|
5. BÖLÜM
Kafir Kelleleri

 
  
Oruç Reis'in iki yüz çadır askerle geldiğini görüp
firar eden Tlemsen Sultanı, Enked şeyhinin yanına sığınmıştı. Orada fitne
dağarcığını açıp, kazanı kaynatmağa başladı. Zira şeytanlıkta üstad bir mel'un
idi. Hemen Vahran Markisi'ne mektup yazıp gönderdi. Şöyle demiş:
— Yazıklar olsun sana!Ben seni kendime vefakar dost bilirdim. Memleketimden,
sultanlığımdan ayrıldım da beni hiç arayıp sormadın. halin nedir, damedin. Bu
kadar mal ve hazinemden bir akçe alamayıp salt başıma firar edip Enked içine
düştüm. Devletim bir fikateci gidisine nasip oldu.
Daha bir çok şeyler yazıp ağlayıp, imdat dilemiş.. Bu mektup Marki'ye
varınca, okuyup hale vakıf oldukta, hemen bir cevap Tlemsen Sultanına göndermiş.
Name şöyle imiş:
— Her ne muradın var ise bana bildiresin. Hemen malla mı olur, askerle mi
olur, sana yardım ederim. Zira o firkadeci benim dahi Kale'den gelen zahireme
mani oldu. Şimdi pek sıkıntıdayız.
Mektupla beraber yirmi bin altın da göndererek:
— hemen göreyim seni göreyim seni, güzelcehareket eyle, Arap dilaverlerinden asker
yaz. Sen öteden, ben beriden, firkateciyi Tlemsen'den kaçıralım. Demiş.
Oruç Reis'e Tuzak Kurulması
Tlemsen Sultanı da altın kuvveti ile
kabilelerden asker yazdı. Bunlar "ya seni yine Tlemsen'e oturturuz yahut cümlemiz
kırılırız" diye ant içmişler. Tlemsen Sultanı ise onların bu andına itimad
etmeyip:
— Sizin bu ahdinize vefa edeceğinize benim kalbim inanmaz. Ancak büyükleriniz
birer evladını Vahran zabiti olan Marki'ye rehin bırakırsa inanırım.
Demiş. Ötekiler de:
— Hemen senin kalbin bununla tatmin olacaksa başüstüne!
Demişler. Böylece şeyh evladlarından otuz kırk uşağı Marki'nin yanına rehin
kodular. Bundan sonra Tlemsen sultanı yirmi bin askerle kalkıp Vahran'a gelip
Marki'yle görüştü. Marki de on bin küffar askerini Tlemsen sultanına imdat
gönderdi. Bu kuvvetlerle gelip Kale'yi aldılar. Tlemsen Sultanı gelip Kale'ye
oturdu. Kale halkı da ona tabi oldular. Bu haber Oruç Reis'e gelince, can başına
geçip Kale'nin yardımına koştu. Amma Kale iki gün önce alınmış idi. Bu arada, on
bin kafire başbuğ olan kafir, Tlemsen Sultanına şöyle demişti:
— Şimdi Oruç Reis bizim ale'yi alıp zapt ettiğimizi duyunca bu tarafa
gelecektir. Ona tuzak kurmanın zamanıdır. Böyle fırsatı bir daha bulamazsın.
Hemen askerini buradan al çekil. Tararere'ye git orada göz kulak olup bekle, Oruç Reis
kaleyi almak isteyipte gelince Tlemsen boş kalır. Sen de gider kavgasız döğüşsüz
yerine oturursun. Buraya geldiği takdirde biz de onu kırarız. Sen de biz de
kurtuluruz.
İspanyol başbuğu olan bu hınzır pek mütekkebbir, mağrur bir köpek idi. Kafir daima
mertlik davası eder:
— Eğer Oruç Reis bu tarafa gelirse ahdım olsun ki korum. Ya taht ola ya baht
ola.
Derdi. Amma, "Mağrurun hasmı Allah'tır"demişler. Su uyur, düşman uyumaz Bu
haberler kırık dökük Cezayir'e gelmeye başlayınca endişe ettim:
— Kim bilir ne olur ne olmaz!
Diyerek, hemen elli çadır asker çıkardım. Tamam bin yiğitin yanına bin de Arap
atlısı katarak iki bin askeri, karındaşım İshak'ın emrine verdim. Yanına da
İskender Kethüda'yı kattım.
— Ilgar ile, iki üç konağı bir edip tiz karındaşım Oruç Reis'e yetişesiniz!
Diye gönderdim. Hemen hareket edip, süratle Oruç Reis'e yolda
kavuştular.. Sevinip yeniden hayat bulup, orada bir gün oturak ettiler. Oruç
Reis, İshak ve İskender ile cihan cihan görüşüp hal hatır soruştular. Gaziler dahi
herkes, yaran yaranıyle görüşüp muhabbet eylediler. Tlemsen Sultanı ise
başbuğ dediğimiz kafirin fikrini beğenerek bir gece askeri ile birlikte kale'den
çıktı, Tarare
dağına geldi. Oradan çaşıt gönderip Oruç Reis'in şehirden çıkmasını beklemeye
başladı. Oruç Reis, kale'nin alındığını öğrenince kan başına sıçrayıp, vilayeti
şeyhlere emanet ederek alelacele Kale'ye doğru hareket edince çaşıt da hemen
varıp ahvali Tlemsen Sultanı'na bildirdi. "Su uyur, düşman uyumaz"demişler. O da
fırsatı ganimet bilip, gizlendiği yerden birseher vakti çıkarak gelip Tlemsen'i
zapt etti, tahtına oturdu. O mel'unun tedbiri rast geldi.
"Hemen Sen Sağ Ol Baba!"
