| |
|
|
|
Barbaros Hayreddin Paşa Denizciliğe Midilli sularında bir tüccar olarak başlayan Barbaros Hayreddin Paşa daha sonra Tunus Sultanı'nın himayesinde Kuzey Afrika'da atıldığı korsanlık hayatına büyük zaferler ve kahramanlıklarla devam etti. Sadece adı bile düşman gemilerini kaçırmaya yeten Barbaros Hayreddin Paşa 1518 yılında Cezayir Sultanı oldu. Fakir ve esir Cezayir ülkesi onunla kısa zamanda zenginlik, refah ve huzur ülkesi haline geldi. Kendisi bir ülkenin Sultân'ı olmasına rağmen şan, şöhret ve saltanat peşinde koşmadığından Osmanlı Halifesi Yavuz Sultan Selim’e biat ederek ülkesi Cezayir’i Osmanlı Devleti’ne bağladı. Ardından Yavuz Sultan Selim tarafından Cezayir Beylerbeyliği’ne getirildi. Denizlerde Ceneviz, Fransız, İspanyol, Venedik ve diğer Avrupalı gemi ve donanmalarına karşı gösterdiği büyük kahramanlık ve başarıların sonucunda da 1534 yılında Kanuni Sultan Süleyman tarafından Osmanlı Devleti'nin Kaptân-ı Derya'lığına atandı. Komutanlığı süresi içinde "Dünya tarihinin en büyük deniz savaşı" olan Preveze Deniz Savaşı'nda aleyhine birleşen Avrupa donanmalarını büyük bir hezimete uğratarak zaferlerinin doruğuna ulaştı ve adını silinmeyecek bir şekilde dünya tarihine altın harflerle kazıdı...
Osmanlı Devleti’nin şanlı Kaptân-ı Derya’sı (Deniz Kuvvetleri Komutanı) Barbaros Hayreddin Paşa 1476 yılında Midilli Adası’nda doğmuştur. Asıl adı “Hızır” olup kendisinden korkan Avrupalılar tarafından “Kızıl Sakallı” manasına gelen “Barbarossa” (Okunuşu Barbaroşa) ismiyle anılmış ve din ve devlet yolunda yaptığı büyük işlerden dolayı da Kanuni Sultan Süleyman tarafından "Dinde hayırlı olan" manasına gelen “Hayreddin” ismi verilmiştir. Babası, Midilli’nin Osmanlılarca 1462'deki fethinden sonra, kale muhafızı olarak buraya gelmiş bulunan Nurullah Yakub Ağa, annesi ise Katerina adında, sonradan müslüman olan Midilli'li bir kadındı. Midilli’nin fethinden sonra gösterdiği yararlılık sebebiyle kendisine tımar olarak verilen Midilli'nin Bonova Köyü'ne yerleşen Nurullah Yakup Ağa bu köyde yetiştirdiği çocukları İshak, Oruç, Hızır ve İlyas'ın tahsillerine büyük önem verdi. Dört kardeş, dinî ilimler tahsilinin yanı sıra Arapça, Yunanca, İtalyanca, İspanyolca ve Fransızca da öğrenerek yetiştiler. Bu dört cengaver kardeşten üçü, İshak, Oruç ve İlyas Reis şehit olarak vefat etmişlerdir.
Hızır Reis (Barbaros), Midilli'den Selanik, Serez ve Eğriboz'a
giderek, ticaret yapmaya başlarken daha kazançlı olan Suriye ve İskenderiye gibi
uzak yerleri seçen ağabeyi Oruç Reis ise, yanında küçük kardeşi
İlyas ile birlikte Trablusşam'a gitmek için yola çıktı. Yolda "serseri yatağı bir haydut teşkilatı" olan
Rodos (Saint-Jean) Şövalyeleri’nin gemilerine rastlayarak şiddetli bir savaşa
tutuşan iki kardeşten İlyas şehit olurken, Oruç Reis de esir edilerek
Rodos Adası'na götürüldü. Bu haberi öğrenen Hızır Reis ağabeyini
kurtarmak için Krigo adlı bir tüccarla 18.000 akçeyi fidye olarak
gönderdiyse de Krigo'nun ihaneti sebebiyle bu girişim sonuçsuz
kaldı. Zindandan çıkartılarak Rodos
Şövalyeleri'ne ait bir gemide kürekçi yapılan Oruç Reis,
fırtınalı bir zamanda kaçmayı başararak
Antalya kıyılarına çıktı ve bir Türk köyüne sığınıp, orada 10 gün kaldı.
