Kafirler kırk pare mükemmel kadırgalar donatıp önce
Halk-ul Vad altına baş vurdular. Amma benim bu hazırlıklarından haberim
vardı. Tehlikeli yerleri hep evvelinden hazır müheyya eylemiş idim. Kafirler hiç
bir şey yapamayıp gerisin geri husran içinde çekip gittiler. Ümmet-i Muhammed
bize azim hayır dualar edip:
— Allahu teala senin eksikliğini bize göster mesin!
Dediler. Gayet ferasetle hareket etmiş idik. Kafirlerin de kalbine Hakk'ın
inayeti ile ziyadesiyle korku düşmüştü. Ağlayan ufak çocuklarını:
— Hızır Reis geliyor! Şimdi seni yer. Diye korkuturlardı. Bu seferde kırk pare kadırgenın Halk-ul Vad altına varıp baş
vurup, bir poh yemeyip hüsranla dönüp gittikleri kafir yakasında duyulunca, ye's
ü mateme gark oldular.
— Gök tanrısı bunlara yardım eder. İmdi azizler hristiyanlardan yüz çevirmişe
benzerler.
Diye beş altı yüz domuz kurban edip azizlerin habis ruhları için kliselerine
üleştiler.
Papazların Kafirleri Kandırıp,
Üzerimize
Göndermesi
Hediyeleri ve
kurban edilen domuzları alan yalancı papzlar, kafirlere:
— Size müjdeler olsun ki, azizlerin ruhlarına sadaka için eyeldikleriniz azim
makbule geçti: O hıristiyanlarda hatırımız kalmş da yardımı onlardan
kesip, kafirlere vermiş idik. Amma şimdi bizi ululayıp, papazlarımızın hatırlarını
yaptılar, gönlümüz hoş oldu. Artık haydutlar münhezim olacaklardır. O kırk pare
takım kadırga takımlarını bozmatıp, varsınlar. O diyavolo Hızır Reis'in karındaşı
Oruç Reis'in elinden Cezayir'i alsınlar. Pazar yerinde kılıçtan geçirilen hristiyanların kanlarını ödetsinler. Artık bu senenin fırsatını hristiyanlara
verdik, diyerek, şeytan papazlar sahteden bir de kağıt uydurdular. Bu kağıdın sUretini
ispanda edip, güya
— İşte bu mübarek kağıdı da azizler verdiler
deyu, vilayet vilayet dolaştırıp, kafirleri ayaklandırdılar.
Kafir Ceneral'in Sevinmesi
Mel'un-u ebediler de buna pek sevinip:
"Gayri haydutların naturası döndü, devran bizimdir. Bu işi te'hir etmeyelim.
"
Deyu, hemen telaşla donanmaya haber uçurdular.
Haberci donanmayı bulup Kral'ın namesini Ceneral'e verdi. Ceneral de divan
toplayıp okuttu.
Name şöyle idi:
"Namem sana her kande ki yetişir ise, iki bir etmeyip, varıp Cezayir'i Oruç
Reis'in
elinden kahren ve cebren alıp, hristiyanların hakkın alasın. Sakınıp elem
çekmeyesin. Azizler
fırsatı hristiyanlara vermişlerdir. Sizin Halk-ul Vad altına varıp o diyavolo
Hızır'a zafer
bulamayışınızın sebebi, azizlerin bizlere bir miktar hatırları kırıldığı
içinmiş. Hele şimdi
kemal mertebe hatırlarını aldığımızdan suçumuzu affeyleyip, fırsatı bizlere
vermişlerdir. Göreyim sizi adam gibi hareket edesiniz. "
Bu nameyi alan Ceneral çok sevinip, cevabını yazıp:
"Başım üzre tapun her ne ki ferman buyurur,
"Kul ne tutmaya ki anı Sultan buyurur"
Dedikleri gibi, Kral'a haber yollayıp, kendileri kırk pare kadırga olamk üzere
Cezayir'e
gelip lenger-endaz olup yattılar.
Oruç Reis gayret-i hamiyyet kuşağını kuşanıp, başını sabaha kadar secdeden
kaldırmadı. Huda-yı perverdigardan medet talep edip:
"Allah'ım müslümanları kafirlere karşı kavi eyle!" Deyip ağladı.
Gazilerin hazır müheyya olması
Sabah olup, güneş baş gösterip, nuruyla alemi rüşen eyleyip, deryalara ışıklarını
döktüğü
vakit, gaziler pak abdest alıp, temiz olmak üzere:
"Kafir üzerine gazaya niyet ettim. "
Deyip, her birisi silah sandıklarını önlerine çekip, harp aletlerini hazır
eylediler.
