| |
|
|
|
3. BÖLÜM
Yer Altında Namaz Kılanlar
Bahar günleri gelip, zeminin nebatatı
yeşillenip, bülbülün feryadı ile gazilerin sevdası uyanıp derya seferini
özledikleri vakitte ve bir mübarek eşref saatte, karındaşımız İshak'ın elin
öpüp, duasın alıp ve cümle akraba ve taallukatımıza ve sair dost ve yarana ve
vilayetin yücesine ve avamına ve dahi fakir fukarasına veda edip, Cuma
namazından sonra Midilli!den çıkıp yola revan olduk.
Tunus'ta
Topraklarımızı atarak, şenlik şadımanlık ederek Halkül Vad
altına lenger-endaz olup yattık. O gün, Tunus içinde erden avretten kimse
kalmayıp hepsi "mücahitlerin reisi Hızır ve Oruç Reisler beldemize ayak
bastılar. " diye seyre gelmişlerdi. Tunus'tan ayrılalı dokuz ay on bir gün
olmuştu. Dini bütün olanlar:
Formentara Baskını
O kışıda refah içinde geçirdik. Vakta ki bahar günleri gelip yetişti ve zemin yüzü yeşil nebatat ile donandı; on iki pare gemi yağlanıp hazır edildi. Evvel on pare idi, fakat Tunus'ta olan ayakdaşımız Deli Mehmet ve Yahya Reisler de katılınca, on iki olduk. Bir mübarek saatte Tunus'dan kalkıp gazaya azimet eyledik. Birkaç gün gidip Formentara denen yere vardık. Burayı basıp iki yüz kafiri esir aldık. Teknelere pay edip küreğe koduk. Sonra gelip, kafir yakasında bir ucunda yatarken, kıyıda demir üzerinde yatar bir barça gördük. Üzerine Deli Mehmet'i gönderdik. Kıyı yakın olduğundan, içindeki kafirler firar edip kaçtılar. Deli Mehmet barçayı çıkarıp yanımıza getirdi. Meğer yükü safi şeker imiş. İçinden altıyüz elli sandık şeker çıktı. İçine aktarmacı koyup, Tunus'a göndermek için Deli Mehmet'i tayin ettim. "Ölüyü öldürene sürütürler" demişler..
Şevketlü Hünkar Selim Han
Ertesi gün dört barça daha aldık. İkisi çuha
kumaş, biri direk seren kereste yüklü idi. Amma şöyle direk ki, onbeş onaltı kapak kaldırır. Kefere gemilerine seren
direği
getirmiş. Bir miktar da katran vardı. Dördüncü barçanın yükü kurşun, barut, top
taşı idi.
Velhasıl barçaların dördü de güzel ganimet idi. Daha şeker aktarmasını
yollamamıştık. Bu
dördünü de alınca, büyük ganimet oldu. Hep beraber döndük.
Otuz üçüncü gün şenlik şadımanlık ederek gelip Tunus'a dahil olduk.