Daha sonra şöhretini duyup kendisini çağıran Mısır Sultanı Kansu Gavri'nin Hind
tarafına göndereceği 16 gemilik bir donanmaya Serasker olma
teklifini kabul ederek donanmayı alıp İskenderun Körfezi'ne geldi. Oruç Reis'in
donanmayla İskenderun'a geldiğini duyan Rodos Şövalyeleri âni bir baskın yapınca
Oruç Reis gemileri karaya oturtarak ellerinden kurtuldu. Ardından Antalya’da 18 oturaklı bir tekne
yaptırıp Rodos sahillerini basarak korsanlığa başladı. Derhal
Divân'ı toplayan Şövalyeler Kralı'nın emriyle hazırlanan 5-6
Rodos gemisi Oruç Reis'i bir limanda bastırdıysa da yine
yakalayamadı. Oruç Reis Antalya'ya
dönerek o sırada Antalya
Sancakbeyliği'nden Manisa'ya tayini çıkan Yavuz Sultan Selim’in kardeşi Şehzade Korkut'un himayesine girdi.
Şehzade'nin kendisine hediye ettiği 2 gemiyi almak için
İzmir'e giderek leventlerini topladı ve ardından Midilli'ye gitmek
üzere denize açıldı. Yol boyunca
toplam 5 Venedik gemisini içindeki 24.000 altın ve
bol miktarda ganimetle ele geçirerek memleketi olan Midilli'ye
ulaştı. Limanda kendisini karşılayan Hızır ve İshak Reis'le
buluşarak hasret giderdi. Bir müddet sonra Mısır'a giden Oruç Reis
-daha önce Rodos Şövalyeleri'nin
yaptığı baskında 16 gemiyi karaya
oturttuktan sonra Mısır'a geri dönmediği için- kırgın olan Mısır Sultanı'nın yanına
giderek af diledi ve yolda ele geçirdiği 7 düşman gemisini
kendisine hediye etti. Oruç Reis'in inceliğine çok sevinen
Sultan kendisini ve leventlerini en iyi şekilde ağırladı. Bahar
gelince yeniden denizlere açılarak Kıbrıs sularına gelen Oruç
Reis burada 5 Venedik gemisi daha ele geçirip ganimet mallarını
satmak üzere Cerbe Adası'na gitti. Bu sırada Hızır Reis de
Midilli'den ayrılarak ticaret için önce Trablusşam'a
ardından da Preveze’ye gitti. Daha sonra Ayamavri Adası
Limanı'nda gördüğü ve "Aşık oldum" dediği bir gemiyi satın
Kışı Halku'l Va'd
Limanı'nda geçiren iki kardeş bahar gelince 5 gemiyle
denizlere yelken açıp Sardunya Adası açıklarında içinde bal,
zeytin, peynir, buğday ve demir bulunan toplam 4 düşman gemisini
içindeki 150 esirle ele geçirdikten sonra Tunus'a döndüler. Ertesi
bahar
Oruç Reis iyileşip, bahar gelince İspanyollar'ın
korkunç işkencelerle öldürdükleri Endülüslüler'i kurtarmak için
yeniden denize açılan Barbaros kıyılardan topladığı binlerce insanı
gemilerle
Ertesi gün Padişah hediyesi olan altın yaldızlı
gemilerine binip İspanyol işgalindeki Becaye Kalesi'ne
2033 levendle çıkarma yaptılar. (1513) Kalelerden küçük olanı teslim
olmayınca lağımla havaya
uçurularak ele geçirildi. Bir kısmı ölen İspanyollardan
375'i de esir edildi. Arapların da desteği ile 3 gün sonra Büyük Becaye
Kalesi'ni 29 gün boyunca
döven