Sinelerini zırhlarla örtüp güya ki hemen yedi başlı ejderhaya döndüler. Burç ü baru
üzerine bayraklarını dikip, toplarını atıp, hazır müheyya oldular ve Cenab-ı
Hak'tan yardım duası ile meşgul bulundular.
Cümlesi beş altı bin İsla askeri idi. Kafirler ise:
"Müslümanlarda bir şey yoktur. "
Diye, kadırgalardan karaya sekiz on bin asker döktüler. Oruç Reis ise gece
gazilerle
meşveret edip dedi ki:
"Üç bin gazi kalede kalacak ve üç bin gazi ise gece yarısından sonra benimle
çıkıp dağ
yoluna gidecek. Hakk'ın inayetiyle sabahleyin varıp kafirlere baskın ederiz. İş
odur. İnşallahu
Teala bir nam koyalım ki, kıyamete kadar dillerde yad olmamıza vesile ola!"
Gazilerin hepsi:
"Baş üstüne!"
Deyip, Oruç Reis'in tedbirini ahsen gördüler. Hemen gece yarısından sonra gizli
kapıyı
açıp, üç bin gazi mücahit yiğitler çıkıp dağ yolunu tuttular. Yab yab kafirlere
doğru ekilip gittiler.
Baskın!
Kafirler ise bu sırada karaya çıktıklarına bin peşiman olmuşlar idi. Ol gece Hak
tarafından kafirlerin başına bir zulmet çöktü. Karanlık bir yağmur, ardından da
kaz yumurtası
kadar dolu yağdı. Kafirler sudan çıkmış tavuğa dönüp, gözü beyni şaşırıp, kendi
başlarının
kaygusuna düştüler.
Azizlerin yüzüne gözüne söğüp:
"Bize vadettikleri yardım bu mudur?"
Deyu birbirleriyle hırıldaşıp dururken başlarında Oruç Reis ile üç bin yiğit
dilaver,
kaza-yı asumani gibi, gafil kafirlere bir tüfenk alabandası vurdular. Ondan sonra
da, dalkılıç
olup hücum eylediler. Bi-avni Huda ve mu'cizat-ı Mustafa kırmağa
başladılar. Kafirler de
şaşırıp birbirlerine düşüp birbirin kırar oldular.
Oruç Reis ise yüksek sesle, yirmi otuz bin askere kumanda eder gibi:
"Sağ kol!Sol kol!Orta kol!"
Diye emrler verir, düşmana korku salardı. Kafire öyle kılıç döşettiler ki ancak
olur.
Papazların Yüzü Kara Olması
Sabah olunca, kalede kalan gaziler baktılar ki, gece baskına giden karındaşları
gaziler,
kafirleri önlerine katmışlar sandallarına doğru sürüp götürürler.
"Elhamdülillah, İslam askeri zaferdedir. "
Deyu, onlar dahi mesrur oldular.
Bir iki bin kadar da onlardan kuşanıp karındaşlarına yardıma geldiler.
Cezayir Arapları ise:
"Mücahit efendilerimiz bizden ötürü baş verip baş alırlar. Ya biz ne günümüze dururz?"
Deyu, salan salanın olup, neticede kafirler münhezim oldular. Kırılan kırıldı, sağ
kalanlar esir edildiler.
Esir olan ikibin yediyüz kafir idi. Geri kalan hep kılıçtan geçti.
Gazilerden de iki üç yüz kadarı şehit düştü. Hepsini defn ettiler. Rahmetullahi
aleyhim
ecmain.
Kafirlerin ise:
"Azizlerin yardımı bu mu idi. "
Deyu, onlar dahi mesrur oldular.
Bir iki bin kadar da onlardan kuşanıp karındaşlarına yardıma geldiler.
Cezayir Arapları ise:
"Mücahit efendilerimiz bizden ötürü baş verip baş alırlar. Ya biz ne günümüze
dururuz?"
Deyu, salan slanın olup, neticede kafirler münhezim oldular. Kırılan kırıldı, sağ
kalanlar
esir edildiler.
Esir olan ikibin yediyüz kadarı şehit düştü. Hepsini defn ettiler. Rahmetullahi
aleyhim
ecmain.
Kafirler ise:
"Azizlerin yardımı bu mu idi. "
Deyu başları aşağı oldu, yalancı papazların ise "Talih hristiyanların!"
demelerinden
yüzleri kara oldu.
Allah dünyada ve ahirette yüzlerini kara eyleye, amin.
