|
2. BÖLÜM
Gaza Niyetine!

Cerbe'de
karındaşım Oruç Reis'i bulunca dünyalar benim oldu. Görüşüp konuşup hal hatır
soruştuk. Büyük karındaşımız İshak'ın ve sair akraba ve taallukatımızın
selamlarını söyledim. Vatan-ı asliyesinin haberleri ile onu tazelendirdim.
Türk yerinin havadislerinin ve Sultan Korkut'un kemal mertebe dikkat ile teftiş
olunup aranmasından haber verip karındaşımı agah eyledim.
Her ikimiz de:
— Türk yerleri karışıktır, varır Tunus ocağına gideriz. Orada birkaç zaman
eğleniriz. Hem de bakarız eğer orası kemanımıza gelirse, orada yerleşiriz.
Ömrümüzü gaza yolunda sarfederiz. Çünkü işin sonu nasılsa ölümdür. Bari bu
yolda, cihad-ı fisebilillah, canımızı Cenab-ı Hakk'a teslim kılarız.
Diyerek, bu karar üzere olduk ve bu şekli en güzel bulduk.
Tunus Beyi'ni Ziyaret
Yahya Reis de beraber olarak üç pare tekne ile
Tunus'a geldik.
Meğer Tunus Bey'i deryadan bir ganimet gelse, devede kulak göstermeyip,
gazilerin elinden zorla çeker alırmış.
Bunu duyunca, üçümüz birleşip anlaşıp Tunus Beyi'ne ziyarete gittik. Kıymetli
peşkeşler verdik. Sonra aşağıdan yukarıdan sohbete girdik.
Bey'e dedik ki:
— Sultanım hazretlerinin güzel vasıflarını ve adaletini işittik. Ocağının iyi
adına geldik. Makul ise şurada bize de bir yerceğiz gösteriniz. Gaza edelim.
Ümmet-i Muhammed'in fakir fukarası da ganimet malından faydalansın, siz ve
biz de duaya mazhar olalım.
Bunun üzerine Tunus Bey'i:
— Pek makul. Hoş geldiniz, safa geldiniz, Kaptanlar. Ocak sizindir.
Diyerek bize çok izzet ü ikramda bulundu, hatırlarımızı aldı.
Halk-ul Va'd Burcu
Bize Halk-ul Vad diye anılan burcu kışla olarak
bıraktı. Üçümüzü de yüksek ulufe
ile yazıp tayınlarımızı verdi. Biz de Bey ile ahd-ü eman eyledik.
Buna göre:
"Allah Teala ganimet-i küffardan her ne ihsan ederse sekizde birini pencik,
ellide
birini liman hakkıdiye verelim. Bu minval üzere razı isen, inşallah vilayetin
mamur
olmasına elimizden geldiği kadar çalışırız. Ve eğer istemezseniz ona göre cevap
isteriz. " Dedik.
Tunus Beyi ise:
"Behey oğullar! Tek hemen Allah Teala size selamet ve ganimet ihsan eylesin.
Bana
verilmesi adet olan şey bile size sıhhatler olsun. "
Dedi.
Bu minval üzere kavl ü karar eyledik.
Bunun üzerine kışı geçirmek için Halk-ul Vad denen burca yerleştik. Tekneleri
ölü
denize bağlayıp mühimmatlarını mahzenlere doldurduk. Kendimiz zevk ü safa,
ibadet ü taat ile vakit geçirdik.
Bir Yürük Korsan Perkendesi
Bahar gelip nebatat alemi yeşillerle müzeyyen oldukta, gayri tekneleri kalafat
edip
yağlamaya başladık.
Üç pare bizim, iki pare de Tunus teknesi olmağın cümlesi beş pare tekne hazır
oldu.
Bir mübarek saatte gazaya teveccüh edip yola çıktık.
Benim teknemin önüne, yürüklükte iz kor yok idi. Cümlesinin başında giderdi.
Gezerek Sardunya adası üzerine vardık. Orada bir korsan perkendesi aldık. Onu da
donatıp kendimize ayakdaş eyledik. Elli kafir esir aldık. Eğer benim tekne
olmayaydı,
bu perkendenin tutulması mümkün olmazdı.
Bu perkendenin ne kadar yürük olduğunu şuradan anlamalı ki: Ben yetişip,
çatıp, döğe
döğe bi-avn-i Huda mayna ettirip aldım. İçine aktarmacı koyup, perkende
ile birlikte dönüp, ayakdaşların yoluna çıkıp, forsa da kullandığım halde ancak fecir
vaktinde onlarla
buluşabildim... Kafir teknesini kovalarken bu kadar açılmışız.
Oruç Reis, Yahya Reis ve Tunus teknelerinin reisleri sandal indirip
benimkine geldiler.
"Gazanız mübarek olsun!" dediler.
O gün sofra kurup, yiyip içip, gülüp oynadık.
Keşiş dağı gibi barça
Biz böyle benim teknede zevk ü safamızda iken, nerden çıktıysa, büyüklükte Keşiş
dağı
gibi bir barça huzur etti... Rüzgar üstünde bizden yana gelirdi. Rüzgar altına
geçince
ardınca gitmek için herkes gemisine geçti.
Benim, Deli Mehmet Reis namında bir eski kafadar dostum vardı. onu, aldığım perkendeye
reis eylemiştim. Gayet gemici bahadır bir yiğit idi. Hasılı benim tutar elim ve
görür
gözüm idi... Ne çeşit bir Deli Mehmet olduğunu buruda da gösterdi.
Reisler, teknelerine gitmek için davrandıklarında, bu Deli Mehmet ayağa kalkıp:
"Ey kaptan babalar! Eğer emriniz olursa, şu barçaya ben duacınız gideyim. Siz
zevkinizde olunuz. "
Dedi. Onlar da: "Pek makul Deli Mehmet! Var Allah yüz aklığı
müyesser ede!" Dediler.
Amma barça hayli uzayıp, teknesini saklamalı olmuştu. Deli Mehmet dahi iki
çemberi yisa edip apazlamadan, barçanın ardınca aç kurt koyuna salarcasına salıp,
bir anın içinde Deli Mehmet de tekneyi saklamalı oldu.