Becaye'nin fethinden sonra Türkler'in gücünü gören Araplar ülkenin her yerinden heyetlerle gelmeye başladılar. İspanyol işgalinde büyük acı çeken Cezayir şehri halkının da yardım istemesi üzerine bu şehre 500 leventle yürüyen Oruç Reis şehrin büyük kısmını ele geçirdi. (1516) Cezayir'in ele geçirilmesinden sonra Oruç Reis, Cezayir Sultanı ilan edildi. Cezayir'de yönetimi düzenlemek için kardeşiyle iş bölümü yapan Barbaros Cezayir'in doğu kısmının, Oruç Reis ise batı kısmının idaresini üstüne aldı ve bütün ülkede nüfus ve arazi sayımı yapıldı. Cezayir'i ele geçirerek hızla güç kazanan Barbaros Kardeşler'in gün geçtikçe büyüyen bir tehdit oluşturması sebebiyle telaşa kapılan İspanya bir süre sonra Cezayir Limanı'na 40 gemilik büyük bir çıkarma yaptı. Gece olunca şehir kalesinden gizlice çıkan Oruç Reis 2.000 levendle birlikte İspanyollar'a arkadan bir gece baskını düzenledi. Zifiri karanlık, korkunç bir fırtına ve yağan şiddetli dolu altındaki İspanyollar neye uğradıklarını şaşırıp gemilerdeki askerlerini de indirince birbirlerini öldürmeye başladılar. Bir süre sonra Cezayir Kalesi'nden -Arap, Berberi ve Endülüslülerin de bulunduğu- 2.000 asker daha levendlere yardıma geldi ve sabaha kadar süren çatışmalarda 25.000 İspanyol askeri öldürüldü. Sadece 300 şehidin verildiği bu büyük savaşta İspanyollar'dan 2.700 asker de esir edildi. Oruç Reis'e yardım için Cicel'den hareket eden Barbaros zaferin müjdesini alınca Akdeniz'e açılarak içinde barut, kurşun, kereste, katran, yağ, pirinç ve buğday bulunan 16 düşman gemisini ele geçirip Cezayir Limanı'na girdi.
Barbaros ve Oruç Reis, sadece Avrupa devletleriyle değil kendilerinin
Cezayir'e yerleşmesinden rahatsız olan Cezayir, Tunus ve
Faslı hükümdar ve hükümdarcıklarla da uğraşmak zorundaydılar. Bu
sebeple bahar gelince Barbaros önderliğinde, İspanyol
himayesindeki kötü bir emir tarafından yönetilen Tenes Şehri'ne
çıkarma yaptılar. Barbaros'un gemileriyle geldiğini gören Emir, yaklaşık
10.000 İspanyol askeriyle birlikte şehri boşaltıp kaçtı. 500
levendi limanda bırakıp 1.500
levendle kale önlerine gelen
Cezayir ülkesi'nin en büyük ikinci şehri olan
ve sürekli baş ağırtan Tlemsen de İspanyol himayesinde, kötü bir
Sultan'ın yönetimindeydi. Fakat huzursuzluğu artan Tlemsen halkı ayaklanarak Sultan'ı kaçırdılar ve Oruç
Reis'e bağlılıklarını ilan ettiler. Tlemsenliler'in bu davranışı
-böylesi büyük bir şehri savaşsız ele geçiren- Oruç Reis'i çok
sevindirirken
Oruç Reis şehit olunca İspanya İmparatoru Karlos
Barbaros'a küstahça bir mektup gönderip, hemen Cezayir'i
terk etmesi durumunda canını bağışlama lütfunda bulunacağını
Oruç Reis'den sonra Cezayir Sultanı olan
Barbaros, Kuzey Afrika topraklarında Cihan Hakanı'ndan başkası adına
hutbe okutulup, sikke basılmasına karşı duyduğu rahatsızlığı Afrika'daki
çeşitli Arap Emirlerini kabul ederek kendilerine anlattı. Daha sonra da
Hacı Hüseyin Ağa liderliğinde bir heyeti İstanbul'a
göndererek ülkesi
Cezayir'i Osmanlı Devleti'ne bağlama isteğini bildirdi.