Aktarmaları boşaltıp satıp savıp, ganimet malını gazilere dağıttık. Gazilerden
başka
Dünyada En Büyük İksir Dedikleri
Muvafık hava ile yirmi birinci günü Asitane-i Saadet'e vardılar. Sarayburnu'nda azim şanlikler eylediler. Hünkar dahi o gün Yalı Köşkü'nde imiş. Kancabaş gelip haber vermiş. Şevktetlü Hünkarımıza telhis olundukta, tekrar Kancabaş gelip Muhiddin Reis'i alıp Huzur-u padişahiye getirmiş. O da edip-i padişahiyi yerine getirip: "Hızır Reis kulunuzundur. " Deyu, arzname-i muhabbetimizi takdim kılmış. Padişah hazretleri, bizzat kendi lisanı ile kıraat eylemiş. Yazılanlar malum olunca, İslam Padişahı efendimiz hazretleri ellerini kaldırıp, bana, Oruç Reis'e, bize yar ve yaver olan gazi mücahitlere azim dualar eylemiş:
Yirmi Yedi Oturak Firkateler
Tekneler, Tersane-i Amire'ye çekilip eksikleri gedikleri miriden düzüldü koşuldu. Her mühimmatları yeniden yeniye yapıldı. Var evi kerem evi demişler, halata pusata hacet kalmadı. Bana ve ağam Oruç'a da mahsus yirmi yedişer oturak iki firkate yapıldı. Şöyle ki, tasvir olunmak üzere altın hulle, kıçları başları, baştarda usulü tezhip olunup, tunç toplarına ve tunç saçmalarına varıncaya kadar miriden donandı. Muhiddin Reis dahi vezir ü vüzeraya varıp, devlete verdiğimiz peşkeşleri hep yerli yerine dağıttı. Günlerden bir gün, Sultan Selim hazretleri Muhiddin Reis'i huzura çağırıp bizlere göndereceği emanetleri teslim eyledi. İki elmas kabzalı kılıç verdi. Biri Hızır, biri Oruç Reis'e diye, ki her biri birer Rum haracı değer. İki sorguç ve sırtlsrımıza birer hil'at ve iki firkate gemi verip:
"Yer Altlarında Namaz Kılarız"
Biz ise Muhiddin Reis'i hediyelerle Asitane'ye gönderdikten sonra on pare tekne hazırladık. Muradım, eğer Allah Teala ömür verirse . sette boğazına goğru varıp Gırnata taraflarındaki din karındaşlarımızı teknelere doldurup İslam yakasına götürmekti. Endülüslü karındaşlarımızı kurtarmak niyeti ile hazırlıklar yaparken günlerden bir gün Becaye kalesinin dört yanında çadırlarda oturan Arap kabile şeyhlerinden mektup aldım. Becaye'deki Arap şeyhleri mektupta şöyle demişlerdi: "Mücahitlerin reisi, kafirlerin ve müşriklerin katili Hızır Reis ve Oruç Reis'e selamdan sonra, "Alemlarin Rabbine hamd olsun, sizlere yardım eyledi, nereye baş vurdunuzsa, onun lütfu ve Peygamberin mucizesi ile yüz aklıkları müyesser oldu. Kafirlerin kötü kalplerine büyük elem ve ızdırab düştü. Küçük çocukların siz gazilerin adını anarak sustururlar. Allah Teala yardımlarını ziyade eylesin, amin. "Cenab-ı Hakk'ın makbul ve mergup ve mücahit kulları olduğunuz malum oldu. İmdi reva mıdır ki, bu saadetli zamanımızda din düşmanı kafir-i ebediler bu kadar zulm eylesinler. Din uğruna hadden aşırı cevr ü cefalarını çekiyoruz. Aşikare nnamaz kılmaya ve evlatlarımıza Kur'an öğretmeye imkan bulamıyoruz. "Yer altlarında köstebek gibi birbirimizi gözeterek gizli namaz kılarız. Hemen halimiz bir Erhamerrahimin'e kalmıştır. "Ya ne olur ki, mübarek ayağınızla buraya teşrif edip buraları da İslam nuru ile aydınlık kılsanız; olmaz mı?" Bu mektubu aldığımızda on pare tekne ile sefere hazır idik. Bu kağı gelince niyetimizi sakladık, sabahı bekledik.