Cezayir'i müslümanların elinden geri almaya giden kırk kadırga dolusu kafirin
kırılıp
esir edildiği, kafir yakasından haber alınınca, azim ye's ü matem edip, başları
aşağı oldu. Hak
Teala hüzünlerini daime ziyade eyleyse, asakir-i İslam karındaşlarımızı
üzerlerine mansur
eyleye, amin.
Kafir Yakasına Sıyırdarak Cezayir'e Gidilmesi
Cezayir'de olanları, ağam Druç Reis bir mektub yazarak olduğu gibi bildirdi. Ben
dahi on
pare tekne ile hazır olarak sefere gitmek üzere idim. Karındaşım İshak da
beraber idi.
"Tunus'a bir daha dönmeyip, varıp Cezayir'de kalalım. "
Diye meylimiz vardı.
Oruç Reis'in mektubu da gelince, meylimiz ziyade oldu. Zafere çok mesrur
olduk. Kuvvet ve
nusret ihsan eyleyen Huda-yı perverdigara hamd ü senalar eyledik.
Bir mübarek saatte Tunus'tan kalkıp, uygun günler sürüp, kafir yakasını sıyırdarak,
kafirlerin ciğer kanların kurudarak yürüdük. On dört barça ile iki perkende
korsan teknesi
aldık. Barçaların yükleri, kimi barut, kimi kurşun, kimi kereste, kimi katran, kimi
zeytinyağı, kimi pirinç, kimi buğday, elhasıl herşey vardı.
Barçaların içindeki kafirler hep kaçmışlar idi. Fakat perkendenin kafirlerini
esir
aldık. Seferirimizin yirmi dokuzuncu günü selamet ve ganimetlerle Cicel limanına
dahil olduk.
Münafık Arap şeyhinin basılması
Cicel kavminin büyükleri, a'lası ednası, şeyhleri murabıtları varıp:
"Ey Reis-ül mücahidin, hoş geldin, safa geldin!Elhamdülillah yine mübarek
ayağınızla
beldemiz şeref buldu. Hak Teala uzun ömür ile sizi muammer eyleye. Kullarına siz
gibi
serverlerin eksikliğini göstermesin ve din düşmanlarına karada ve her nerde ki
varsanız, kılıcınız altında makhur ve perişan olsunlar!"
Deyu vafir dualar eylediler.
Cicel'de buğday kıtlığı vardı. Buğday yüklü barçalardan birini hep fukaraya
üleştirip
tasadduk ettim.
Oruç Reis'e Cicel'e geldiğimizi bildirdikten sonra, beş yüz yiğit gazi yoldaş ile
dağa
çıktım. Oruç Reis'in bildirdiği münafık bedevi şeyhini bastırdım. Meğer ol müfsid
Arap, o
tarafta olan halktan bu kadar şey alıp, gazilere bir habbe vermezdi.
Onu tutup başını kestirdim. Ne kadar malı varsa kabz ettim. Yerine bir başka şeyh
diktim. Becaye kalesinin kafir beyine eskiden verdiklerinin yarısını vermek üzere
ahd ü eman
yazdık. Böylece oralara nizam ve intizam verdik.
Oradan geriye selamet ve ganimetlerle Cicel'e geldik. Burada on gün istirahat
ettik. Oruç Reis'in teknesini de denize atıp, kalafat edip, yağlattım. Kendi
teknelerimizi de
hazır ettik.
Cicel kalesinin müslümaanları ile vedalaşıp, mübarek bir saatte çıkıp, on bir pare
kendi
teknelerimiz, on pare barça ve iki pare korsen perkendesi ile Cezayir'e
yollandık. On iki
barçanın biri boş olduğundan ötekinin de buğdayını fukaraya dağıtıp
boşalttığımızdan, bu
ikisini kırmıştık.
İbadet ü Taat ve Zevk ü Safada Olunması
Elhasıl Cezayir limanına öyle bir şenlik şadımanlık ile girdik ki, adanın
burcunda olan
kafirlerin yüreklerinden kan çekilip:
"Belanın biri yetmez iken, biri daha geldi. "
Deyu yas matem eylediler.
Amma karındaşım Oruç Reis, gaziler ve belde halkı güruh güruh bizi istikbali
karşı varıp:
"Hoş geldin safa geldin, ya Reis-el mücahidin!"
Deyip yalıya döküldüler.
Üç karındaş sarılışıp, didar görüşüşp, hal hatır soruştuk. Azim mesrur, şah ü
handan olduk.