Yalı Köşkü'nde Yavuz Sultan Selim tarafından kabul edilen heyet
İstanbul'da 41 gün kaldı. Teklifi memnuniyetle kabul eden
Yavuz Sultan
İspanyollar'ın elindeki -Vahran'a da yakın olan- Cezayir'in Müstağnem şehrine 22 gemiyle çıkarma yaparak burayı fetheden Barbaros, Tlemsen üzerine de 1.000 levent göndererek -5.000 Arap'ın öldüğü savaş sonunda- ihanet içindeki Tlemsen Sultanı Mesut'u tahtan indirip, yerine kardeşi Abdullah'ı başa geçirdi. Güney Fransa'da Provans, Toulon ve Îles d 'Hyères'e baskın yapan levendler düşman devletlerden esir ve ganimet toplamaya devam ettiler. Diğer taraftan Barbaros'un Beylerbeyi olmasıyla ülkesinin Osmanlı hesabına elinden alınacağından korkan Tunus Beyi Abdullah Barbaros'u ortadan kaldırmanın yollarını arıyordu. Kendisi Barbaros ve Oruç Reis'in verdiği beşte bir paylar sayesinde zengin olup, onların geliştirdiği ticaret sayesinde ülkesi refaha kavuştuğu halde bir yandan İspanyollar'la gizli münasebetler kurarken bir yandan da Kuzey Afrika'daki Arap emirlerini Barbaros'un aleyhine kışkırtmaya çalışıyordu. Bu sırada Cezayir Sultanlığı'nda gözü olan İbnü'l-Kaadi'yle yazıştığı mektuplar Barbaros’un eline geçti. Mektupta, Kuzey Afrika'da bir tek Türk bırakmamak üzere ortak hareket edilmesi isteniyordu. Bunun üzerine 12.000 levendiyle Tunus Beyi üzerine yürüyen Barbaros askerlerini dağıttığı Tunus Beyi'ni yakalatıp nasihat ettikten sonra serbest bıraktı. Levendlerini 5-10 gün Tunus'daki muharebe ovasında konaklatıp dinlendiren Barbaros ordusuyla Cezayir'e dönüş yolunda çok sarp bir boğazdan geçerken pusu kurup beklemekte olan İbnü'l-Kaadi'nin yaptığı baskınla kayıplar verdi. Karşılık verilemeyecek derecede dar bir bölge olması sebebiyle 750 levendin şehit olduğu baskın sonrası İbnü'l-Kaadi'nin de propagandasıyla Cezayir'de karışıklıklar çıktı. Türkleri Kuzey Afrika'dan sonsuza dek atmak isteyen İbnü'l-Kaadi 40.000 adamıyla 10.000 levende karşı isyan başlattı. 2.000 levendin şehit olduğu büyük savaşta düşmanın -kaçan 700 askeri hariç- tamamı öldürüldü veya esir edildi. İsyan şiddetle bastırıldıktan sonra yakalanan 185 elebaşı hakkında verilecek karar için Cezayir Uleması'nı toplayan Barbaros, Ulemanın: "Sana ve askerine karşı gelenin cezası ölümdür" hükmünü vermesine rağmen -daha önce İspanyollar'a karşı omuz omuza kendileriyle savaşan- bu asilerin bağışlanmasını teklif etti. Fakat ellerinde kılıçlarla infaz için asilerin başında beklemekte olan 185 levend "Şimdi merhamet ve lütuf zamanı değildir" diyerek hep birlikte kılıçlarını kaldırıp asilerin boyunlarını vurdular. Bu terbiyesizliğe çok kırılan Barbaros -gece gördüğü rüyanın da sevkiyle- leventlerini toplayıp 25 gemiyle ertesi sabah Cezayir'i terk ederek yönetimi Araplar'a bıraktı.