O sırada Oruç Reis, Cezayir'den imdadına gelen elli çadır ile buluşup görüşmekte
idi. Durdukları yerden Kale'ye mesafe iki konaktı. Sabahleyin baktılar ki, amma ne
geliş.. Gele gele geldi, meğer şeyhler göndermişler. Tlemsen Sultanı'nın hile ile
Tarare'den gelip Tlemsen'i zapt edip önceki gibi yine yerine oturduğunu bildiren
bir mektup yollamışlar.
Oruç Reis pek çok kasavete battı. Sonra gazileri çağırıp halin neye vardığını
anlattı.
Gaziler dahi:
"Hemen sen sağ ol baba!Tlemsen için evvelden taş atıp kolumuz ağrımadı idi. Bir
boş vilayettir bulup aldık. Şimdi sahibi gelip yine aldı. Hak teala verirse yine
alırız. Tlemsen Sultanı İslamdandır. Onunla iş kabildir. Evvelden kendi vilayetidir
aldı.. Eğer ümmeti Muhammed'e zulmetmekten vaz geçip, bizlere de vergisini
seneden seneye tamam verir de Cezayir'e tabi olursa gene eskisi gibi vilayetinde
dursun. Şimdiki halde biz önümüze bakalım. " Dediler.
Oruç Reis dahi, gazilerin bu şekerden tatlı sözleriyle teselli bulup:
"Hak teala sizden razı olsun oğullar. Kalbi mahzunumu mir'atı İskender
eylediniz. "Diye dualar eyledi.
Ecel Terzisi Don Biçerdi
Sabahleyin oradan göç edip Kale altına indiler, düşmana karşı durdular. Kafirler
ise, ertesi gün, İslam askerini hor görerek pervasızca kale kapısını açarak
onlara karşı çıktılar.
Kafir askeri on binden fazla idi. İslam askerinin ise hepsi iki bin idi. Ama her
biri beş on kafirden yüz çevirmez yiğitlerdi.
Nasıl demişler ki:
"Ne denlü çoğ olursa ördek ü kaz
"Yeter imiş ana bir şahini baz"
gaziler, inayeti Huda ve mucizatı Mustafa ile gazaya niyet edip hücum
kıldılar. İki asker birbirine karıştıve katıldı. Yer penbe misali atıldı. Yerin gubarı kanın buharı, gazilerin dilinden gelirdi bir bir sübhanı..
Üç, üçbuçuk saat cenk oldu, kılıçlar kan ile al renk oldu. çoğu ecel şerbetini içip
serden geçerdi. Ecel terzisi don biçerdi.
Elhasıl İslam yiğitleri öyle bir kılıç vurdular ki, on bin kafirden ancak dört
yüz kafir sağ kaldı. Onlar dahi gazilerin ateş saçan kılıçlarından kurtulamayıp "eman,
eleman!"diye çağırışmaya
başladılar.
Amma gaziler hiddetlerinden bu feryatları duymaz, kafirleri durmadan
kırarlardı..
Oruç Reis gazilerin arasına girerek:
"Çekin oğullar elinizi! aman diyene kılıç yoktur!" Der idi.
Ancak bu şekilde gaziler işi anlayıp cenkten el çektiler. Kalan üç dört yüz kadar
kafiri esir ettiler. Bu esirleri Cezayir'e gönderdiler. Oruç Reis bin yiğit ile
geçip Kale'ye oturdu. Muradları o kış Kale'de yemelerinde
içmelerinde oldular. Fakat bu cenkte çok gaziler şehitd olmuşlardı. Karındaşımız
İshak ile İskender Kethüda dahi bunların arasında idi.
Oruç Reis'in Üç Ay Cenk Etmesi
Vahran zabiti olan Marki, bu ahvali olduğu gibi İspanya Kralına bildirdi. İspanya
Kralı ise Telis'e hakim tayin ettiği adamı öldürdüğü için Oruç Reis'e gayet
kızgın idi. Şimdi daha çok hiddetlendi, öyle ki kafir iken Yahudi oldu.
Hemen Vahran zabitine otuz kırk bin kafir gönderdi ve şöyle ısmarladı:
"Eğer başın kendine lazımsa, Oruç Reis'in elinden Kale'yi alıp, o haydutların
hepsini kılıçtan geçirip öldüresin. Hemen salt Oruç Reis'i zincire vurup bana
gönder. Ben onu ne şekil ölümle öldüreceğimi bilirim. "
Marki de, kendine gönderilen otuz kırk bin kafir ile apansızın Kale 'yi muhasara
edip döğmeye başladı. Dört tarafını da sıkıca tuttuklarından erzak da
gelemedi. Gaziler tam üç ay Kale'den küte küt cenk eylediler. Azıkları
tükendi. Cezayir'e bir haber göndermek de mümkün olmadı.
Kafirler her gün cenk etmekten bıktılar. Gaziler de susuzluktan halsiz kaldılar.
Sonunda kafirlerin kumandanları ile papazlar birleşip bir hile bulmaya karar
verdiler.
Dediler ki:
"Bu Türkler inat bir millettir. Gelin bunlara yarın bir elçi gönderelim. Size eman
verdik, silahınızla çıkıp gidin, diyelim. Eğer azıkları yoksa razı olup, kale'yi
bırakıp giderler. Eğer azıkları çok ise hepsi kırılır, amma biri kalsa yine
kale'yi bize vermezler.. Eğer eman ile kale'den çıkarlarsa, o zaman, silahlarınızı
bırakın, deriz. Onlarda silah bırakmak büyük ardır. Yani imkanı yok silahlarını
bırakmazlar. O zaman biz de bunu bahane edip hepsini kırarız."
"Cenneti a'lada buluşalım"
Bütün mel'unlar bu fikri beğendiler. Ertesi gün karar verdikleri şekilde Oruç
Reis'e bir elçi gönderip teklifte bulundular.