Muhiddin Reis'in Dönüşü
Tunus Beyi'ne Ferman
Muhiddin Reis, Tunus Beyi'ne varıp, Sultan Selim hazretlerinin ona hitaben yazılmış olan hatt-ı hümayunu, tazim ve teclil ile yedi kere öpüp başına kodu. Ondan sonra sur katibine verip okuttu. Buyurmuş ki: "Sen ki Tunus Beyi, "Emr-i hümayunum sana geldikte. Gerektir ki, cümle alimler, salihler, havas ve ava ve beldenin sakinleri ve gazilerin huzurlarında galaba divan eyleyesin. "Muhiddin Reis ile gönderilen, lalam, mücahitlerin reisi Hızır Kaputan ve Oruç Kaputan için gönderilen, bergüzar hediyelerimi divan icre kendilerine takdim kılasın. Devlet ve saltanatımın devamına dua eyleseler gerektir. Mucebince hareket edilip, aksinden çekinile. "Gördü ki böyle buyurulmuş. Tunus Beyi de: "İşittim ve itaat ettim. " Deyip hemen o saat, çok galaba divan eyledi. Hatt-ı Hümayun bir alim zata verilip açıktan okundu. Muhiddin Reis, Padişah'ın verdiği hediyeleri divan ortasına getirdi. Bir elmas kabzalı kılıcı boynuma asıp, başıma mücevher sorguç ve eğnime hil'at-ı fahire giydirdi. Oruç Reis'e de böyle yapıldı. Bundan sonra, hil'atlerimizle atlara binip ihtişam-ı devlet ü saltanat ile konaklarımıza gittik.
Kurbağa Vakvakası
Tunus Beyi bizi kıskanmış. Padişah tarafından bize yapılan ikram hiç kimseye yapılmamıştı. "Bunların gidişi kaptan paşalığadır. " Deyip, hasedinden tuzak ve tezvire başlamış. Meşhur meseldir: "Temiz suya, kurbağanın vakvakasından ne zarar!" Bunun gibi, sen hemen Rabbin ile muameleni dürüst eyle de kimseden havf eyleme.. "Bir kişinin yardımcası Allah ola.. "Var kıyas eyle ki ol ne şah ola. "Tunus Beyi ne hali varsa görsün. Ben ise o gece sabaha kadar Halik-ı perverdigare dua ve niyaz eyledim. "Ey alemlerin İlahı, ben senin zayıf bir kulunum. Padişah kim, ben günahkar kulum kim. Lakin ben kulunu Sultan kullarının kalbine getiren sensin. Sen bütün meliklerin melikisin ve halikısın ve razikısın. Senin fazl ü kereminle, ben kuluna bu gün doğdu. " Deyip yüzümü yerlere sürdüm. "Ben padişah nazarına uğradım, hil'atin giydim, kılıcın kuşandım. Sorgucun sokundum" diye, iltifat divanesi olmadım. Evvelkinden daha ziyade hak ile yeksan oldum. Oruç Reis de böyle eyledi. Zira denilmiştir ki: "Hak ol ki, Huda mertebeni eyleye ali"
Mübarek Padişah Hediyesi
Sabah oldukta, top atıp sancak döküp, padişahın ihsan eylediği yeni tekneye bindim. Bu tekne yirmi yedi oturak idi. Kıç baş bütün altın hulle tezhip olunmuştu. On altı pare tunç top ile elli sekiz tunç saçması vardı. Oruç Reis de, padişah bergüzarı olan öbür yeni tekneye bindi. Onuki de bir formada, bir donanmada ve bir ziynette idi. Yalnız bir bank küçük idi. Kendi teknelerimize başka reisleri koduk. O gün büyük şenlik şadımanlık oldu. Kazanlar kaynayıp yahniler, pilavlar, zaerdeler pişip, gazilerden gayri, Tunus'un gerek zengini gerek fakiri, ol hasbeten lillah için pişen mancadan yedi. Yemedik bir fert kalmadı. Şeker şerbeti dersen, kazanlarla ezilip, o gün su yerine şeker şerbeti içildi. Şimdi Oruç reis'le ikimizin kendi malımız olmak üzere on iki pare teknemiz oldu. On pare tekne sefere çıkmak için hazır yağlı beklerdi. Padişahın ihsan eylediği, o iki mübarek padişah hediyesi tekenyi dahi beş altı günde yağlayıp hazır ettik.