Bölgedeki Araplar'ın Cezayir'i
kendi başlarına idare edemeyeceklerini bilmekte olan Barbaros
Cezayir kıyısında güzel bir liman şehri olan ve kendine yeni üs olarak
seçtiği Cicel'e Barbaros'un ülkeyi terk etmesinden sonra İbnü'l-Kaadi yönetimine geçen Cezayir halkı da kısa zamanda Barbaros'un kıymetini anlayarak heyetler halinde kendisine gidip ülkenin başına geri dönmesi için ikna çalışmalarına başladılar. Barbaros Cezayir'i terkedeli aradan 3 yıl geçmişti. Şehirde ticari hayat durmuş, asayiş ve huzur kalmamıştı. İbnü'l-Kaadi'nin nüfuzu gün geçtikçe azalıyor ve halkın desteği her geçen gün eriyordu. Ve Cezayir'de, gözler yollara dikilmiş, Barbaros bekleniyordu. Sayıları artan heyetlerin ısrarları, son noktaya ulaşınca Cezayir yolunun artık her şeyiyle açıldığını gören Barbaros bahar gelince 12.000 levendle Cezayir'e yürüyüşü başlattı. Yol boyunca binlerce atlı Bedevi de Barbaros'un ordusuna katıldı. Nihayet Cezayir önlerinde sabah başlayan ve akşama kadar süren savaşta İbnü'l-Kaadi bir Arap aşiret reisinin attığı mızrakla öldürüldü. İbnü'l-Kaadi ölünce, askerleri derhal silahlarını atarak teslim oldular. Barbaros hepsini affederek serbest bıraktı. Daha önce Barbaros'a karşı gelip Cezayir'i terk etmesine yol açan 185 levend ise Barbaros'un liderliğinde gözü olan ve savaşta İbnü'l-Kaadi'yle güç birliği yapan Kara Hasan'ın askeri olmuşlardı. Fakat hatalarını anlayan ve geri dönmek isteyen levendler Kara Hasan'ı öldürerek, kendilerini affetmesi ricasıyla Barbaros'a gidip teslim oldular. Barbaros bunları affetmekte bir kaç sakınca bulmasına rağmen hatalarını anlayıp pişmanlıkla kıvranan bu 185 levendi de affederek bütün orduyu sevindirdi. Kendilerine yapılan iyiliği boşa çıkarmayan levendler hatalarını unutturarak Barbaros'a tam itaat gösterdiler. Bir saatlik yürüyüşün ardından Cezayir halkının büyük tezahüratları altında ordusuyla şehre giren Barbaros düzeni sağlayıp Cezayir'e yerleştikten sonra asi olan Tlemsen Beyi Abdullah'ın üzerine yürüyerek boynunu vurdurdu ve yerine oğlu Muhammed'i başa geçirdi. (1523) Ardından 35 parçalık donanmasını Sinan Reis önderliğinde küçük filolar halinde sefere göndererek bol miktarda ganimet ve gemi ele geçirdi. Sardunya kıyılarına baskın yapan leventler, Calabria Crotone'de karaya çıkıp şehri yağmaladıktan sonra limandaki iki İspanyol gemisini batırdılar. Daha sonra Adriyatik Denizi'nde Castignano'ya saldırarak Spartivento Burnu'nda karaya çıkarma yaptılar. Reggio Calabria'yada da karaya çıkarak Messina Limanı'nda bulunan bir kaleyi yağmalayıp Campania kıyılarında baskınlarına devam ettiler. İtalya ve İspanya kıyılarındaki birçok liman ve kale de bu baskınlardan nasibini aldı. Ele geçirilen ganimetler, artan nüfus ve canlanan ticari hayatla kısa zamanda zenginleşen Cezayir ise artık "Türklerin Hindistanı" diye anılmaktaydı.
Cezayir'in alınmasından sonra, Cezayir
sahilinin 300 metre açığında, sarp kayalıklardan oluşan küçük
bir adacık üzerinde İspanyollar tarafından kurulmuş güçlü
bir kale olan Penon'a (Peñón de Argel) harekât kararı verildi. Sırf
zevk için bu kaleden şehri top ateşine tutarak cami minarelerini yıkan
ve Cezayir halkına zulmeden İspanyol askerleri Cezayir'in
Türkler'in eline geçmesinden sonra ise buna cesaret edemiyorlardı.