Oruç Reis gazilerle meşveret etti:
"Ne dersiniz oğullar?Kafirler şöyle derler. " Dedi.
O zaman gaziler de:
"Dirlik ölmekten yeğdir. "
Diyerek, çıkıp Cezair'e gitmeye razı oldular. Elçi de geri dönüp bu kararı
kafirlere bildirdi. Kayeyi bırakıp Cezayir'e gitmeye
razı olduklarını söyledi. Kafirler ferahladılar.
Ertasi sabah Oruç Reis, gazileri ile kuşanıp Cezayir'e doğru çıkıp
gittiler. Kafirler gelip Kale'ye girdiler, şenlik eylediler.
Oruç Reis Kale'den uzaklaşıp Cezayir'e doğru bir konak gider gitmez, on beş
yirmi bin kafir arkalarından ılgar ile yetiştiler.
"Üzerlerinizde olan silahı pusatı bırakın. Sağ çıkıp gittiğiniz yetişmez mi?"
Dediler.
Oruç Reis, kafirlerin hile tuzağına girdiklerini anladı.
Mücahitlere:
"Gelin oğullar! Eğer beni dinlerseniz, kafirlere silah vermektense hemen
cümlemizin kırılması avladır. Ölüm hayattan ahsen ve a'ladır. İmdi oğullar, er ölür
adı kalır, at ölür meydanı kalır. Dünyaya gelenin ölüm şerbetinden içmesi
elbette muhakkaktır. Sizinle bir nam bırakalım ki kıyamete kadar dillerde destan
olalım!Bir daha sizlerle cenneti a'lada buluşalım. " Dedi.
Oruç Reis'in bu sözleri, açlık ve susuzluktan bitkin düşmüş olan gazileri
canlandırdı. Yürümeye mecarelleri yok iken, her biri birer kuzu biryani yemiş gibi
tokluk oldular, birer ejderhaya döndüler.
Oruç Reis'in Şehadeti
Önce Oruç Reis kendi tüfeğini gözüne alıp, kafirle gaza niyeti edip, bülend avaz
ile çağırdı:
"Ey ebedi mel'unlar, işte bizler adama silahı pusatı böyle veririz. "
Diye, tüfeği kafirlere boşalttı.
Gaziler dahi hep birden tüfeklerini boşaltıp sonra dalkılıç olup kafirlerin
ortasına giriştiler. Öyle bir giriştiler ki anlatılmaz.
Sanki, ekinci tarlasına orakçı nasıl girerse, kol kelle ne rast gelirse
vurduklarını turp gibi kaydırıp düşürdüler.
Kafirler kelleleri ayaklar altında yuvarlanıp; burun, kulak, ayak, tırnak, dülger
yongası gibi tozardı.
Cenk gittikse kızışıp, kafirlerin ilerisi geriyekaçmaya başladı. Amma gerisi çok
olduğundan kafirler durmadan kuvvetlenmede idiler.
Gazilerin hepsi bin kişi idi. Öteki bini önceki cenklerde kırılmıştı. Bu bin gazi
de kırıla üçyüz kırk kaldılar. Ötekiler hep şehit olup şahadet şerbetini
içtiler. Allah hepsine rahmet kılsın. Şehitlerin biri de gazilerin serveri, mücahitlerin
Reisi Oruç Reis idi. Şahadet şerbetini nuş edip şehit düştü. Allah rahmet
eylesin.
Karındaşlarımın Gamına Düştüğüm
Kalan gaziler sabahtan akşama kadar yüz çevirmeyip, küte küt, kelle kelleye
kafirlerle cenk eylediler. Oruç Reis'in cenazesini şehitler arasından çıkarıp
gömdüler. Sonra kafirlerle dövüşe dövüşe kurtulup gittiler.
Bu üç yüz kırk gazi Cezayir'e gelip olan biteni hikaye edince, üzüntüden helak
ola yazdım. Karındaşlarım Oruç ile İshak'ın ve bunca gazilerin gamına
düştüm. Yemeden içmeden kesilip kimse ile görüşemez oldum. Sonunda aklıma zarar
gelecek oldu. "La havle vela kuvvete illa billahil aliyyil azim"deyip aklımı
başıma topladım. "Küllü nefsin zaikatül mevt"ayetince, Allah teala hazretlerinin
kaza ve kaderine razı olup "elhükmü lillahil Vahidil Kahhar"dedim.
Kışı, melül mahzun Cezayir'de geçirdim. İbadet ve taatle meşgul oldum. Amma
karındaşlarımın ateşi bir an yüreğimden çıkmadı. Onları andıkça göz yaşı döktüm.
Kafirlerin Üzerime Gelmesi
Kafir yakasında ise, Oruç Reis'in vefatı haberi işitilince büyük şenlikler
eylediler. Manastırlarda azizlerin habis ruhları için pek çok domuz kurban
eyleyip sevindiler.
"Belanın birinden kurtulduk. Şimdi Cezayir'de olan belaya bakalım. "
Dediler.
Sonra:
"Onun iki karındaşı ile bu kadar askerini öldürdük. Şimdi başı daralmıştır. Hemen
bu ara, karındaşlarının efkarı ile zihni perişan iken baskın edelim. Biz deryadan Tlemsen Sultanı karadan hayhuy ile varıp Cezayir'i alalım. O büyük belayı da ele
geçirelim. "
Diye karar verdiler.
Cezayir üzerine sefer etmeye karar veren İspanyol kafirleri, bizi karadan
sıkıştırması için de Tlemsen Sultanı'na haber gönderdiler:
"Senin de haberin olsun ki, muradımız donanma çıkarıp, varıp Cezayir'i
almaktır. Sen de bize yardım edesin. Türk taifesinin Arap yakasından ayaklarını
keselim. "
Dediler.