Ağamın Kumandayı Bana Bırakması
Biz de dört tekne ile az yelken açıp aheste aheste onun kaybolduğu tarafa
doğrulduk.
Hem yolumuza gider hem de Deli Mehmet'i nezaketle korurduk.
Kumanda benim elimde idi. Ağam Oruç Reis yaşça benden büyük olduğundan kumandayı
ona
verdikse de, Ağam:
"Senin derya işlerinde malumatın benden çok ve tedbirin de ferasetin de
benimkinden
artıktır. "
Diyerek gönül rızası ile kumandayı bana bırakmıştı... Biz Deli Mehmet'in ardınca
aheste aheste gide duralım. Acaba bu sırada Deli Mehmet'in ahvali ne idi?
Kafirlerin Cümlesi Kaçmış
Deli Mehmet barçaya yetişmiş, içinden kimse görünmemiş. Barçaya çatıp yukarı
çıkmışlar.
Bakmışlar ki kafirlerin cümlesi kaçmış, dümeni bağlamışlar.
Deli Mehmet ve leventleri de barçaya geçip, kendi gemilerini barçanın kıçına
bağlayıp
yelkenleri kandilisaya bağlayıp suyumuza gelip bizi bekler olmuşlar. Barçanın
yükü ise
buğday imiş.
O sene Tunus'ta buğday yoktu. Bizim tekneler barçanın yanına varınca Deli
Mehmet'i
selamlayıp:
"Gazan mübarek olsun. " dedik.
Yükünün buğday olduğunu öğrenince çok ferah ettik.
Aktarmayı ertesi gün Tunus'a göndermeye karar verdik. O gece tekneli teknesine
gitti.
Hikmet-i Hüda, sabahleyin iki barçaya daha rastlayıp, onları da aldık. Birisi
bal,
zeytin, peynir ve birisi Cenova'dan çıkma kemha ile tüfhenk demiri yüklü idi.
Elhasıl her
şeyden birer miktar alıp, kırk ambar haline geldik.
Tunus'a üç tane dağ gibi aktarma ve bir korsan perkendesi dolu ganimet ile
bocalayıp, selamet ve ganimetle yirmi bir günde vardık. Toplar, tüfhenkler atarak, şenlik şadımanlık
ile gelip dahil olduk.
Buğdayı Fukaraya Dağıtmamız
Bütün gaziler tok doyum oldular. İçinden penciği ve liman hakkını çıkarıp geri
kalanını karındaşlar gibi pay eyledik. Buğdayın ise yarısını tekneler için
alıkoyup öteki
yarısını fakir fukaraya sadaka dağıttık. Öyle ki Tunus'un fakiri fukarası:
"Allah size yardım etsin, ey mücahitler!"
Diye alkış edip:
"Allah Teala bu gazileri rahmet gönderdi. Gelişleri beldemize rahmet oldu.
" Derlerdi.
Dört ayakdaş reis, o kış da Tunus'ta kışlayıp baharı bekledik. Bahar
günleri gelip,
alem yeşillikle müzeyyen oldukta, teknelerimizi kalafat edip yağladık: Mübarek
bir
saatte beraberce kalkıp sefere açıldık.
Asker Dolu Bir Baça
Onüçüncü gün deyince İspanya yakasına gider bir barçaya rastladık. Sultat
yüklü idi.
İçinde iki büyük kafir varmış. Her biri bir vilayete zabit gönderilmiş imiş.
Barça da en az üç dört yüz kafir var idi.
Barça bizim tekneleri köpek yerine saymayıp yoluna devam etti. İçinde sultat çok
olduğundan çekinmezdi.
Hemen Oruç Reis'e varıp, yanaşıp selamladım:
"İnşallah karındaş, nasibimiz budur. Hemen senin sancaktan, Yahya ile Deli
Mehmet
iskeleden gidelim. Hayır ola!" Dedim.
Öylece yaptık. Allah'ın izniyle rüzgar da kesilip süt limanlık oldu. Hemen nusret-i
Huda ve mucizat-ı Mustafa, altın işlenmiş ibrişim sancaklarımızı dikip,
toplarımızı attık.
Gülbank-i Muhammedi çekip vogavento edip barçanın altına sokulduk.
Kafir üzerimize öyle bir taş açtı ki, tarif olunmaz. Dört tekneden yetmiş seksen
adam şehit oldu.
Sözü uzatmayalım iki tekne sancaktan iki tekne iskeleden altı kere çattık.
Altısında
da kafir, tekneleri geriye püskürttü. Yedinci defa da güç bela fetih müyesser
oldu. Barçayı
aldık, amma gazilerin analarından emdiği süt damaklarından lezzet verdi. Dört
tekneden yüz elli şehit ile seksen yaralı vardı.
Oruç Reis'in Yara Alması
Barçada dahi gemici sultat, beşyüz yirmibeş kafirden yüzseksenüç kafir ve iki
zabit
sağ kalmışlardı. Geri kalanı hep cehenneme gittiler. Bu gazada Oruç Reis de
öldürücü yara
aldı. Savuşturuncaya kadar çok zahmet çekti.
Barçayı zapt ettik, içine aktarmacı koyup otuz üç günde Tunus'a döndük. Tunus
halkı
ettiğimiz bunca bahadırlıkları görüp tahsin eylediler.
Aktarmada olan eşyayı çıkarıp satıp, yine karındaşlar gibi pay eyledik. Barçadan
ayrıca bir kızoğlan kız, yetmiş seksen papağan, onbeş yirmi doğan, zağar ve samsum
çıkmıştı.
Bunları hepimiz adına Tunus Beyi'ne hediye verdik. Azim makbule geçti.
Kafirlerin telaşı
Ele geçirdiğimiz barçanın haberi kafir yakasına vardıkta, o iki büyük kafirden
ötürü
yas ve matem eylediler. Hızır ve Oruç Reis isimleri, kafir yakalarında nam ü şan
vermeye başladı.