Biz Oruç Reis'in konağında beraber olduk. Gaziler için kışla odaları tayin
olundu. Herkes
yerli yerine geçip karar eyledi.
Tekneleri de kışlaya bağladıktan sonra barçaların yüklerini boşaltıp sattık. Gaza
malını, gazilere karındaşlar gibi paylaştırdık.
Cümlesi tek doyum olup. herkes asude hal olmak üzere yemesinde içmesinde oldu.
Biz üç karındaş ise gece gündüz ibadet ü taat ve zevk ü safamızda olarak kışı
orada
geçirdik.
Vakta ki ortalık lalezar olmağa başladıkta, gayri gaziler yab yab tekneleri çekip
çevirmeye diriştiler.
Tlemsen'de olanlar
Cezayir diyarında Tlemsen denmekle ma'ruf büyük bir şehir vardı. Burası havası
pek güzel
bir mesire yeri idi.
Bu Tlemsen Sultanı'nın bir karındaşı oğlu var imiş, araları da biraz adavetli
imiş. Sonunda bu adam, amcası Tlemsen Sultanı'nın korkusundan bir yerde durmayıp
İspanya'ya
kaçmış. Varıp İspanya Kralı'na ahvalini arz eylemiş.
Kral dahi buna ikram eyleyip, yer gösterip, tayinat verip bir müddet yanında
tutmuş.
Bunun üzerine Kralın yakını olan papazlar:
"Sen ki büyük bir kralsın. Nsaıl olur da sana sığınan bu adamı, Tlemsen Sultanı'na
rağmen, Cezayir'de bir yerde oturmayasın. Bu hal krallar arasında sana göre
alçaklıktır. Sana
gereken odur ki, şimdi sen bu Tlemsen Sultanı'nın karındaşı oğlunu arap yakasında
bir yere
bey edesin. Bunun sana iki türlü faydası olur. Biricisi:Ona iyilik etmiş
olduğundan daima
senin iyiliğinden utanır. Sen de nezaketle tırnağını Arap yakasına iliştirmiş
olursun. İkinci
faydası da:Amcası ile aralarındaki düşmanlık daha koyulanır. Nİce fitneler çıkar
ve çok
Müslüman srs yerde ölür gider. Bunlar hep bize faydadır. "Diyerek, Kral'a yol göstermiştir.
Kral da papazların tedbirlerini ras görüp, beş on pare çektiri gemileri donatıp
ve
içine Tlemsen Beyinin karındaşı oğlunu koyup Arap yakasına gönderdi. Bular da
Cezayir'e yakın
Telis kalesini hile ile alıp mürtedi oraya hakim tayin ettiler. Yanına da bin silahşör
muhafız koydular.
Derya tarafını korumak için de dört pare korsan çektirisi donattılar. Bundan
sonra
orada kalıp ümmet-i Muhammed'e zulm ü teaddi ile meşgul olup durdular. Zahire
gemileri
yükletip İspanya'ya gönderirlerdi.
Bu Mertebe Zulüm Ne Mümkün Ola!
Bunlar ola dursun, üzerinden bir yıl geçtikten sonra biz Cezayir'e gelmiş
bulunduk. Oruç
Reis ile buluşup Cezayir'de kışladık.
Günlerden bir gün Oruç Reis bir sohbet sırasında bize, Tlemsen Sultanının mürted
olan
karındaşı oğlunu anlattı. Amcası yanından firar edip İspanya Kralı yanına
vardığını ve onun
yardımı ile Arap yakasında beylik tutup zulm ü teaddi ettiğinin kıssasını bir
bir ifade
eyledi.
Oruç Reis'den bu kıssayı işitince, aklım başımdan gideyazdı. Ümmet-i Muhammed'e bu
mertebe zulüm, ne mümkün ola ki cezasız kala..
Oruç Reis'e:
"Ey biraderim sen yerinde otur. İshakk biraderimizle duaya meşdul olun. Huda'nın
inayet
ve Mustafa sallallahu aleyhi ve sellemin mucizatı ve evliyanın himmeti ile
inşallahurrahman
seferimiz onun üzerinedir. Bu hizmet bizimdir. "Dedim.
Hemen on iki pare tekne donatıp bir mübarek satte Cezayir'den çıkıp muvafık
eyyam ile
Telis limanına geldik. Lİmanda lenger-endaz olupğ yatan dört pare kafir
kalitesinin
mel'unları bizim geldiğimizi duyunca akılları başlarından gidip tekneleri
bırakarak kaleye
kapanmışlar.
Meğer dememişler:
"Kişi nam ile işler bi işi,
"Namsız bir pula geğmezmiş kişi!"