Barbaros bunların varlıklarını umursamamasına rağmen limana
bu kadar yakın bir yerde konuşlanmalarını da
Aynı yıl Barbaros'un, Aydın Reis
önderliğinde 10 gemiyle sefere gönderdiği levendler, Septe
Boğazı'nda 5 düşman gemisi ele geçirdikten sonra Güney
İspanya kıyılarındaki bütün şehir ve kasabaları topa tutarak bol
miktarda esir ve ganimet ele geçirdiler. Kıyılardan topladıkları binlerce Endülüslü'yü
de İspanyol
zulmünden kurtarmak için gemilere bindirdiler. Bunun üzerine İspanya Kralı Karlos
en büyük amirallerinden Portondo'yu büyük bir filoyla "Şeytandöven"
adını verdikleri Aydın Reis'in üzerine gönderdi. Bu sırada
Kazdağlı Salih Reis'le tanışan Aydın Reis savaşı rahat
yapabilmek için çoğu kadın ve çocukdan oluşan ve korku içinde ağlaşmaya
başlayan Endülüslüleri zorla kıyıya boşalttı. Çok zalim ve
gaddar biri olan Amiral Portondo ile şiddetli bir savaşa tutuşan Aydın ve Salih Reis, savaş
sonunda Portondo ve kaptanları ile birlikte İspanyol askerlerinin
çoğunu
öldürüp, sağ kalan 375'ini de esir ettiler. Kıyıda heyecanla bu
büyük deniz
Barbaros Hayreddin Paşa Aydın Reis önderliğinde 15 gemiyi seçilmiş 500 esir ve ağır hediyelerle birlikte yeni Padişah olan Kanuni Sultan Süleyman'ı ziyarete gönderdi. İstanbul'da 1 ay kalan heyet Padişah'ın verdiği hediyelerle sancak, hil'at ve hatt-ı hümayun'u teslim alarak Sarayburnu'ndan hareket etti. Dönüş yolunda Kalevre kıyısını basıp 700 esir alan levendler Mayorka'ya kadar vura vura geldikleri düşman yakasında 27 gemi ele geçirerek Cezayir'e ulaştılar. Büyük Divan toplayan Barbaros gaziler, ulema, eşraf ve halkın huzurunda hatt-ı hümayûn'u okutup hil'at giydi. İspanya Barbaros'u yok etmek için yapımına başladığı 40 gemiyi hazır ettiği sıralarda Macar Kralı Layoş, Kanuni Sultan Süleyman'a karşı İspanya Kralı'ndan yardım talep edince hazırlanan kuvvetler Macaristan'a kaydırıldı. Fakat Barbaros'un bunu fırsat bilerek ülkeyi yakıp yıkacağından endişe eden İspanya Kralı, Tlemsen Beyi'ni Barbaros aleyhine kışkırtarak Barbaros'u bu işle meşgul etmek istedi. Barbaros asi olan Tlemsen Beyi'nin üzerine yürüyüp hizaya getirirken Deli Mehmed Reis'i de 40 gemiyle Akdeniz seferine gönderdi. Yolda 35 gemiden oluşan yeni hazırlanmış İspanyol Donanması'na rastlayan levendler girdikleri kanlı çatışmalar sonunda 6'sı kaçan düşman gemilerinden 29'unu ele geçirdiler. Bu büyük Türk zaferi, Barselona'da haber kendisine ulaşan Şarlken'de büyük bir üzüntüye sebep oldu. Bu zaferden cesaret alan Endülüslüler de İspanyollar'a karşı ayaklandılar. Dağlardan inen 80.000 Endülüslü, İspanyolların büyük ordularını perişan etti. Barbaros İspanya'da başlayan Endülüs ayaklanmasını haber alır almaz Deli Mehmed Reis'i 36 gemiyle destek için gönderdi. Bu; Endülüslüleri kurtarmak için yardıma giden 21. Türk Donanması'ydı. Barbaros ve levendleri yaptıkları 21 Endülüs seferinde 70.000 Endülüslü'yü İspanyol zulmünden kurtarıp Kuzey Afrika'ya taşıdılar. Bu arada esir durumundaki Andrea Doria fidye ile serbest bırakılarak İspanyollar'a teslim edildi. İspanya