Büyük kafirler ve kaptanları bir araya gelip, aralarında müşavere eylemişler:
"Hristiyan düşmanı iki yılan peyda olmuş, ikisi de bir karındaş imiş. Birisine
Hızır
Reis ve birine Oruç Reis derler imiş. Şimdi yılan ejderha olmadan
başlarını ezmeye bakalım.
Yoksa bunlar gittikçe kalınlanırlar. Sonra iş müşkül olur. " Demişler.
Bu fikri isabetli bulup on tane mükemmel kadırga donatıp, içine yarar sultatlar
koyup çıkmış, Cenova taraflarına doğru gitmişler.
On perkende bizi ararmış.
Biz ise bahar gelince adet üzere tekneleri yağlayıp, dört tekne ayakdaş
olmak üzere,
Tunus'tan ayrılıp "Cihad fi sebilillah" gaza için denize açıldık. Niyetimiz Cenova
taraflarına doğru gitmekti.
Amma gör hikmeti sen ki, bizi bir fırışka gündoğrusu poyraz alıp götürdü. Biz de
önüne
düşüp gittik.
Cezair'e yakın Becaye denen kalenin açığında Delikli Taş denen mevkide lenger-endaz
olup orada yattık.
Bu sıralarda kafirler de Cenova tarafına gitmiş, bizi bulamamışlarmış.
Arar dururlarken,
bizleri Becaye'ye getiren fırışka gündoğrusu poyraz kafirlere de erişip, onları
da Becaye semtine getirdi.
Birden, on parça büyük perkendenin görüne düştüğü haber verildi. Bunların bizi
arayan korsanlar olduğunu anladım.
Reislere:
"Şimdi bu kafirlere kaçamak yüzü gösterip, top altından gereği kadar denize
açıldıktan
sonra hücum etmek lazımdır. Kazlar ne kadar zor olsa da hepsine bir şahin yeter,
demişler. " Dedim.
Muvafık görüp, hepsi hemen demir alıp, yelken kürek kaçmaya
başladılar.
Kafirler bu halimizi görünce:
"Bre meğet kaçtılar!"
Diye, acı acı koğmağa başladılar.
Kafirleri kafi mertebede denize çekince bir dönüş döndük ki, neye uğradıklarını
bilemediler.
Kapudaneyi Almamız
Kaza-yı asumani gibi üzerlerine çullandık. Ben kapudanesine çattım. Gazilere
Allah'ın yardımı ile fethettik. Oruç Reis de birini aldı. Yahya ve
Deli Mehmet Reisler de birerleş aldılar.
Hasılı kafirlerden dördünü aldık. Altısı firar edip kaçtılar. Varıp Becaye
kalesinin altına sokulup yattılar.
Biz de yine selamet ve ganimetle eski yerimize döndük. Fakat Oruç Reis gazaya
doymamış
olacak ki:
"Bir iki yüz kadar gazi ile karaya çıkıp, kale altına saklanan kafir teknelerini
dışarı
çıkarayım. " Dedi.
Becaye Önünde Savaş
Fakat, ben onun bu fikrini beğenmedim ve:
"Gel karındaş, bu sevdadan vazgeç. Zira bu kale altında bir yüz karalığı olma
ihtimali
vardır. Şimdi Hakk Teala'nın bu lütfu ihsanına çok şükürler edelim. Çünkü bu
kafirler
bizim için bilhassa donanıp, bizi aramaya çıktılar. İşte Allah'a şükür dördünü
alıp
altısını kaçırdık. Gel karındaş! Bu bize Cenab-ı Hakk tarafından büyük nusrettir.
Bunun
şükründen dilimiz acizdir... Hem dün gece karışık rüyalar gördüm. Şöyle ki:
Senin teknenin
alemi başaşağı olmuştu. Ben yine kaldırıp yerine diktim. Şimdi bu hayra alamet
değildir. " Dedim.
Fakat: "Olacak olsa gerek çar ü naçar.
"Gerek kalbin gen tut, gerek dar. " Oruç Reis'e söz kar etmedi.
"Elbette çıkarım!" Dedi.
Oruç Reis'in Tuzağa Düşmesi
Oruç Reis iki yüz levent gazi alıp karaya çıktı. Kafir gemilerine varıp
baktılar ki,
içlerinde kimse yok. Altı pare kefere teknesinde bir kimse göremediler. Kale
yakın olduğundan kafirlerin teknelerini bırakıp, Becaye kalesindeki kafirlerin yanına
firar
ettiklerini tahmin ettiler. Tekneleri çıkarmaya karar verdiler.
Meğer tekne kafirleri, kaledeki kafirlerle meşveret etmişler imiş:
"Şimdi bu haydutlar, bizim dördümüzü aldılar. Onlar kanmamışlardır. Varalım
altısını
da alalım diye, ya tekneleri ile denizden yahut asker dönüp karadan bize
sarkıntılık
edecekleri muhakkaktır. Şimdi siz kalede, biz teknelerde hazır bulunalım.
Geldiklerinde birer alabanda vuralım. Azizlerin himmetiyle çok haydut
helak edip, ayakdaşlarımızın
intikamını alalım. " Diye kavil etmişler.
Oruç Reis ve gaziler:
"Teknelerinde kimse yok. "
Diye yürüyünce, kafirler gerek teknelerden, gerek kaleden topla karışık, öyle
bir
kurşun alabandası vurdular ki, ancak olur.
Gazi karındaşlarımızın elli altmış kadarı şehit, bir o kadarı da mecruh düştü.
Öyle bir
şaşkınlık oldu ki, anlatılamaz.
Oruç Reis, koluna bir misket dokunup, ağır yaralandı ve kendinden geçti. Sağ
kalanlar da ne yapacaklarını şaşırdılar. Nitekim: "Sürahi kırılırsa kadeh
ortada kalmaz; ey saki, baş gitse ayak payidar olmaz" demişler.
Kafirleri Bir Kırış Kırdık ki !
Kıyıdaki hali deryadan seyredip dehşete düştük... Baktım ki iş işten geçmiş,
bela
deryası hadden aşmıştır. Hemen can başıma sıçradı. Teknelerden üç dörtyüz
bahadır gazi yiğitle beraber karaya çıkıp yetiştik. Dalkılıç, ateştab olup, kafir-i edebileri öyle bir kırış kırdık ki, kıra kıra mel'unları
kale kapısına dar soktuk.
