum.
Padişah hazretleri dahi bana dualar edip:
"Senin dahi gazan mübarek olsun lala! Hak teala seni daim muzaffer eylesin!"
Diyerek eğnime hil'at giyridi. İhtişam ile konağıma gittim.
Sonra yine eskisi gibi donanma-yı hümayun ve Tersane-i Amire ile levent
gazilereait işleri
çekip çevirip, nizam ve intizam vermekle meşgul oldum, ibadet ü taatta ve
devletimin devamına duada bulunur oldum.
Krandos Kafirin Avratı
Şevketlü Sultan Süleyman han hazretleri Rabbi'in yardımı ve kahhar kuvveti ile
Budin kalesini feth eyleyip aldıkta, bu kaleyi Krandos nam kafire verip onu bey
eylemişti.
Aradan çok geçmeden bu Krandos kafiri öldü, nabis ruhu cehennemde karar
kıldı.
Fevt olan Krandos kafirin avratı, kocasının yerine oturup Budin'i idareye
başladı. Pek akılı ve tedbirli bir avrat idi.
Amma Alaman Kralı, Krandos'un mürt olduğunu haber alınca dünyalar onun oldu.
Hemen
alelacale asker çekip, varıp Budin kalesini muhasara eyledi.
Krandos'un avratına elçi ile:
"Sen ki Krandos'un sinyorasın.
"Elçin sana vardıkta, gerektir ki merasim ile bana kalemi teslim edip, sonra geliphak-i
payime yüz süresin, seni yine yabana atmayız, bir masıp ile kayırırız. amma
sakın ki inat ve
muhalefet etmeyesin. Zira sen bilirsin ki, bu kale evvelden benimdi. Gran Senyor
elimden alıp
kocana verdi. Şimdi yolu ve erkanıyla mal sahibi malını alabilir.
"İnat ve muhalefet etmeden kaleyi bana teslim edersen hoş.. Aksi halde kaleyisenin başına
dar ederim. "
Diye haber gönderdi.
Elçi varıp Krandos'un avratına bu şeyleri ifade eyleyince, karı:
"Bu kaleyi benim erime şevketlü Sultan Süyleyman verdi. erim öldü, şimdi bu kale
bizde
emanettir. Bu kalenin sahibi Padişah-ı alem-penah Sultan Süleyman
hazretleridir. İmdi şevketlü
Padişahıma arz ederiz. Hali gereği gibi ifade eylediğimizde, eğer: Kaleyi Alaman
Kralı'na
teslim eylesin, zira kale evvelden onundur, der ise ala, veririz. Elhasıl
Padişah hazretlerinden her ne türlü bir emr-i ali gelirse gereğince amel ederiz.
"
Diye red cevabı verdi.
"Tiz çatr-i hümayun taşra çıksın!"
Vay ki Alaman Kralı gayet hiddete gelip, kafir iken Yahudi oldu.
"Bak şu saçı çok hilebaza, eksik etekli iken bana ne cevap gönderdi!"
Deyip, cenk ü cidali başlattı.
Krandos'un karısı el altından name yazıp keyfiyetten ve ahvalini Sultan
Süleyman hazretlerine bildirdi.
Name şevketlü Hünkar'a gelince, son derece hiddete gelip:
"Tiz çetr-i hümayun taşra çıksın! Ol mel'unun üzerine seferin vardır!"
Deyüp, kendi bizzat gitmeyi murat eyledi.
Amma sonra nedimler, devlet erbabı ve saltanat erkanı koymayıp:
"Şevketlü Padişahım, senin bu kadar yarar lalarının vardır,
onlara emir eyle gitsinler.
Senin dua ve himmetinin bereketi ile menhus Alaman'ı baş aşağı etsinler. Padişahım neden
zahmet buyuracaksınız?" Dediler.
Padişah dahi razı olup, seksen bin asker ile Fettah Paşa'yı tayin etti. Fettah
Paşadahi
ılgar ile varıp Budin'e yetişti. alaman kafirine karşı olup cenge duruştu.
Allah'ın yardımı ile kafire öyle bir kılıç döşedi ki, ancak olur. Altmış bin
kafirden kimse kurtulamayıp, cümlesi cehenneme gitti.
Sonra Fettah Paşa, ol Krandos'un karısını tekrar Budin kalesine bey edip
sabit kıldı.
İhtişam ve debdebe ile kalkıp Asitane'ye gitti.
Sultan Süleyman hazretlerinin de hiddetleri geçip memnun oldular. Hak teala din
düşmanlarını daima makhur eyleye, amin.