Hemen o dört kaliteyi alıp, top altından çıkarıp kendi yanımızda götürdük. Şöyle ki
bütün
topuyla tüfengi ile içlerinden bir hilal bile alamdan bırakmışlar idi. Bu dört
kafir
teknesinin bizim on iki teknemiz kadar kuvveti var idi. Eğer cenk etmek lazım
gelse on iki
pare İslam teknesine cevap verirlerdi. Kafir-i ebedilerin kalplerine havf ü
haşyet veren
Cenab-ı Rabbülalemine hamd ü senalar eyledik.
Ey kafirler, elimizden kande halas olursunuz!
Gazi yoldaşları toplayıp divan eyledim.
"Taşra asker döküp kaleyi muhasara edeceğimizi" söylediğimde hepsi "Baş üstüne!"dediler. Bin beş yüz miktarı gazi taşra çıkmak için hazırlık ederken sabah oldu.
Bir de baktık ki, Telis burcunun içinden kelime-i tevhid sadası ayyuka çıkıp
durur. Meğer Tlemsen Beyinin karındaşı oğlu olan ol müfsid, götürmede yenlü
kıymette ağır
şeylerden alıp, bin adet İspanyol askeri ile beraber, gece kalenin gizli kapısını
açıp tabana
tane verip kaçmışlar.
Kalenin içinde Araplardan iki üç yüz kadar müslüman varmış. Beye ve askerlere
hizmet
ederlermiş. Bakmışlar ki beyleri olacak mürted, kafirlerle beraber firar etti;
kale kapısını
açıp dışarı uğramışlar.
Gelip ahvali arzettiler. Hemen iki bin yiğit gaziyi kuşandırıp, alelacele
kafirlerin
ardınca gönderdim. Allahın yardımı ile ikinci günü varıp kafirlerin ardından
yetiştiler.
Aşk ile "Allahu ekber!" narasını çekip kafir-i bidinlere:
"Ey kafirler!Nerey gidersiniz?Elimizden canınız, kande halas olursunuz?"
Deyip bir yaylım kurşun alabandası öyle vurdular ki, serçe alayı kesimi gibi
zemine
sapır sapır döküldüler. Ondan sonra delkılıç ateş olup, öyle bir kılıç döşediler
ki, ta:
"Pala mardiyos sinyor!"
Deyinceye kadar kırdılar. Üç yüz elli kafir sağ kalıp esir eylediler. Kalanı
kılıçtan
geçip cahenneme gittti.
Gazilerden dahi yetmiş seksen kadarı şehadet şerbetin içtiler. Rahmetullahi
aleyhim
ecmain.
Eğer Mürtedlikten Vaz Geçip
Gaziler esir eyledikleri kafirlerin ellerini artlarına bağlayıp, koyun gibi
önlerine
katıp Telis'e geldiler.
Gazilerin istikbaline karşı varıp:
"Gazanız mübarek olsun oğullar!Şehadet şerbetini nuş eden karındaşlarımızdan
ötürü
başlarımız sağ olsun. Cenk halidir, elimizden ne gelir. Hüküm Allah'ındır. "
Deyip, hatırlarını adım.
Sonra gazilerle beraber Telis burcuna girdik. Firar eden mürtedin yerinden pek
çok eşya
çıkarıp aktarma kalitelerin dördünü de kulağına denlü yüklediler. Geri kalanları
gazilere
yağmaya bıraktım. En az mal alan yiğit bin kuruşluk aldı. Öyle bir tok doyum
oldular ki ancak
olur.
Telis'e kendi tafafımdan bir zabit tayin ederek, Cezayir'e doğru gitmek üzere
iken, firari mürted Telis Beyi'nden haber aldık. Sahra tarafında Necce denen yerde
imiş. Hemen
Necce şeyhine bir mektup yazıp gönderdim.
Dedim ki:
"Ol mürtebe söyleyesin ki,
"Eğer mürtedlikten vaz geçip, tecdid-i iman edip, kafire kul olmaktan tövbe
istiğfar
kılıp halis muhlis mümin olursa biz dahi suçundan geçeriz. Yine evvelki gibi,
Allah ve Resul
emanı verip gelip yerinde otursun.
"İnat ve muhalefet ederse, Hakk'ın inayeti ile, elimden hiç bir şekilde kurtulması
muhaldir. "
Ehlen ve Sehlen!