Üç yüzden fazla kafir-i bidinleri kılıçtan geçirip, yüzelli kadarını da diri
tutup esir eyledik.
Sonra altı pare kafir teknesini de kıyıdan çıkarıp, kendi gemilerimizin
yanına aldık.
Kafirler, bu gemileri "bari batıralım" diye kaleden o kadar top attılar,
rast getiremediler.
Şimdi gemilerimiz on dört pare olup, sonu yine -elhamdülillah- güzel yüz
aklığı oldu.
Amma karındaşım Oruç Reis'in kolcağızı gitti ve bu kadar tüvana gazi yiğitler
şehit
oldu. Amma çare ne! Hüküm vahid ve kahhar olan Allah'ındır, deyip, ondan gelen
kazaya razı olduk.
Oruç Reis'in yarasını, cerrah hoşça sarıp timar etmeye başladı. Amma o günden
Oruç
Reis'in ızdırabı artıp, hali fenalaştı. Kolu bozulmaya yüz tuttu. O zaman
cerrahlar bana
gelip:
"Sinyor kaptan! Eğer karındaşının o kolu kesilmezse, hesabını
boynumuza alamayız.
Sonra bize bir şey deyemezsin. Zira kemik kararmış. " Dediler.
Kestirmeye razı olamadım. Maksadım Tunus'a varıp orada timar ettirmekti. Hele
Hakk'ın Yardımıyla üçüncü gün Tunus'a vardık. Tunus halkı bu gelişimizi
görünce şaşırıp, bir hayli korkmuşlar..
Haçlı putlu ondört tekne
Tunus halkı on dört tekne ile geldiğimizi görünce korkmuşlar:
"Bunlar dört gitti on dört geldi!"
Deyip, on tanesinin aktarma olduğuna inanmamışlar.
Böyle zannetmekte hakları da vardı. Çünkü karındaşım Oruç Reis'in kolcağızı bu
kazaya
uğradığından beri, gece gündüz içim yanar, ah ederdim.
"Bu kafirlere rast gelmeyeydik. " Diye mahzun olurdum.
Bu sebepten, Tunus'a girerken teknelere sancak bile açmayıp, hemen hırsız gibi
sessizce girdikti.
Bu hal Tunus halkı arasında dedikoduya sebep olmuş. On dört pare gemileri armada
olmak
üzere sancaksız görünce:
"Acaba bunlar Müslüman tekneleri mi?" Diye şüphede kalmışlar.
Benim teknenin kıçında sinyal vardı.
Bu nişanı görünce:
"İşte Hızır Reis'in teknesi!"
Derlermiş amma emin olamazlarmış. Çünkü on pare aktarmalar hep haçlı putlu kafir
tekneleri idi.
Tekneleri demirleyip kıyıya çıkınca, işi anlamışlar:
"Hızır Reis'in gerek gün günden artan bahadırlığına ve gerek karındaşına olan
sadakatine tahsin ve aferinler. Hakka ki karındaş olunca böyle gerektir. "
Demişler. On pare aktarmadan, mürd olan ve kaçanlardan başka, dörtyüz yirmibeş
esir götürmüştük.
Oruç Reis'in Kolunun Kesilmesi
Karındaşım Oruç Reis'in hali iyi değildi.
Cerrahlara haber verdirdim ki:
"Karındaşımın kolunu kesmeden iyi eden, eğer esir ise azattır. Ayrıca istediği
on esiri
de kurtarsın... Eğer esir değil kendi başına ise, mizan çekisinin bir tarafına
kendi
otursun, öbür kefesine altın koyayım. Ağırlığınca mal vereyim... "
Bu sözüm üzerine gerek Müslüman, gerek kafir cerrahlardan herkes,
gelip baktılar olmadı.
"Kesmekten başka ilacı yoktur. "
Dediler.
O zaman izin verdim. Oruç Reis'in kolcağızını kestiler. Timar ettiler,
iyice oldu.
Bir gün kolu kesilmiş, döşekte yaralı yatan karındaşımın karşısında hıçkıra
hıçkıra
gözlerimden baran-ı bela gibi yaşlar revan oldu. Oruç Reis dahi benim ağladığımı
görünce durmayıp ağlamaya başladı.
Sonra:
"Ey gözümün nuru Hızır'ım! Niçin böyle ah edip ağlarsın, ben kolsuz karındaşın
için
ciğerini dağlarsın! Allah'ın verdiğine merhaba! Takdir-i Rabbani böyle imiş.
Onun kazası
geri çevrilemez ve hükmüne mani yoktur. Elimizden ne gelir. El-hükmü
billah!.
Elhamdülilah ki gaza yolunda oldu. O saadet bana yeter! Nolaydı, o zaman sen
karındaşımın
sözünü tutaydım... " Dedi.
Sonra yine:
"Hata söyledim, karındaş estağfirullah!.. O zaman senin sözünü
tuttuğum takdirde bile, sonunda yine böyle olacakmış. Orada olmasa
bile başka yerde takdir-i ezeli
yerine gelirdi... Hoş, şimdi bununla geçmiş ola... "
Diyerek hatırımı teselli eyledi. Onun ilmi benden fazla olup, alim kişi idi.
Elhamdülillah, yarası iyileşip ayağa kalktı. Sıhhati eskisi gibi
oldu.
Endülüslü Müslümanlar
O kışı da Tunus'da geçirdik. bahar günleri gelip, yeryüzü yeşil nebatlar ile
müzeyyen olup, gazilerin gönülleri bülbüllerin feryadı gibi, cihad için cuş u huruşa
geldiği zaman yine deryaya açıldık.
Dört kendi teknemiz ve dört de aktarmalardan sekiz pare tekneyi yağlayıp hazır
ettik ve bir mübarek saatte kalkıp gazaya gittik.
Muvafık bir rüzgar ile İspanya yakasında Gırnata denen dağda Endülüslüler
olurdu. Endülüslüler ol kimselerdi ki:Resulullah sallallahu aleyhi ve sellemin
eshabı varıp
oraları feth eylediklerine, ümmet-i Muhammed'den canları isteyen pek çok Müslüman
orada kalmış idi.