Kırk pare kadırga donatıp günlerden bir gün Cezayir'e geldiler. Temnitos
körfezine lengerendaz olup yattılar. Üçüncü gün name yazıp elçi eliyle
gönderdiler.
Şöyle demişlerdi:
"Sen ki Hızır Reis'sin,
"Şöyle bilip agah olasın ki, senin evvelden fırsat bulup bizim üzerimize gelip
bazı rahneler açman, azizlerin bize hatırları kırıldığı içindi. Amma şimdi
suçumuzu af eyleyip sizin fırsatınızı bize verdi. Bunun ilk müjdesini de
gördük. İki karındaşını helak ve bu kadar askerini kırıp, Kale'yi aldık. Azizlerin
yardımı ile Cezayir'i dahi almaya gelmişiz. Bahusus senin kolun kanadın olan
karındaşın Oruç Reis ile bu kadar cengaverlerini öldürdük. Sen şimdi beş on adam
ile ne edeceksin. Eğer aklın varsa namem eline vardığında Cezayir'in
anahtarlarını alıp ve boynuna makrama bağlayıp ayağıma gelerek affolunmanı
isteyesin. Belki esir olmaktan kurtularak bir miktar mal ile vilayetinize
gidebilirsiniz. İnat ve muhalefet edip aksine hareket edersen azizlerin başı için
sana bir iş ederim ki, Adem'den kıyamete kadar dillerde destan olursun. "
Kafirin Namesine Cevabım
Büyük divan toplayıp bu mektubu okuttum. İçindekiler anlaşıldıktan sonra gazilere
şöyle söyledim:
"Gaziler size müjde olsun. Kafir, namesinde her ne ki yazmışsa poh yemiş ve yabana
söylemiş. Allah'tan başka kimse yardım edemez;gerek İslama ve gerek
küffara.. Fakat namede bir şey yazmışlar ki onu kabul ederiz. Demişler ki, eğer
sözümüze inat ve muhalefet ederseniz, size bir iş ederiz ki, kıyamet olunca dek
söylenip dillerde destan olursunuz.. Bu sözleri, inşallahu teala Allah'ın izni ve
Peygamber'in şefaatı ile ol kafirlerin aksine zuhur edecek. bizim onlara
edeceğimiz işler, bir zaman olacak ki, tarihlerde yazılıp, ruhlarımızın rahmetle
yad olunmaklığına vesile ve sebep olacak. "
Sonra kafirden gelen namenin cevabını yazıp elçi eliyle kafirlere gönderdim.
Namemizde şöyle cevap verdik:
"Ey mel'unu ebediler ve hınzırı sermediler!O sizin helak eyledik deyu
övündüğünüz yiğitlerimizin hepsi, cenneti a'lada makamlarını bulup muradlarına
nail oldular. Bizler dahi onların nail oldukları mertebeyi özleriz. Öyle ölüm
ancak talihli kula nasib olur. Elhamdülillah biz ümmeti Muhammed'den ve sünneti
cemaatteniz. Hayatımız da pak mematımız da. Öyle olunca bizim ne ölümden, ne de
sizden bir korkumuz yoktur. Hemen elinizden geleni geriye komayın. Bildiğinizden
kalmayın. Siz azizlerden yardım istiyor iseniz, biz bütün kainatı yoktan var eden
zevalsiz Mabud'umuzdan isteriz. Siz de, inşallah bizim ne mertebe er olduğumuzu
göreceksiniz. "
Kafire Kılıç Üşürdüğümüz
Kafirler bu mektubu okuyup içinde yazılanları anlayınca ateş kesildiler. Karaya
asker döküp Cezayirhisarının etrafına hendek kazıp, metris yapıp hazırlandılar.
Ben de askeri hazır edip gazilere:
"Sakın başınızı göstermeiyin kafir hücum edinceye kadar ses çıkarmayın. Hareket
onlardan gelsin. Cenabı Hak zaferi müyesser eylesin!"
Diye tenbih ettim.
Kafir askerinin başbuğu olan Komandator:
"Beş on hayduttan mı korkuyorsunuz. Onlar şimdi kim bilir hangi bucaklarda sinip
kalmışlardır. Hemen yürüyün hisarı zaptedelim. "
Deyince, kafirler gayrete gelip hisara doğru yürüdüler.
Amma gazilerin hepsi tayin olundukları hizmette idiler. Topçu topunda, tüfenkçi
tüfeğinde olmak üzere hazırdılar.
Cenabı Hak hazretlerinden yardım dileyip:
"Allah'ım, Müslümanları kafirlere üstün kıl!"
Diye dua ederdik.
Kafirler top tüfenk altına girmişlerdi. Gaziler hemen top tüfenk alabandası
sağıp sonra dalkılıç kafirlere saldırmak isterlerdi.
Ben ise onlara mani olup:
"Acele etmeyin, kon, iyice yanaşsınlar. "
Derdim.
Kafirler istediğim kadar yanaşınca:
"Bismillahirrahmanirrahim, kafirlerle gaza niyetine!"
Deyip, İslam askerine işaret ettim. Allah, Allah sadası ayyuka çıktı.
Kafirlere bir top alabantası ile karışık bir tüfenk alabandası vurdular. Öyle
vurdular ki kafirler, serçe alayı gibi zemine döküldüler. Sonra gaziler dalkılıç
olup, ekine orakçı girer gibi, kafirlerin merkezine daldılar. Kafirlere öyle
kılıç üşürdüler ki vasfı mümkün değildir.
Bir Soğana Bir Kafir Satıltığı
Kafirlerden kaçıp sandallara yetişebilen yetişti, yetişemeyen süratle cehenneme
gitti. Kafirler baktılar ki iş işten geçti, bela deryası boydan aştı. "Ölmekten
dirilik yeğdir"deyip "mayna sinyor!"ile gazilerin kılıcından güç bela
kurtuldular.