Kafir Barçasındaki Endülüslü Esirler
Mübarek bir saat düşürüp, on iki pare tekne olarak Tunus'tan çıkıp, gazaya azimet eyledik. Uygun hava ile yedinci gün Yedi Burunlar önünde bir büyük barça aldık. Yükü balmumu ve zeytinyağı idi. Arap yakasında yüklenmişti. Yüz yirmibeş kafiri vardı. Alıp teknelere pay eyledik. Teknenin içinde otuz kırk tane Endülüs karındaşımız vardı. Bunlar fakir oldukları için vergi ödeyememişler, bu yüzden Becaye kalesinin hakimi olan Cakomo onları buna karşılık bir senelik küreğe koymuş. Amma Allah Teala, kafirlerin batıl fikirlerini bozdu. Bu karındaşlarımızın halas olmasına çok sevindik. Onları yar-ı kafadarım Deli Mehmet Reis'in teknesine kodum. Deli Mehmet Reis'i de aktarmayı Tunus'a götürmeye tayin ettim. Ne zaman yükü güzel aktarma olsa ve bizler daha gezecek olsak, bu aktarmayı Deli Mehmet Reis ile gönderdim. Çünkü Deli Mehmet iş eri ve bahadır yiğit idi. Onbeş yirmi kafirden yüz çevirmezdi. Onu çok severdim.
Becaye Kalesi Önünde
Deli Mehmet
gidince biz on bir tekne varıp, Becaye kalesi üzerine gittik.
Orada bir büyük nehir, yani çay vardı. Tekneleri o çayın içine çekip hepimiz
piyade olduk. Cümemiz ikibin otuzüç can idik.
İkibin otuzüç can gülbank-i Muhammedi çekip, allah yolunda cihada niyet
ettik. Varıp, önce
Gemiler Tehlikede
O gece düşünceler içinde uyuyunca düşümde, O ak yüzlü piri gördüm. Bana: "Tekneleri çaydan çıkarıp limana götüresiniz. " Dedi, kayboldu. Uyandım. "La havle ve la kuvvete illa billah-il aliyyil azim" dedim. Meğer aynı rüyayı Oruç Reis de görmüş. Hemen gazileri agah edip, metristen çıkıp çayın yanına gittik. Tekneleri çıkarmaya baktık. Meğer o çayın adeti imiş. Bu mevsimde suyu çekilip, ta gelecek sene o mevsime kadar kuru yatarmış. Kafirler çayın öyle olduğunu bilirlermiş. Biz bilmezdik. "Hemen sen yolunda ola gör, erenler meydanı boş komaz" demişler. Kafirler bizim tekneleri çayın içinde durur görünce sevinmişler. Mayorka'ya name uçurup haber göndermişler. Hallerin yanıp yakılıp, feryat etmişler.
Kafirlerin Sevinci
Amma gör hikmeti ki kağıdı yazarken "Çayın yakında kurumasını bekliyoruz, adeti böyedir"diye yazacaklarına, Cenab-ı Hak hazretleri basiretlerini bağlayıp:"Çay kurudu tekneleri de karada kaldı"diye yazmışlar. Bu mektubu alan Mayorka kafirleri ferahlanığp, bir çok domuz boğazlayıp azizlerinin habis ruhları için üleştirip düğün bayram etmişler.