Sonra kafirler bir fırsat bulup memleketi tekrar Müslümanların
ellerindenalmışlar. Mescitleri yıkıp yerine kilise yapmışlardı. Kendilerine baş eğen Müslümanları
haraca
kesip, eğmeyenleri katl etmişlerdi... Rahmetullahi aleyh
Müslümanlar yer altında mescitler yapıp gizlice namaz kılıp ibadet ederler
idi. Oğlancıklarına Kur'an öğretip gizlice okuturlardı.
Kızları olunca, kafirler zorla ellerinden alırlar, İslam çoğalmasın diye
birbirlerine verdirmezlerdi.
Namaz kılıp, oruç tutur, Kur'an okuduklarını bilirlerse, aman zaman vermeyip ateşte
yakarlardı.
Hasılı bu Müslümanlar nice nice cevr ü sitemler çekerlerdi. Al-i Osman
Padişahından bunlara bir medet olmadı.
Bu adamlar sahabe-i güzin silsilesinden idiler. Nice nice okunan tefsirler
bunların tefsirleri idi.
Sonraları bunlardan nicelerini teknelere doldurup arap yankasına dökdük. O
zamanlarda
olan ahvallerde inşallah yerinde zikr olunur.
Sekiz pare teknemiz ile o tarafları yakıp yandırdık. Küffara çokzararlar
verdikdik.
Flandıra Beyi'nin Barçası
Günlerden bir gün el-Emariyye önlerinde gezerken, yedi kıta barçaya rast
geldik. Rüzgar
gayet çok olduğundan birine yetişip alakoduk. Ötekiler firar edip kaçtılar. Amma
alı koduğumuz
barça gayet ulu uubarça idi. İçinde çok mal ve büyük kafirler vardı. Yedisi de
Hint'ten gelirlermiş.
Meğer bu yedi barça Flandıra Beyi'nin imiş. Altısı selametle varıp, yedincinin
alındığı
haberini götürdüklerinde, kafirler, itler gibi ürüşüp, eşekler gibi çığrışmaya
başlamışlar. Yas ve matem girdabına gark olup batmışlar.
"Şimdiden sonra, bu haydutlar bu vilayeti öğrendiler, gayri bize rahat
yoktur. Hemen bolay
kim, nursuz ve pirsiz ol diyavololardan hakkımız alına. " Demişler.
Biz ise, aldığımız barçayı Tunus'a götürmek için Deli Mehmet Reis ile Yahya
Reis'i tayin
edip gönderdik. Altı pare tekne ile kaldık. Beş on gün daha gezip biz de Tunus'a
doğru dönüş edecektik.
Minorka Adasında
Minorka adasına geldik, boş bir lenger endaz olup yattık.
Bu arada kafirler bizden haber almışlar:
"Ha fırsat ganimettir, varalım bastıralım!" Diye karar vermişler.
Biz de kafirlerin hilelerini duyduk. Demir alıp adanın güneydoğusundan yana baş
vurup, dört tarafı vardiya edip gözettik.
Ol arada kafir çobanları koyun güdüp gezerlerken, bizim tekneleri görünce
koyunları sürüp
dağın öteki tarafına götürdüler. Görünmez oldular.
Gazilere:
"gelin gaziler, sizinle bugün bir kara gazalığı eyleyelim. Altı tekneden onar adam
taşra
çıkıp, hem cihadı fi sebilillah gaza edin hem şu koyunları sürün getirin. Çoktan
beri et
yemedik. Şurada bir kebap edelim"dedim.
Zira Tunus'tan çıkalı elli altmış gün olmuştu. Hem azıklarımız bir miktar elin
ayağını
çekmişti. Hem yattığımız yarda bir pınar suyu kaynayıp akıyordu ki, ab-ı hayattan
nişane
verirdi... Muradım bir kebap çevirtip leventlere zevk ettirmekti.
Gaziler:
"baş üstüne!"
Deyip, yetmiş seksen tane bahadır gazi yiğit kuşanıp, çobanların ardınca
gittiler.
İki Yüz Sarhoş Kafirle Gaza Edilmesi
Odağın yokuşunu çıkıp dört yana nazar edince görmüşler ki, aşağısı bağ bahçe, akar
sular, meyvelerle bir mesire yeri ki, ancak olur.
Anıma gör hikmeti sen ki, silahlı iki yüz kadar kafir o meyve ağaçları altında
kebaplar çevirip tulumlarla bade için zevk ü safa ederlermiş.
Fakat o kadar sarhoş imişler ki kendilerini bilmez, mest olmuş yatarlamış.
Gaziler bu hali görünce, bizim tekin olmadığımızdan şüpheleri kalmamış. Çünkü
onlara:
"Varın hem gaza eyleyin, hem koyunları sürün getirin. Sizinle şu pınarın başında
bir kebap
çevirip yiyelim. " Demiştik.
Onun için gaziler, bu hali görünce birbirlerine:
"İşte hızır Reis bize;varın hem gaza edin, hem koyunları sürüp getirin dediği
budur. Bu
sarhoş kafirlerle gaza edeceğiz. " Diye söylemişler.
Meğer koyunların çobanları da onlarla beraber sarhoş olup yatmışlar imiş. Koyun
sürüsü
yanıbaşlarında çobansız otlar gezermiş.
Bu hali gören gaziler, fırsatı ganimet bilip hemen bir ağızdan gazaya niyet
ettiler. Dalkılıç olup kafire saldırdılar. Allah'ın yardımı, Hazreti Peygamberin
mucizesi ve
bütün enbiya ve evliyanın bereketi ile öyle bir giriş girdiler ki, kafirler neye
uğradıklarını bilemediler.
Yetmiş seksen adet kafir kılıçtan geçip, geri kalanlar:
"Mayna sinyor!" Deyip bende çektiler.
Gaziler beş altı sürü koyunla birlikte kafirleri de önlerine katıp teknelere
doğru
geldiler. Onları görünce Oruç Reis'le karşı çıktık.