Hepsi yirmi bin kafir idi. Sekiz yüzünü esir ettik. Bir kısmı da gemilere
kaçtı. Kalanın hepsi kılıçtan geçirildi. Cehennemi boyladı.
Hepimiz bu büyük zaferin şükrü için Vacibül Vücud hazretlerine hamd ü senalar
eyledik.
Kafirlerin kılıçtan kurtulanları ise kaçarak düşerek gemilerine vardılar. Ye's ü
matem içinde kalıp birbirlerine:
"Azizler yine hristiyanlardan yüz çevirdi, yine haydutlara nusret verdi. "
Diye söyleşirken bir de baktılar ki, gökte fırtına.
Bulutları ile şimşek yıldırım gürlemeye başladı. Bir anda şimal rüzgârı çıkıp
derya cûşü hurûşa geldi. Ortalık bir anda Nuh tufanına döndü. Öyle ki kırk kâfir
kadırgasından ancak iki tekne kurtulabildi. Geri kalanların hepsi Temnitos
körfezi denen yerde baştankara oldular. Boğulan boğuldu, sağ çıkanları gaziler
iki ellerini kafalarına bağlayıp esir eylediler. O kadar çok kâfir bağladılar
ki, sonunda yorgun düştüler. Artık birbirlerine bağlamaya başladılar. înat edip
karşı gelen kâfirlerin boyunlarını vurdular. Hasılı kelâm öyle bir yüz aklığı
oldu ki, anlatılamaz. Esir bolluğundan nerdeyse bir soğana bir
kâfir satılır oldu. Barbaroşo Kâfirler bana «Barbaroşo» diye lâkap taktılar. «Ol diyavolo
Barbaroşo cazulukla bizi bozdu. Gamilerimizi baştankara ettirip, bu kadar has hristiyanlârın kimini öldürüp kimisini esir eyledi. » Diye ye'sü matem ederlerdi.
Hak teâlâ İslama nusret eyledi. Mel'unları perişan etti. Başları
daima aşağı olsun! Bundan sonra yememizde içmemizde, zevk u safâ mızda olduk. Şehir halkı
daima gazilere dualar edip: «Hak teâlâ sizleri Cezayir'e hızır gönderdi. Sizin
eksikliğinizi bize göstermesin. » Derlerdi.
Türk Başı İçin!
Aralarında yemin
edecek olsalar: «Türk başı için!» Diye ederler, Türk'e bu derece hürmet
gösterirlerdi. Hemen Cenabı Rabbülâlemîn kıyamete kadar ol gazi Cezayir
Ocağının üzerinden padişah nazarını uzak düşürmeye, gazi askerler dahi hürmette,
izzette ve nusrette olalar, âmin. Onüç bin esir olduğu Günlerden bir gün
Zindancıbaşı'ya: «Var zindanda olan esirleri alıp huzuruma getir. Sayalım
bakalım bu büyük ganimette ne kadar esir alınmış. » Diye emrettim. Zindancı da
varıp, gardiyanlarla ve iki üç yüz kuşanmış gazilerle beraber zindanı açtı.
Kâfirleri koyun sürercesine sürüp topladılar. Hesaba aldılar. Onüç bin kâfir
esir ile yirmi dört kalite kaptanı buldular. Bu yirmi dört kaptanın içinde Kırando Kaptan derler, gayet bahadır ve zeki bir kaptan da vardı. Hatta bu
kaptan: «Eğer bu kırk pâre kalitenin üzerine ben komandator olaydım, bu yüz
karalığı olmazdı.» Dermiş. Esirlerin hesabı gereği gibi malûm olunca tekrar
ikisini bir demire çakıp zindanlara taksim eyledik. Kaptanları başka zindana
koyup tayınlarını ayırdık. Başlarına bekçiler gardiyanlar koyduk.
Kırando Kaptanı ise kendi yanıma aldım, ölümlük ağır bir yarası vardı.
Cerrahlarımıza baktırıp yarasını tımar ettirdim. Kendi yemeğimden verdirir,
arada bir de hatırını sorar gönlünü alırdım. Çünkü gerek kâfirden gerek İslâmdan işe yarar adabının hakkını teslim
ederim.
Esirlerin İsyan Etmesi
Temnitos körfezinde baştankara etmiş olan kalitelerdeki mühimmatın Cezayir'e
taşınması içm Vardiyan başına:
«Beş altı yüz esir kâfir alıp, baştankara olan gemilerin mühimmatlarını
sırtlarına yükletip Cezayir'e götürtesin. Kendi şeylerini yine kendileri
taşısınlar.» Diye emretmiştim. «Olacak olsa gerek çâr ü nâçâr, «Gerek kalbin
gen tut gerek dâr.» Fakat basiretim bağlanmış da Vardiyanbaşı'na: «İki üç yüz
yiğit de kuşanıp kâfirlerle beraber git sinler.» Demek hatırıma gelmemişti. Hem
de iki kâfir bir prangada olduğundan Vardiyanbaşı'nm da esirlerden ötürü
kalbine bir korku gelmemiş. Amma: «Su uyur, düşman uyumaz.» Derler. Düşmanı
hakir görmemek gerektir. Meğer bu kâfirler de demiri kesecek eğelerini ve şâir
âletlerini hazır edekomuşlar. Düşmanların rüsvây olması Bu beş yüz kâfir elli
altmış kadar vardiyan ile beraber baştankara olun küffâr kalitelerini
boşaltmaya Temnitos körfezine giderlerken fırsat bulmuşlar. Birbirlerinin
demirlerini açmışlar. Zavallı vardiyanlardan yalnız ayağına çabuk olan bir
tanesi kurtulup bize haber vermeye geldi, ötekiler şehit oldular. Hemen gaziler
kuşanıp, halk dahi: «Allah yolunda cihada!» Diyerek kâfirlerin üzerine vardılar.