Mektubu gönderdikten sonra mübarek bir saatte on iki pare tekne kendimizin ve
dört
pare dahi kafirlerden aldığımız dört kaite ile cümlesi on altı pare tekne olmak
üzere
Telis'ten kalkıp muvafık rüzgar ile selamet ve ganimetlerle top tüfek atarak
şenlik ve
şadımanlık ile ipek sancaklar açarak Cezayir'e dahil olduk.
İslam askeri şad ve ferhunde, ve a'day-ı din mahzun ve ye's ü matemde
oldular.
Oruç Reis İshak karındaşlarım gelip karşılaşıp boyun sarışıp:
"Gazan mübarek olsun karındaş!"
Dediler.
Gazi dahi:
"Gazanız mübarek ola, beyler!"
Deyip, hal hatır soruştular.
Belde ehlinin büyüğy küçüğü yalıya dökülüp:
"Selam olsun ey mücahitlerin reisi!Ehlen ve sehlen!"
Deyip dualar kıldılar.
Bundan sonra teknelerimizden çıkıp, konaklarımıza gidip, yiyip içip geçen
ahvalleri nakleyledik.
Ganimet eşyaları, tenelerden çıkarıp bedestene yığıp dolduruk. Paya geleni
gazilere payettik. Gelmeyeni satıp akçesini pay etttik. Gaziler tok doyum oldular.
Bu sırada Necce şeyhine gönderdiğim mektup, Şeyhin eline geçmiş. Okuyup manasına
vakıf
olunca, ol mürtebe şöyle demiş:
"Gel imdi bu mektubun gereğince amel eyle, ol mücahit hak söylemiş. Gerektir ki,
tövbe
istiğfar edip, varıp evvelki gibi yerine otur. "
O zaman, Tlemsen Beyi'nin karındaşı oğlu olan mürted gazaba gelip:
"İspanya Kralı sağ olun! Benim ahımı onda kor mu sanırsın? Hiç bir firkateci
hırsız, Kral ile başa mı çıksa gerek. Yarın bir ağır donanma ie gelip Cezayir'i
alıp beni
Cezayir'e oturtması yakındır. "
Deyip, laf harmanını esip savurmuş.
Şeyh bakmış ki bu herifin kalbinden İslam muhabbeti kalkmış.
O zaman:
"Neyleyim, kendi ayağınla gelip bizim içimize sığındın. Yoksa senin başını kendi
alimle
keserdim. "
Diyerek yanından koğmuş.
O da, tekrar Telis'e gelip oturmuş.
"Her kim eşek, biz semer"
Bu Arap kısmına eskiden beri itimat etmek yoktur.
Dememişler ki:
"Bu vilayeti feth eden gaziler, senin buraya geldiğini istemezler. Var nerden
geldin ise
yine yıkıl oraya git. "
Halbuki salt kendi başın gelmiş imiş. Yanında fazla askeri yokmuş. Öyle olsa
idi, zorla
gelip oturdu derlerdi. Amma Arabın şanındandır, ekseriya:
"Her kim eşek, biz semer" fikrini kullanırlar.
Hasılı kelam, yine evvelki gibi bu herif, Araplarla yek dil yek cehd olup, Telis'e
oturmuş. Başlamış etrfı yakıp yandırmaya.
Bu haberler bize erişince, canımız çok sıkıldı.
Oruç Reis'e:
"Eğer muradınız olursa Hakk'ın inayeti ile varıp ol mürtedin başını kırıp
vücudunu
ortadan kaldırmamız gerektir. "Deyip tekrar sefer etmek için izin istedim.
Oruç Reis'in Sefere Çıkması
Oruç Reis'e benim sefer için izin isteyişim ağır geldi. Çünkü Cezayir'de on kale
olup
beşi şarkta beşi garpta idi. Şarktakilere ben bakardım. Telis kalesi garpta olup
Oruç Reis'e
ait idi.
"Yok karındaş, Hak TEala kemalatını artıra. Bu sefer inşallah himmetinizle nöbet
bizimdir. O mel'un ile bir hal yol olmamız muhakkaktır. Hemen siz dua ile meşgul
olun. "
Dedi.