"Hoş geldiniz, safa geldiniz, gazi beyler! Gazanız mübarek olsun. "Diyerek
onlara izzet ü ikramda bulunduk.
Altı pare teknenin leventleri üç gün tamam yiyip içip sohbet
eylediler. İstediğimiz kadar koyunu gemilere doldurduk.
Esirlerin başı olan kafiri getirtip sordum:
"Böyle pür-silah nereye gidersiniz?Bu gazilerin ellerine nasıl düştünüz?"
Kafir sualime, olduğu gibi doğrusunu söyledi:
"Sinyor kaptan! Minorka'dan sizin için on pare büyük perkende donattılar. Sizi
yattığınız
yerde bastıracak idiler. Biz de iki yüz sultat karadan onlara yardım
edecektik, bunun için
tayin olunmuştuk. Lakin natura sizinmiş, azizler bize yardım etmedi. "
O zaman ben de:
"Yuf sizin başınıza mel'unlar! Azizler dediğiniz ne köpeklerdir!Kim ola da kişiye
yardım
edeler!işte bu bozuk inancınız yüzünden, bu dalalet yolunda ebedi kaldınız. Lakin
hidayet
mabui bizevalden olur. Dilediğini de sizin gibi zulmette kılıp azizlere
sürüklendirir...
Elhamdülillah ala dinil İslam. Herkese yardım eden ancak Allah'tır. Yoksa sizin
aziz dediğiniz
ne ittir. " Dedim.
Bu esirleri altı tekneye dağıtıp küreğe kodurdum.
Buradan kalkıp Cenova'ya doğru gittik. Yolda dört pare barçaya rast gelip onları
da
aldık. Tunus'a gönderdik.
Bizi Arayan On Kalite ile Cihadımız
Oruç Reis'le benim nam u şanımız kafir yakasında dilden dile destan olup
söylenmeye
başladı. Kafirler yine bir araya gelip bizi nasıl ele geçireceklerini meşveret
ederlermiş. On pare kalite donatıp bizi aramaya çıkmışlar.
Ko arasınlar:"Kişinin yardımcısı Allah ola, var kıyas eyle ol ne şah ola. "Biz
canımızı
başımızı, din-i mübin uğruna feda edip gece gündüz cenk ü cidal, har ü kıtal
eylerdik...
Zapt edip Tunus"a gönderdiğimiz dört barçanın birinden kafirler, yelkenli sandala dolup
firar etmişler. Bu sandal deryadan çırpınıp bizi arayan on kalitenin üzerine
varıp düşmüşler.
Sandaldakiler hallerini ifade edince kafirlerin dertleri debreşmiş. Hemen
barçaları aldığımız
yere yelken açmışlar. Sanki biz orda bağlıymışız gibi...
Aradıkları bulamadılar amma, bir zaman sonra, deryada dolaşıp dururken bize
buluştular.
Onlar on, biz altı idik. Hemen Oruç Reis'in üzerine bocalayıp seslendim.
"İmdi karındaş, bunlara da Becaye önünde yaptığımızı edelim. Önce kaçamak yüzün
gösterelim. Hem bakalım bizden ziyade ayaklı mıdırlar. Tamam gereği gibi dişlerini
saydığımızda tevekkeltü alallah, döner üzerine vururuz. Eğer biz onlardan ziyade
ayaklı
bulunursak varmayız... Ben sancaktan sen iskeleden, birer alabanda vurup
çatarız. İnşallah
nusret bizimdir. "Kararımız üzerine fatiha edip kaçmak yüzünden tuttuk. Kafirler dahi:
"Haydutlar azizlerin himmetiyle dayanamayıp kaçtılar!"Diye, acı acı koğmaya başladılar. Kafirlerin kaptan gemisi gayet yürük olduğundan
ötekileri
saklamalı oldu. Amma bizimkilerle bir kararda kalıp, ne o bizimkilerine
girebildi, ne bizimkiler çıkabildi.
Bu halde kalınca, teknemi kafirin gemisine döndürdüm. Oru Reis de ötekilerde
öyle yaptılar.
Kafir baktı ki, altı pare gemi at başı üstüne gelir. Ayakdaşlarından da kendine
bir fayda
olacak değil... Korktu. Ayakdaşlarının üzerine döneyim, dedi. Amma gayri ne
fayda!bizimkiler yetişti.
Topla karışık misketleri yağmur gibi yağdırdık. Kimimiz iskeleden, kimimiz
sancaktan, kıçtan
baştan çatıp, çeke çeke bağlayınca gaziler dalkılıç ateş olup Gülbank-iMuhammedi
çekip, kafirin kapudanesine geçtiler. Yetmiş seksen kadar kafir kılıçtan
geçirilince
kalanlar "Mayna Sinyor!" deyip çağırışmaya bşladılar. Elhamdülillah kolayca ele
geçirip zapt etik.
Esir edilen yüz doksan beş kafiri teknelere pay ettirip kaptanlarını kendi
tekneme getirttim.
Hikmete bak ki, biz kafirin teknesine çattığımızda rüzgar fırışka iken süt
limanlık
olmuştu... Kafirin kaptan gemisini de donatıp kendimize kattık altı iken, yediler
aşkına yedi olduk.
Oruç Reis'in Bana Kızması
Kafirlerin dokuz pare gemisi geride kalmıştı. Şimdi biz yedi pare tekne olarak
kafirin gemilerine bocaladık.
Kafirler baktılar ki kaptanlarını alıp altı iken yedi olduk... Aldığımız kaptan
teknesinde
dört beş pare tekne kuvveti vardı. Gerek bizim, gerek kafirin takımında ondan
büyük gemi yoktu.
Kalplerine korku düştü. Dönüp kaçmaya başladılar. Bir miktar artlarından koğup
sonra orsa
alanbanda ettim.
Benim orsa alabandaa etmeme Oruç Reis kızmış. Tekneme yanaşıp, seslendi:
"Düşman bizden kaçıyor!Sen orsa alabanda geldin. Şimdi orsa alabanda gelecek
zaman
mıdır. Yoksa korktun mu?"