Dalkılıç olup: «Bre kâfirler, elimizden kande halâs olursunuz?» Deyip,
«mayna sinyor» deyinceye kadar kılıç üşürdüler. Ellerini kafalarına bağlatmaya
razı olanlar kurtuldu. Azıcık bile inat göstereyim diyenlerin cümlesini
cehenneme gönderdiler. Kellelerini top gibi uçurdular. Tahminen üç yüz kadar
kâfir kılıçtan geçirildi. Gazilere: «İnat eden kâfirlere hiç aman zaman
vermeyip kellesini vurun!» Diye izin vermiştim. Kâfirler koyun sürüsü gibi
elleri bağlı sineleri dağlı, arkalarında gaziler döğerek huzuruma getirildiler.
Gaziler: «İşte sultanım, düşmanların payitahtında böyle rüsvây olalar!»
Dediler. Gazilere dualar ettim: «Berhurdar olasız oğullar! Hak teâlâ sizleri
daima küffârı hâksâr üzerine mansur ve muzaffer eylesin!» Bundan sonra esirleri
daha iyi gözetmeye başladık. Kıra tul o Kaptan'ın hıyaneti Kırando Kaptan'ın
esir olmadan önce yanında bir uşağı varmış. Esir olduklarından sonra bu oğlam
zindancıya bağışlamıştım. Bu oğlan, efendisi olan zindancıya yemek getirdikçe Kırando'nun da hâlini hatırım sorarmış. Zindancı da «Kırando Kaptan benim
yakınımdır dersin, gör gözet sıkılma!» Diye izin vermiş.
Oğlan ise bu izni alınca, Kaptan'ın yanına girip konuşmaya başlamış.
Kırando Kaptan bu oğlana bir gün: «Sen esirlikten kurtulmak istemez misin?» Diye
sormuş, Oğlan da: «Farzet ki istemişim, elden ne gelir?» Diye cevap verince Kırando: «Gel şimdi sana bir şekil söyliyeceğim. Eğer yapabilirsen kendinden
başka bütün hristiyanları da kurta. rırsım. Hem de hiç şüphe yok bu
iyiliğin karşılığında cennete gidersin. Bizim de çok ihsanlarımıza lâyık
olur' sun. » Demiş ve sonunda oğlanı kandırmış. Oğlan: «Söyle bakalım.»
Diye razı olunca, Kırando Kaptan oğlana şöyle öğretmiş: «Efendin olacak zindancıyı iyi gözetle.
Tamam uykuya varıp kendinden, geçince, keskin bir balta ile başına vurup helak
edersin. Zindanın anahtarlarını alıp kapıları açarsın. Adalı kardeşlerimizin de
bundan haberleri var. Onlar da sandalları hazır edip bizi bekleyecekler. Hemen
bizim işimiz yalıya vanncaya kadardır.» Kaptan'la oğlan kavlü karar eylemişler.
Oğlan bu işi boynuna almış. Sonra gelip baltayı öyle bilemiş ki ancak olur, yani
Allah ırak eyleye, ne öküzde duracak ne balıkta.. «Kendini sakın, gafil olma!» Mel'unun, efendisi olan biçâreyi onarmaya niyeti bağlamış olduğu gece bir rüya
gördüm: Zindancı yatağında yatmış uyuyor. Zindancının hizmetkârı olan mel'un
elindeki baltayı kaldırmış, zindancının başına indirecek. «Hay bre mel'un!
Nişliyorsun çek elini!» Diye bir nara atıp uyandım. Kalkıp abdest alıp iki rekât
namaz kıldım. Rüyayı kendi kendime tâbir edip: «Zindancı biçâreyi Allah korusun,
zira bu rüyada iyi görünmez. » Dedim. Sabah olunca zindancı çıkageldi. Onu
görünce gülerek: «Behey adam ne ağır uykun varmış. Seni güç ile uyandırdım. Var
kâfiri buraya getir. » Deyince zindancı çıkıp elleri bağlı olarak kâfiri aldı
getirdi. Meğer zindancı yatağa girip gaflet uykusuna dalınca, oğlan elinde
balta ile fırsat gözetir imiş.. Bu sırada rüyasında beni görmüş. Zindancıya:
«Kendini sakın, gafil olma, şimdi düşmandan zarar görürsün. Ardına bak!» Diye
seslenmişim. O da uyanıvermiş. Oğlan tam baltayı vuracakken bileğini tutup zaptetmiş. Zindancı ise öyle gürbüz biri idi ki, hizmetkârı olan o mel'un oğlan
gibi yirmisini bağlamaya kudreti yeterdi. Amma ne fayda ki, «Uyku küçük
ölümdür» demişler. İstersen ejderha ol, uykuda işe yaramaz. Zindancı, oğlanı
bağlayıp bırakmış, sabah olunca alıp huzuruma getirdi. «Bu işi sen
kendi başına mu, eyledin, yoksa sana başkası mı öğretti. Doğru söylersen cezadan
kurtulursun. » Diye sual eyledim. Oğlan da inkâr etmeyip: «Bunu bana Kırando
Kaptan emretti. » Dedi. Papazların kavi ü kararı o zaman emr edip Kırando
Kaptanı getirttim. Kırando'nun yüzüne tükürüp: «Bre mel'un sana ettiğimiz
iyiliklerin mükâfatı bu muydu? Seni ötekilerden ayırıp zindana göndermedik
yaran iyi oluncaya kadar sana ayrı yer verip huzurla yatırdık. Kendi
yediğimizden verip, cerrahlarımıza baktırdık. Ta ki tezce iyi olsun dedik.