yakasına ulaşan Andrea Doria yeniden "İspanya Donanma Komutanlığı"na getirildi. Kanuni Sultan Süleyman da "Osmanlı Donanma Komutanlığı"na getirmek için Barbaros'u İstanbul'a çağırınca, Cezayir'i Hasan Reis'in idaresine bırakan Barbaros Hayreddin Paşa 20 gemi ile hareket etti. Yolda, Tunus'dan kaçmış olan 1 gemideki 300 esiri -kaçarken çaldıkları mallarla birlikte- Trapane Körfezi'nde yakaladı. Yol boyunca Sardunya, Korsika, Montecristo Adaları, Elba ve Bonifacio'ya baskın yaparak Messina'da 18 düşman gemisini ele geçirdi. Buradan Preveze'ye geçip, 3 gün kaldıktan sonra beraberindeki 19 büyük Reisiyle birlikte 27 Aralık 1533 günü İstanbul'a vardı. Kışa rağmen kıyılara doluşmuş yaklaşık 200.000 İstanbullu'nun sevinç gösterileri arasında Galata önüne demir atarak maiyetiyle birlikte merasimle karaya çıktı. Düzenlenen muhteşem bir zafer alayıyla Topkapı Sarayı'na gitti ve bir gün sonra Padişah tarafından huzura kabul edildi. Padişah, Divan-ı Hümayun'u toplayarak bütün vezirlerin huzurunda Barbaros Hayreddin Paşa'yı "Dünyanın En Büyük Donanması"nın başına geçirerek Kaptan-ı Derya’lığa (Deniz Kuvvetleri Komutanlığına) atadı. (6 Nisan 1534) Barbaros Hayreddin Paşa'nın Osmanlı Devleti'nin Kaptan-ı Derya’lığına atanması -10 yıldır bunun gerçekleşmesi düşüncesinden bile korkan- İspanya, İtalya, Avusturya, Almanya ve Hollanda tahtlarına sahip bulunan "İspanya İmparatorluğu"nda büyük bir dehşetle karşılandı. Uzun yıllardır müslümanlara karşı bir kutsal savaşın öncülüğünü yapan ve bir kültür medeniyeti Endülüs ile Afrika'daki çeşitli bölgeleri işgal ederek binlerce müslümanı korkunç işkencelerle öldüren İspanya İmparatorluğu'na karşı Osmanlı Donanması'nın yaptığı savaş hazırlıklarına ilişkin ilk haberlerin Avrupa'ya ulaşmasıyla birlikte bütün İspanya ve İtalya topraklarını kaplayan korkuya paralel olarak "Adriyatik'ten Cebelitarık'a kadar geniş bir coğrafyaya uzanan" İspanyol hattında bütün imkanlar seferber edilerek -hızla- savunma hazırlıklarına geçildi. Granada bölgesine eli kulağındaki Türk tehlikesi konusunda postalar gönderilerek hızlı ve kesin sonuç verecek savunma sistemleri geliştirilmesi konusunda uyarıldı. Cebelitarık ve Cadiz kıyılarına asker konuşlandırılarak kaleler, gözetleme kuleleri ve diğer müstahkem yapıların onarılması emredildi. Malaga'daki top, barut ve levazım organizasyonunun ivedilikle ele alınması istendi. Puglia ve İtalya'nın doğu sahillerindeki savunma sistemleri arttırılarak Puglia, Calabria ve Mahon Kaleleri onarılıp güçlendirildi. Sicilya Adası'ndaki tüm kaleler sağlamlaştırılarak asker sayıları arttırıldı. Saldırı bekleyen şehirlerden biri olan Cenova da savaş hazırlıklarını tamamlayarak müstahkem bir kale şeklinde Türkler'i beklemeye koyuldu. Napoli Kral Naibi Don Pedro'nun 22 Haziran'da İspanya İmparatoru'na yazdığı mektupta Modon ve Koron'a daha şimdiden Türk gemilerinin geldiğini, 150 gemiye 110 kadırganın daha ekleneceği bildirilerek Osmanlı Donanması'nın levazım ve mühimmat hazırlanması ile asker donatım ve diğer hususlarda çok