"Yok karındaş!Korktuğumdan değil. Hem sen de bilirsin ki, Allah'ın izniyle
korkmam. Müslüman
olan kimse kafirlerden korkmaz. lakin benim aklıma gelen senin aklına
gelmemişse benzer.
Eğer, nedir diye sorarsan:
"Biri, eski gazilerden rivayet edilmiş ki:Kaçanı çok koğucu olma, ihtimal
ki zarar edersin.
"Biri de budur ki, şimdiki halde, teknelerimizdeki esir kafirler bizden iki kat
fazladır. Bunlardan çekinmek lazımdır... İçlerinden kaptanlarını almamız, büyük
zaferdir. Bunun
şükrünü edelim. Orsa alabanda yatmamız yine kuvvetli olduğumuzdandır. Gelirlerse
hazırız.
"Hatta yerine göre, kuvvetli düşmandan kaçıp başını kurtarmak büyük
erliktir... Deryada
gezen gazilerin tedbir ve endişesi, heyecan ve ümitten fazla olup, iskandili
elde gerektir.
"İşte ben endişeli karındaşının, kısa aklı ile düşüncesi budur. Doğrusunu siz
bilirsiniz. "Benden bu cevabı alan karındaşım Oruç Reis: "Aklınla yaşa, berhurdar ol karındaş!Ben seni yoklamak için böyle söyledim.
" Diyerek lafın sonunu tatlıya bağladı.
Büyük Fırtına
O gecenin yarısında bizi bir kıble rodos ele aldı ki, el-iyazübillah... Ne kaba
sığar, ne
kaçağa. Neredeyse haşr ü neşr olayazdık.
Kafir esirleri hemen ambara balık istif edercesine istif ettik. Güverteye
muşambaları çektik.
"Allah, Allah diyerek rüzgar önünce alıp aldığına giderim. Nişliyeyim çare
yok. Önüme taş mı
gelir, yoksa burun mu çıkar"fehzası üzere, yedi gün yedi gece bu şekilde
gittik. Sekizinci gün
hava mülayimleyip limanladı.
O gün düğün bayram edip, kurbanlar kesip kazanlar kaynattık, yiyip içtik. Sanki ölü
iken
hayata kavuştuk. Hafız-ül Hafızın olan Cenab-ı Rabbülalemin'e hamd ü senalar
eyledik.
Midilli'de Hayır Hasenat
Neticede onbirinci gün, Midilli adasına dönüp dahil olduk. "vatan sevgisi
imandandır"
denmiş... Akraba ve taallukatımızla görüşüp sıla-yı rahm eyledik. Hal ve
hatırların sorduk.
Hak rızası için kazanlar kaynatıp, yedi gün yedi gece, eli gücü yetmez fakirleri
yediripiçirdik. Yetimleri sevindirdik. Sünnetsiz olan yetimleri aratıp
buldurduk. Gönülleri şad olsun
diye, onlar için düğün yaptırıp, sırtlarına yeni esvabar giydirdik. Yetim kalmış
gelinlik kızcağızları ev ev aratıp buldurup çeyizini yapıp evlendirdik.
Kimsesiz kalmış dul karıcıkları, hizmete gücü yetmeyen ihtiyarları, sakatları hep
halli halince görüp gözettik.
Çarşıda pazarda şöyle dellal bağırttım:
"Askerler tarafından çarşıda, pazarda akçasız bir habbe şeyi alınan bana
gelsin. İğnesi
gidene çuvaldız vereyim. Biz buraya hayır dua almaya geldik. Kimsenin ırzına malına
zarar
verecek, hatırını kıracak, zulüm ve teaatti olacak şeylere razı değiliz. Öyle eden
kimseler
bizden değillerdir. "
Gazilerin kemerleri gaza nimetlerinden sucuk gibi dolu idi. Kimsenin birşeye
ihtiyacı
yoktu. Bir akçelik şeye beş akçe verirlerdi. Herkes kendi yemesi içmesinde idi.
İnsan şöyle dursun, bir karınca bile incinmezdi. Herşey nizam intizam içinde
idi. Hak yemiş
gibi şeyleri, kendi rızası ile gazilere verir.
"Siz mücahit kimselersiniz, yiyin afiyet olsun. "
Diye yalvarırlardı. Gaziler almazdı.
"Siz gazilerden ricam"
Bu mertebede adalet ile hareket eden gazileri Allahu azimüşşan din düşmanı olan
kafirler
üzerine mansur ve muzaffer eylemez mi?Yolunca gidilirse, düşman İslama hiçbir
şekilde zafer
bulunamaz. Mağlup olursak kusur hep bizdedir.
Hemen Allahu azimüşşan, Habib-i Ekrem hürmetine, karada ve denizde, asakir-i İslam
karındaşlarımızı düşman üzerine mansur ve muzaffer eyleyivere. Amin ya Rabbelalemin!
Gazilerimizin, vilayetli ile böyle iyi geçinmesinin bir sebebide onlarla yaptığım
bir
konuşmadır.
Midilli'ye gelmeden bir gün evvel, denizde yedi pare teknenin
gazilerini toplayıp
divan eylemiş:
"Oğullar!Muradımız, inşallah, bu kışı Midilli'de kışlamaktır. Bu vilayet bizim
vatan-ı
asilimizdir. Göreyim sizi, vilayetlinin yanında yüzümüzü ak edip, bizi hicap altına
komayasınız. Hak Teala sizlerin dahi dünyada ve ahirette yüzlerinizi ak
eylesin. İşte siz
gazilerden ricam budur. Bak, Oruç Reis ve Hızır Reis bu vilayetliyken
askerleri, ümmet-i
Muhammedi incitip zulm ettiler, deyip, dedikodu etmesinler. Her ne alım satım
ederseniz hatır
hoşluğu ile edip hakkını kesmeyesiniz. Kadir olduğumuz kadar hayır dua almaya gayrat edelim.
" Demiştim.
Onlar da bu tenbihimdem ziyade yüz ağardıp, duaya mazhar oldular. Hak teala
onlardan razı
olsun... Onlar ki bir alay gönüllü asker idiler. Ayıp etmeyi murad etseler
edemezler miydi?