"Sakın sanma ki, hayın berdurhar olur,
"Akıbet ya boynu vurulur, ya berdar olur. "
Oruç Reis, Telis'e sefer etmek üzere yab yab tedarike başladı. İki yüz çadır hazır
eyledi. O zamana kadar işimiz hep teknelerle korsanlık gaza idi. Karda ilk
ordugahımız, bu iki
yüz çadır oldu. Oruç Reis, hazırlığını gereği gibi yaptıktan sonra, ulemayı
topladı. İzzet ü
ikram edip hatırlarını aldıktan sonra şöyle dedi:
"Efendiler, himmet-i Hak olursa, dualarınız bereketi ile Telis üzerine varmak
dileriz. Muradımız ol mürtedi yola getirmektir. Karındaşım Hızır Reis ona name
gönderdi:
Mürtedlikten vaz geçip, imanını yenilerse, tövbe ve istiğfar ederse ona eman
verelim, yine
evvelki gibi yerine otursun, hükümetinde olsun, dedi. Ol müfsid ise
karındaşıma: İspanya Kralı
sağ olsun, Kral'ın devletinde ben öyle firkateci hırsız gidisine baş eğer
miyim. Yarın, Kralım
Cezayir'i alınca, Cezayir'e otururum, diye dünyada olmadık herzeler
yemiş. Karındaşım ordan
ayrılıp bu tarafa gelince, o müfsid yine sahradan gelip Araplarla anlşarak yerine
oturmuş. Müslümanlara zulmedip, din düşmanı olan İspanyol keferesine zahire
göndermeye
başlamış, bunun hakkında Kur'an hükmünce ne buyurursunuz?"
"Katli helaldir!"
Oruç Reis'in sözü bitince, alimler:
"Ey mücahit, onun katli sana helaldir. Bu kötü fitneyi ümmet-i Muhammed üzerinden
def
etmenizde büyük sevap vardır. Şüphesiz kılıçlarınız Arş-ı a'laya asılır. Ona
yardımcı olan
eşkiyaları dahi cezalandırasın. "
Diye fetva yazıp Oruç Reis'in eline verdiler.
Oruç Reis cümlemizle vedalaşıp bir mübarek saate Cezayir'den çıkıp Telis'e
yollandı.
Konarak göçerek Telis'e vardılar. Onların geldiklerini gören ileri gelenler
suçlarını
bastırmak için o mel'unu bağlayıp Oruç Reis'in huzuruna götürdüler.
Hayınlar işte böyle kaltaban olur.
Gelenler:
"Ey mücahitlerin reisi!.. "
Diye başlayacak oldular. Oruç Reis hemen işaret edip, onları susturup, zincire
vurdurdu.
Dualar etmeye başlayan iki yüzlü münafıklar neye uğradıklarını
şaşırdılar. Düşünceye
daldılar.
Oruç Reis'in Hayının Boynunu Vurdurması
Oruç Reis hepsini önüne dizdi. En başta ol müfsid ondan sonra sıra ile ötekiler
yollu
yolunca zincire dizilmişlerdi.
Oruç Reis evvela ona hitab etti:
"Ey mel'un şimdi kendini nasıl bulursun?Karındaşım sana eman vermişti. Tövbe
edersen
suçunu bağışlarız demişti. Sen ona cevap verip:İspanya Kralı sayesinde benim öyle firkateci
hırsızlara eyvallahım mı var diye herzeler yemiştin. Elhamdülillah hırsız
değiliz, amma senin
gibi din düşmanlarına yardım edici mürtedlere hırsızlarız. "Dedikten sonra, hemen cellat-ı bi-amana işaret edip kellesini vurdurdu.
Bundan sonra Araplara döndü:
"Ey mel'unlar!Şu katl olan mürteb bayiniz önceleri tek başına gelip içinize
girdiğinde: Buranın sahioplari olan gaziler, senin buraya geldiğini
istemezler, deyip, şimdi
tutup bağlayıp huzuruma getirdiğiniz gibi, o zaman bağlayıp getirmeye kadir
değiller
miydiniz?Böyle tutup bağlayıp getirmek evvelden gerekli idi."
Deyip hepsinin kellesini vurdurdu.
Ortalığı dilediği gibi nizama sokup yeni hakim tayin etti.
Üç günden sonra gazileri toplayıp divan edip şöyle dedi: "Oğullar, elhamdülillah
Hakk'ın inayeti ile bu hayın mürtedin ve ona uyup yardım eden iki yüzlü
münafıkların haklarından geldik.
"Şimdi sizler bana yar ü yaver olursanız, katl ettiğimiz mürtedin amcası olan
Tlemsen Sultanı'na da bir bakalım. Zira onun dahi zulmü haddi aşti. İspanyon
keferesine Tlemsen limanından
daima gemiler yükletip, kafire zahire gönderirmiş. Benim niyetim o tarafa doğru
gitmektir, sizler ne dersiniz?"
Tlemsen'in Alınması
Oruç Reis böyle deyince, gazilerin cümlesi bir ağızdan çağrışıp:
"Niyet senindir!her nereye teveccühün olursa, baş üstüne!"