Sonunda böyle fesat çıkarmaya başbuğ olup tertipler kurarsın» Diye ağır sözler
söyledim. Kırando kâfiri de: «Vallahi sinyor her ne söylersen hakkın var.
Karar senindir. Benim niyetim falso olmakla işimiz rast gitmedi. Şimdi senin
elindeyim, her nice dilersen ferman senindir.» Dedi. Kırando kâfire yüz değnek
vurdurup, ayağına ağır pranga, ellerine de kelepcek vurdurdum. Otuz altı kâfir
kaptanını da cezalandırdım. Bu haberler İspanya'da duyulunca: «Cezayir'de Barboroşo bizim kaptanlara şöyle şöyle etmiş. » Diye kâfirler büyük yeis ve
mateme düşmüşler. Bunun üzerine papazlar toplanıp, bu otuz altı kaptan için nç
yapacaklarını konuşmuşlar. «O kaptanların din uğrunda, haydutların bu kadar cevrü cefasını çekmesi lâyık değildir.. Biz burada oğlumuz uşağımız yanında,
yeme içmemiz yerindedir. Onlar ise din uğruna kimisi candan oldukimisi
esir..» «Barbaroşo'nun azabı eleminde olmaları bizim şanımıza yakışır mı?
Hemen bu meseledeakçanın gittiğine bakmayalım. İşi bitirelim. Olur ki akça
kuvvetiyle Barbaroşo'nun elinden halâs ederiz.» Diye kavi ü karar eylemişler.
Bana haber gönderip: «Eğer iznin olursa Cezayir'e varıp esirlerimizi
kurtaralım. » Dediler, ben de: «Pek güzel, gelsinler.» Diye haber verip
pasaporta verdim. Kaptanların boynunun vurulması Günlerden bir gün İspanyol
tekneleri Cezayir'e geldi. On dört bin kâfir kurtardılar. Kıymetlerini birbiri
üstüne üçer yüzerden aldık. Hemen hizmet gördürmek için üç dört yüz kâfir
alıkoyup geri kalanını hep bıraktım. Kalanlar da onların mezhebinden değil
idiler. Kaptanların bahalarına gelince kolay anlaşamadık. Papazlar otuz altı
adet kaptana iki buçuk milyon akçe verdiler. Ben razı olmadım. Üç milyona
çıktılar. Ben de bu kadara verecek oldum. O zaman âlimler gelip beni ikaz
ettiler: «Ey mücahitlerin başı! İşittik ki kâfir kaptanlarına azatlık
verecekmişsiniz. Fakat Kitap gereği, onlara hiçbir şekilde azatlık yoktur. Çünkü
onlar deryada ustadırlar, hile ve şer işlerinin beyleridirler. Onları ya
sıkıca hapset veya öldür.» Dediler. Ben de: «Allah sizi mükâfatlandırsın! İşte
ben böyle isterim. Bana Kitab'ın kavli ne ise ifade edesiz. Zira âlimler,
peygamberlerin vârisleridir. Benim başım size bağlıdır. »
Diyerek âlimlerin hatırlarını, aldım, izzet ü ikram eyledim.
Kaptanları da bırakmadım.
Papazlar Cezayir'den ayrılınca, kaptanların hepsinin boyunlarını vurdurup, pis
cesetlerini deryaya attırdım.
Ulema ve halk hakkımda şöyle söyleşmişler: «Gazi
Reis'in ve mücahitlerin şeriata olan bağlılıklarının derecesine bakın ki, ol
kâfirlere şeriat gereğince azatlık olmaz, denince üç milyon akçeyi bir pul
saymayıp feda ettiler. Din düşmanlarına büyük rahne vurdular. Üç milyon akçe
dilde kolaydır.» Kırando Kaptan'ın cesedi Kâfirler ise derlerdi ki: «Türk
kısmına hemen çokça akçe verdikten sonra evlâdım bile satar, değil ki esiri
vermesin.» Aralarında böyle söyleşip dururlarken, otuz altı kâfir kaptanın
kati olunduğu haberi İspanya'ya varıp duyulunca kâfirler hadden aşın yeis ve
mateme düşüp kırk gün çarşı pazara çıkmadılar. Azizlerin yüzüne gözüne tükürüp:
«Bu mertebe hristiyanlardan yüz çevirmelerinden belli ki Turkuvaz oldular.» Diye söğüp saydılar. Şeytan papazlar ise yer yer onları kandırıp şöyle derlerdi:
«Sakın azizlere fena söz söylemeyin. Zira darılacak olurlarsa Müslümanlara daha
ziyade yardım ederler. Sizin sabrınızı deniyorlar. » Bu sözlerle eşek kâfirleri
aldatırlardı. Kati olunan Kırando Kaptan'ın İspanya'da geniş soyu varmış. Hısımı
akrabası Kral'a gelip feryad ü il gân ettiler: «Senin hizmetinde oğlumuz bu
kazaya uğradı. Bari ölüsünü bu tarafa getirt de düşman toprağında yatmasın»
Dediler. Kâfirler, bizim o heriflerin pis cesetlerini defn ettiğimizi
sanırlarmış. Biz ise kâfirlerin cesetleri islâm mezarları arasında, bu şerefli
toprakta bulunmasın diye deryaya atmış idik. Kral yine başpapazı çağırıp:
«Öldürülen Kırando Kaptan'ın cesedini Cezayir'den alıp buraya getirmenin bir
yolunu bul. Bir tabut içine koyup getirt. Ne isterlerse ver. Akçenin gittiğine
değil, işin bittiğine bak. Beni Kırando'nun akrabalarının dilinden kurtar. »
Diye sıkı sıkı tenbih etmiş. Papaz da Cezayir'e doğru yola çıkıp gelirmiş.