Bizimm iki teknemiz varsa, Akdeniz'deki cümle tekneler leventlerindir.
Akraba-yı taallukatımıza hadden ve kıyastan ziyade hediyeler verdik. Ocümlemizin
ulusu
olup, babamız yerine sayardık... Hayır duasını aldık.
Oruç Reis'in kolcağızının şehid olduğuna herkes mahzun olduysa da, amma çare
ne, yine "Allah'tan gelene merhaba" dediler.
Oruç Reis'in Rüyası
Oruç Reis bu sırada kalbinden niyet eylemiş. Gayri sefere niyet
etmeyip, karındaşımız İhsan ile vilayetinde kalıp evlenmeyi düşünmüş.
Bu düşünce ile o gece yatıp uyuduğunda, eskiden rodos'ta esir iken kafirler onu
yer altına atıp da eziyet içinde bulunurken rüyasında halas müjdesini getiren
piri yine görmüş.
O mübarek zat:
"Ya Oruç!Kalbinden geçen fikri bırak. Daha çok gazalar edeceksin. Her halde sana tenbih
olsun kiş, mücahitlerin reisi, kafir ve müşriklerin katili olan karındaşın Hızır
Reis'in rey
ve tedbirine muhalefet etme, teslim ol. Gerçi sen ondan büyüksün amma isabetli
tedbir ve
nusret ona verilmiştir. " Deyip kaybolmuş.
Oruç Reis uykudan uyanıp şeydin kendisini yoklamasına gayet sevinmiş. Fikrini de
değiştirip, artık ben aciz karındaşından hiç ayrılmamaya sıdk ile bel
bağlamış... Bundan sonra
Oruç Reis kendisini daha ziyade riyazata, ibadet ü taate çekti.
Esirlerin Satılması
O sırada çektiri beyleri Midilli'ye geldiler.
kürek için esir arayıp gezerlerdi. Hemen esirleri zindandan çıkartıp huzuruma
getirttim. Cümlesi
sekizyüz yirmiyedi kafir idi, İrileri beşyüzer ötekiler üçyüzer guruşa hep
birbiri üzerine
ucun saymaca , çektiri beylerine satıp akçelerinin tamamını aldım.
Adet olduğu üzre pencik, liman hakkı ve bütün masrafları orta malından
çıkardıktan sonra
kalanı ikiye böldük, gemilerin hakkını ayırdık.
Geri kalanı, daha başka akçelerimizle biraraya koyup, hak üzere gazilere pay
ettim. Pay
başına yüz doksan beşer buçuk altın düştü. Amma buçuğunu almayıp kalem hakkı
olarak hocalara verdiler.
Gazilerin evvelden kemerleri dolu idi. Bunu da alınca daha gani oldular. Allah
artırsın.
Onun için, hocalarına yarımşar altın kalemiyye hakkı vermeleri acep değiildir. Çünkü
zengin ile züğürdün arası çoktur. Zegin hakkında her ne söylenirse olağandır.
Orta Kazanı
Bundan sonra, gazilerin cümlesini huzuruma çağırıp, açlıktan
tokluktan, rahatlıklarından
sual eyledim. Herkes ile ayrı ayrı hatır soruşturdum.
Her teknenin bir kışlası vardı. Kazanları Orta'dan kaynardı.
haftada iki kere et verilirdi. Aşçılarla vekilharçlar hep nizam intizam içinde
çalışırdı. Bir
kimse kesesinden bir akçe harç etmese Orta mancası ile güzelce geçinir gidedi. Amma
gazilerin
eli iyice genişlediğinden istedikleri taamı alıp pişirip yer içerler, Orta
kazanına
bakmazlardı. "Orta kazanına hacet yok. " diye onu battal da etmezler, isteyen can
yerdi. Nefis taamlara alışmış canları yemezlerdi.
Kazanların her zaman yarısından çoğu artardı. Kalanı vilayetin fakirine
fukarasına
dağıtır, üleştirirlerdi. Hatta fukaradan bile artardı... Duayı kantarlarla
alırlardı.
Öyle, fukarayı doyuran gazilerin, Allah katında işleri nasıl rast gelmez,
düşmanlarına
nice mansur olmazlar!
Ben hal hatır sorunca, gazilerin cümlesi bir ağızdan:
"Elhamdülillah kaptan baba!Senin devletinde, halimiz asudedir. Yememiz içmemiz,
rahatımız
yerli yerindedir. Allah Teala siz gazi kaptanlarımızı uzun ömürle muaamer
eylesin. " Diye dua ettiler.
Bizde ellerimizi açıp cümle ümmet-i Muhammed olan karındaşlarımıza dua ettik:
"hak Teala cümlemizden hoşnut olsun. Gerek dünyada ve gerek ahirette yüzleriniz
ak olsun."
Gazilerin Sılaya Gitmesi
Sonra gazilere dedim ki:
"Oğullar!Cümleniz bilin ki, her kim sılasına gitmek dilerse izindir, gitsin. Varsın
hasretine kavuşsun. Benimle yine beraber olmak isteyen karındaş, inşallah, baharda
burada
bulunsun. Gönlü istemeyen karındaş gelmesin, mahzuru yoktur. Gelirken yeni
yoldaşlar da
getirirsiniz. "
Gaziler hep birden cevap verdiler:
"Gaziler serveri kaptan babamız! Bizim senden ölümüz ayrılsın. Senin kılının
gittiği yerde
bizim başımız fedadır."
Kendi bindiğim teknenin ustasını Ayamavra'dan Midilli2ye getirttim. Ona üç büyük
tekne yaptırttım. Birisi yirmi beş oturak, ikiksi yirmi dörder idiler. Yirmi beş
oturaklıyı kendim
aldım. Yirmi dörtlünün birine Oruç Reis bindi. Üçü de çok güzel
teknelerdi. Teknelerimizin cümlesi on pare oldu.
Kışı orada geçirdik. Bahar günleri yaklaşınca tekneleri denize attık. Yabca yabca
teknelerin eksiklerini gediklerini düzmeye başladık. Etraftan da sılacı eski
yoldaşlar ve yeni yoldaşlar sökün edip gelmeye başladılar.
|