Dediler.
Oruç Reis de:
"Berhurdar olun oğullar. Benimde sizden beklediğim budur. Hak teala hepinizden
razı ve hoşnut ola. "
Dedi
Hazırlık edip, Tlemsen'e doğru gittiler. Konarak göçerek, günlerden bir gün Tlemsen'e
vardılar.
Tlemsen'in etrafından oturanlar, akın akıp gelip Oruç Reis'i karşıladılar:
"Hoş geldiniz, safa geldiniz, ey mücahitlerin reisi!"
Dediler.
Çünkü Tlemsen Sultanı pek zalim olduğundan hepsinin ciğerleri yanık idi. Sıdk ile
gelip Oruç Reise baglandılar. Tlemsen Sultanı baktı ki iş fena, hemen bir gece
içinde kaybolup gitti. Giderken
hapisteki iki karındaşını da salıverdi. Bunların hapsi onun işlerini
beğenmemelerinden ötürü imiş . Bu ikisi de Fas'a doğru çekilip gitmişler.
Oruç Reis, topsuz tüfenksiz Tlemsen şehrinin fethi müyesser olduğu için şükürler
etti.
Halk gelip Oruç Reis'e biat ettiler:
"Çok şükür, o zalimin elinden bizi kurtardın, beldemizi nurlandırdın. "
Deyu Oruç Reis'e dualar eylediler.
Vahran Kalesi Kafirleri
Bu minval üzere Oruç Reis Tlemsen şehrini zapt u rapta alıp, ol mertebe adalet
eyledi ki,
ancak o kadar olur.. Herkes işinde gücünde, alışında verişinde, yemesinde
içmesinde oldu.
Orada Tlemsen'e yakın sahilde bir kale vardı ki adına Vahran derlerdi. Eskiden
Müslümanların iken, sonradan İspanyollar hile ile almışlardı.
Yine Tlemsen'e yakın bir şehir ile bir palanga vardı ki adına Kale derlerdi. Çok münbit bir yer idi.
Öyle ki o taraftaki beldelerin zahiresi buradan giderdi. Vahran keferesi de
zahiresini bundan alırdı.
Oruç Reis Tlemsen'i alınca, Kale'ye haber gönderip, Vahran'a zahire vermelerini
men etti.
"Sakın Vahran'a birşey göndermesinler, hiç bir şekilde rızam yoktur. Sonra
kendileri bilir. "
Diye haber gönderdi.
Onlar da bu emir mucibince Vahran keferisine birşey vermediler. Vahran keferesi
sıkıntıya düştü.
Elli Çadır Asker
Oruç Reis bu arada:
"Benim burada iki yüz çadırlık kuvvetim var. Bu bana çoktur. Cezayir yeni açılmış
bir memlekettir. düşmanı içindedir. Ada burcunun kafirleri fırsat gözetirler. Elli
çadır asker, inşallah
erenlerin himmetiyle bize yeter. Yüz elli çadırı Cezayir'e göndereyim. Ne olur ne
olmaz, gafil olmayalım. "
Diye kendi kendine düşünmüş.
Sabah olunca, bütün gazileri huzuruna çağırıp eyitti ki:
"Ey gaziler !Bu gece şöyle bir şey düşündüm. Eğer makul ise söyleyin. "
Asakir-i İslam dahi:
"Buyurun!"
Dediler.
Oruç Reis:
"Ey oğullar!Şimdi biz burada iki yüz çadırız. Hep olanımız bitenimiz
buradadır. Cezayir ise yeni açılmış bir memlekettir. Kim bilir ki ne ola. Uygun ise
yüz elli çadır Cezayir'e gitsin ve canı isteyen elli çadır, bin yiğit olmak üzere
benimle beraber Tlemsen'de kışlası. Bakalım baharda Vahran'ı dahi bir hal yol
edebilir miyiz?"
Dedikte, askerlerin cümlesi çağrışıp:
"Senin muradın her ne şekil olursa başımız üzere, biz emrine ferman-bekleriz. Baş
üstüne."
Dediler.
Oruç Reis de:
"Berhurdar olun oğullar, benim dahi sizden beklediğim budur. Hak teala cümlemizden
razı hoşnut olsun. "
Deyip, dualar eyledi.
Oruç Reis yüz elli çadır askeri Cezayir'e yolladı. Her bir askere yirmi beş
altın verip, çadır başına birer yük akçe bağlayıp, pek çok hediyelerle bizim tarafa gönderdi.
Bu gaziler selamet ile yanımıza vardılar.