Bizim zindanda Abdurrahman adında gayet feraset sahibi bir Müslüman vardiyan
vardı. Bu adam Kırando Kaptan'ın cesedini akrabalarının arayacağını tahmin
etmiş. Otuz altı kâfir kaptanın boynu vurulduğunda taş bağlanıp cesetlerini
deryaya atmak işine Abdurrahman'ı tayin etmiştim. O da gizlice Kırando
Kaptan'ın cesedini bir çukura gömüp otuz beş tanesini atmış imiş. Benim
bundan haberim yoktu. Hepsi denize atıldı sanırdım.
"Sen ki Kâfirlerin Papazısın!"
Papaz Cezayir'e gelip de huzuruma çıkarak kaptanların öldürülmesi işinden dolayı bir
iki lâf deyince: «Ey kâfir şimdi eman ile gelmemiş olaydın, onların gittiği
yere seni de göndermemiz gerekti. Ol kati olunan mel'unlan Şeriatı Muhammediyemizin ahkâmı öldürdü. Benim dahi başım
şeriate bağlıdır. Halbuki şeriatimizin
hükmü kıyamete kadar bakidir.. Sen ki kâfirlerin papazısın, bâtıl yolunuzda
şeytan aleyhillânenin adını aziz komuş, onu hâşâ sümme hâşâ ilâh tutunup,
ondan medet yardım umarsınız. Azizler şöyle poh yemiş, böyle poh yemiş diye,
ahmak kâfirleri bir parmak üzerinde oynatıp kendinize taptırırsınız.. Ya ben
ki, elhamdülillah Müslümanım, kati delillerle sabit olan ahkâm gereğince, ol
otuz altı kâfir kaptanlarınızı kati eylediğim yoksa gücünüze mi gitti?» Diye
sual ettim. Papaz müslüman olayazdı. Yanındakine: «Bu herif benden yukarı papaz,
bununla başa çıkılmaz, hemen işimize bakalım. » Demiş. Bana: «Sinyor! Madem
kaptanları kati eyledin, hemen sen sağ ol. Lâkin senden ricam şudur ki,
kaptanların meyyitlerini götürmeye bana destur ver. Her birini tabutlara koyup
sahiplerine vereyim. Hayatta iken verdiğim üç milyon akçeyi yine ölülerine dahi
vereyim. » Diyerek benden ölüleri istedi. Cesetleri Cezayir toprağına gömdük
sanırmış. «Ben onları, boyunlarını vurdurduktan sonra defn ettirmeyip cümlesini
denize attırdım. » Cevabını alınca kuru balık gibi kadit olup söz edecek mecali
kalmadı.
O zaman vardiyan Abdurrahman gelip elimi öptü: «Sultanım, ben kulunuz
bir kabahat eyledim, eğer af buyurursanız söyliyeyim. » «Allah ve Resulü üzerine eman verdim, korkma. » Vardiyan Abdurrahman:
«Sultanım, Kırando Kaptan soylu kişi
olduğundan, ihtimal ki kâfirler bunun ölüsünü bile ararlar diye,
otuz beşini emriniz üzerine denize atıp, Kırando'yu kumsala defn eylemiş idim. İzniniz
olursa çıkaralım. Ben sanırdım ki salt Kırando Kaptanı ararlar. Halbuki bunlar
hepsini ararmışlar. » Dedi. Kendi aklınca bize hizmet eylemek istermiş. Gazap ve
hiddetimden kendimi kaybede yazdım: «Sancağım hakkı için eğer sana eman vermemiş
olaydım. Seni öyle bir öldürtürdüm ki, başkalarına dahi ibret, olurdun.» Diye
vazifesinden çıkarıp koğdum. Kırando kâfirini de tekrar oradan çıkartıp deryaya
attırdım. Papaz yalvarıp yakardı ise de dinlemeyip: «Benim akçeye ihtiyacım
yoktur. Var Kralın olacak köpeğe gördüğün gibi söyle. » Diyerek papazı da koğdum.
O da hüsran içinde çekilip gitti. Murdarın alım satımı Bu hadisenin
üzerinden bir kaç gün geçip de hiddetim yatışınca yakınımdakilerden bazısı:
«Sultanım o kadar akçeyi almayıp elinizden kaçırdınız. Kırando kâfirin ölüsünden ne zarar
gelirdi ki, papaza verip akçeleri almanız daha a'la olmaz mıydı?» Diye
sordular. «Düşmandan intikam almak bütün dünyaya değer. Bizim yaptığımız bu
iş, İspanya yakasını tamamen yakmamızdan daha tesirlidir. Hem akçe almayışımız
kâfire göre büyük âlicenaplıktır. Zira kâfirler bizim hakkımızda: Türklerin
yanında akçe ile bitecek iş çok kolaydır. Hemen Türk kısmına akçe ver de
gözlerini çıkar, diyerek bizi küçümserler imiş. Bakındı dedikleri oldu mut Kişi nâmıyle işler işi, namsız bir pula değmezmiş kişi.. Biz bu. kafir kaptanlarına
peş peş akçe saymadık. Bun lar ilâhi yardım rüzgârının kendi gelenleridir. Din
düş manlarını yeis ve matem üzerine koduk. Bir zaman olu ki nâm ü sânımız
tarihlerde yâd oluna. At ölür meydanı kalır, er ölür adı kalır. Bizden önce
gelenler, her bi bir ad koyup gitmişler, hepsine rahmet olsun. » Diye cevap
verdim. Yaranlar bu cevabı beğendiler. «Niçin akçe almadın?» Demelerine:
«Murdarın alım satımı haramdır. » Deyişime ise, ulemâ da kulak çekip tahsin
kıldılar.
|