Becaye Kalesinin Zaptı
Oruç Reis, bu on aktarma ile kafir esirlei kaleye göütrüp zindana kodu, mühimatları da mahzenlere doldurducicel kabilesi, Oruç Reis'in o tarafa gemesinden pek mesrur olmuşlardı. Ben ise Oruç Reis'i aktarmalarla gönderdikten sonra benimle kalan on tekneden beş yüz yiğit mücahidiseçip kuşandırıp Delikli Taş denen yerden karaya döktüm. Dağ yolundan yabca yabca geri Becaye kalesine gitmelerini söyledim. Kendi on pare teknelerimizin kıçına Katalan bandıraları dikip Becaye limanına doğru gittik. Bu sırada olup bitenlerden habersiz bulunan kafirler, Mayorka'dan imdatlarına gelecek olan on pare tekneyi bekliyorlardı. Kendilerine mühimmat ve asker gelecek diye gözleri yollarda idi. Bizim on pare teknenin haçlı putlu sancaklarla limana doğüru geldiğini görünce: "İmdadımız geliyor!"Diye azim şenlik eylediler. İslam teknelerini kendilerine yardıma gelecek tekneler kıyas eylediler. Sonra kale kapılarını açıp imdatlarına gelen tekneleri karşılamak için yalıya döküldüler. O zaman dağ yolundan gelen beş yüz mücahit inayet-i Hak'la kaleye fırsat buldular. Dalkılıç ateş-tab olup, dahi "Allah Allah" sadası ayyuka ser çekip kaleye yürüyüş ettiler. Kolayca zapt edip aldılar. Yalıya dökülen kafirleri ise teknelerde olan gaziler birer yaylım top kurşun alabandası ile vurdular. Sonra dalkılıç olup kafirlerin kalp cenahlarına girip, şöyle kılıç urdular ki, kafir kellesinden tepeler oldu. Kafirler "Manya sinyor!" diye çağırışmaya başladılar. Sağ kalanların da cümlesini esir ettik. Becaye'nin etraf ve civarında oturan Arap şeyhleri ve murabıtları gelip bana biat ettiler. Kafire verdiklerinin yarısı kadarvergi ödemekliği kavl ü karar eyledik.
Silah Mahzenleri Kurulması
Kafirlere Kıyamet Koptuğu
O zaman Cezayir'in yalısında bir adada bir palakanda burç vardı. Hala ondan sağlam bir burç yoktur. Adına Göbekli Burç derlerdi. Kafirler bunda bulunurlardı. Cezayir halkı kafirlerin elinden çok çeker, gayet hor hakir ourlardı. Öyle ki, çarşıda pazarda kafirler birşey almadıkça Müslümanlar alamya kadir değillerdi. Mektubta kafirlerin ettiği zülumler bir bir anlatılmıştı. Bu mektubu okuduktan sonra, Oruç Reis'le meşveret edip Cezayir'e gitmekliği makul gördük, niyetimizi o yana bağladık. Sabah oldukta gazileri toplayıp gazileri toplayıp divan kurduk. Gazilere eyittim ki: "Ey oğullar, gazi beyler! "Her kimin canı isterse hatır ve gönül hoşluğu ile, karındaşım Oruç Reis'in yanında Cezayir'e gidip, ümmet-i Muhammed-i kafirlerin eza ve cefasından halas edip, iki cihanda saadete kavuşa.. " Bunun üzerine gazilerden, safa-yı hatır ile gönlü isteyen bahadır gazilerden beş yüz yiğit yazılıp Gazi Oruç Reis ile Cezayir üzerine doğru gitmekliğe hazır oldular. Mübarek bir saatte hepimiz vedalaşıp, Oruç Reis beş yüz yiğit gazi ile bile, Cicel'den çıkıp, karadan kafir üzerine gazaya niyet eyleyip, Cezayir'e doğru çekilip gitti.
Tunus Beyi'nin Kethüdayı Öldürtmesi
Oruç reis gazileri ile Cezayir'e doğru gazaya gittikten sonra, onun teknesini Cicel'den karaya çektirip, mühimmatını mahzene koydurdum. Mühimmat mağarasının anahtarını beldenin şeyhi eline teslim ettim. Mübarek bir saatte on pare tekne ile denize açılıp Tunus'a gittim. Muradım Tunus'a bir daha uğramamak idi, amma Tunus'ta ilişiğim pek çok idi. Tunus Beyi'nin ettiği küstaklıktan hatırım çok kırılmıştı. "Kişi ettiğinden kendi utanır" deyip, Tunus'a gitmekten başka çare bulamadım. On pare tekne ile varıp limana dahil oldum. Tunus Beyi'ne kavuşunca, otutacak yer bulamayıp pek çok özürler diledi: "Gazalar mübarek olsun kaptan!Elhamdülillah Becaye kalelerini nur ile münevver eylemişsiniz. " Deyip, barut hususu için özürler diledi: "Senin mübarek hatırın için kethuda hayının boynunu vurdum. Senin barut talebini bana bildirmediği için.. " Diye dilnüvazlık eyledi.
Ağam İshak'ın Gelmesi
Cezayir'in Alınması
"Mücahitlerin Reisi sen misin?"
Diyen Arap, Oruç Reis'in Cezayir'den gönderdiği mektubu verdi.
Sultan Selim Han'ın Donanması
O sırada Kurtoğlu muslihiddin Reis ile Deli Mehmet Reis'i ve yedi pare hazır yağlı teknenin reislerini çağırttım: "Sizden ricam odur ki, inşallah bu mübarek seferlerinizde bir beş altı yaz adet şehbaz tuvana yiğitler devrişip, SonraCezyir'e karındaşım Oruç Reis'e götüresiniz.. Ona yar ve yaver olup kafadar olasınız.. İnşallahu Teala ben dahi işlerimi gereği gibi gördükten sonra Cezayir'e doğru gideceğim. Hemen Allah Teala cümlemizin yardımcısı ola!" Dedim. Onlar da: "Baş üstüne!" Diyerek, o gün Tunus'tan kalkıp uygun günlerde Kıbrıs semtine doğru çekilip gittiler. Yolda rüzgar muhalif çalıp, bunları Mısır engini semtine düşürdü. Oralarda gezinirken sabah oldukta kendilerini bir ince donanma içinde buldular. Meğer o sırada Sultan Selim Han hazretleri Mısır'ı almaya gidermiş. Kancabaş gelip, Muslihiddin Reis'i Kaptan Paşanın huzuruna götürdü. Paşa ondan haber sorduktan sonra bir miktar azarladı: "Padişah'ın Mısır üzerine seferi olduğundan sizin haberiniz yok mu?Niçin gelip din ü devlete hizmet eylemeklikte tekasül edersiniz?" Dedi. Muslihiddin Reis dahi söz anlar makulesinden bir adam olduğundan: "Devletlü Paşa!Hak Teala senin vücudunu hatasız eylesin. Padişah hizmetinde tekasülümüz yoktur. Hizmetimiz dahi hasbidir. . Başkaları gibi ücretle dahi işimiz yoktur. Eğer taraf-ı alinizden bir -Geliniz!- ile davet olunsak, efendilerimiz bizleri hizmete davet eylemişler, deyu yüzümüz üzerine gideriz. "Diye cevap verdi. Kaptan Paşa dahi Muslihiddin'in sözlerini beğendi. Hasılı, donanma ile birlikte İskenderiye'ye gittiler. Fetihde beraber bulundular.
Muslihiddin Reis Cezayir'de
Fetihden sonra tekneleri ağızlarına kadar
asker ile doldurup bir mübarek saatte İskenderiye'den kalkıp Cezayir'e
yollandılar.
Tunus'tan çıkıp Mısır'ın fethinde bulunup da Cezayir'e varmaları cem'an yekün
iki
suçuk ay tuttu.
Cezayir'e vardıklarında, Oruç Reis ferahlar kesb edip, azim mesrur oldular. Yedi
pare
teknenin reisleri ile ve gazileri ile cihan cihan görüşüp, hal hatır
soruştular, düğün bayram şadlıklar eylediler.
Gayrı gün günden İslam çoğalmaya başladı. Kafirler adanın burcuna kapanıp baş
göstermeye cesaret edemez oldular.
Bu işler olup dururken, kafir yakasındaki mel'unlar bir araya gelip:
"Hızır Reis'i nasıl edip e ele geçirip helak ederiz?"
Diye, yine hileler tuzaklar kurmaya başladılar.
"Bu Hızır ve Oruç denen, azizlerin hışır hışır hışmına uğrayasıları şimdi
boşlayıp
imkan verirseniz, daha başımızaçok işler açarlar. Hemen yılanın başını ejderha
olmadan kırmaya
bakalım. " Dediler.
Zira Oruç Reis'in Cezayir'e varıp alıp, bu kadar kafir kırdığından haberleri
olmuş
idi. O yüzden yürekleri yanıp böyle konuşurlardı.
|
![]() |