hızlı hareket ettiği haber verilmekteydi. Gemilerde kürek çekecek forsaların -Avrupalılar'ın adından bile korktukları Yeniçeriler'den değil- hristiyan esirlerden olacağı haberleri ise memnuniyetle karşılanmaktaydı. Mora Sancakbeyi'nin pek çok süvariyle Modon'a gelerek Barbaros'la birlikte büyük şölenler verdikleri, donanma için pek çok öküz hazırlandığı, donanmanın peksimet ihtiyacı için Salomis'e 15 kadırga gönderildiği ve Avrupa savunması hakkında toplanan istihbarî bilgilerin bir araya getirilerek gece gündüz planlar yapıldığı da Avrupa'ya ulaştırılan haberler arasındaydı. Bütün yazışmalara yansıyan ortak korku ise "Türkler'in her yeri ateşe vereceği" söylentisi idi. Ve 1534'ün Ağustos'unda 8.000 levend ve 80 parça gemiden oluşan Osmanlı Donanması'nın büyük bir şaşaa ile harekete geçerek Akdeniz'e açıldığı haberlerinin İspanya yakasına ulaşması ile telaş başladı. Osmanlı
Donanması'nın
nereye saldıracağının tam olarak öğrenilememesi İspanya ve
İtalya sahillerinde yaşanmakta olan telaşı daha da arttırmaktaydı.
Don Pedro'nun İspanya İmparatoru'na gönderdiği
mektuplarda Türk Donanması'nın rotasının hâlâ öğrenilemediği,
Zante, Korfu ve Velona'ya gönderilen gemilerden de haber alınamadığı
belirtiliyordu. Türk Donanması'yla ilgili -yalan doğru- her türlü
haber (Simancas
Arşivinde de görülebileceği gibi) büyük
bir sıklıkla İmparatorluğun dört bir yanına sayısız kopyayla ulaştırılarak
hızlı haber akışı sağlanıyordu. Tarafsız konumdaki Venedik
ise Türk tehdidinin kendi sahillerine de uzanabilme ihtimaline rağmen
Osmanlı'yı kızdırmaktan korktuğu için tedbir amaçlı bile
olsa herhangi bir savunma hazırlığı yapamıyor fakat topladığı
bilgileri el altından İspanya'ya ulaştırarak gizli ve dolaylı
yardım etmekten de geri durmuyordu. Bu arada rotasını çizen
Kışı
düşmanı karşılamak üzere hazırlık yaparak
geçiren Barbaros bazı gemilerini Batı Akdeniz’deki
İspanyol ülkelerini vurmaya gönderdi. Verdiği büyük kayıplara içi yanan Barbaros Bâbüzzünnap halkının iltifatlarıyla kışı burada geçirdikten sonra baharda Sebte Boğazı’ndan Okyanus’a açılıp Portekiz’in güneyindeki Faro önlerinde Hindistan’dan dönmekte olan ve hayatında ele geçirdiği en zengin ganimetle yüklü bir Portekiz gemisini, içindeki 76 top, 300 tayfa, 36.000 altın, 200 kilo altın tozu ve çok sayıda değerli eşya ile birlikte kolayca ele geçirerek halkın sevgi gösterileri arasında Cezayir'e girdi. Bir süre sonra 21 gemilik bir donanma ile denizlere açılarak İspanya kıyılarına baskınlar yapan Barbaros Hayreddin Paşa Minorka ve Mayorka'yı basıp Palma kalesi ve şehrini yağmaladı. Ardından Tunus'un işgalinde görev almış ve içinde Tunus'daki savaşta esir edilmiş 700 levendin de bulunduğu 12 İspanyol gemisini Porto Magon Limanı'nda ele geçirdi. Karşısında 700 levendini görünce yaşadığı büyük sürpriz ve sevinci "İspanya'yı alsaydım bu kadar sevinmezdim" diye ifade eden Barbaros tacını göklere atarak şükür secdesine kapandı. Gemilerde levendlerine büyük ziyafetler vererek neşeli sohbetler eden Barbaros harekatlarda ele geçirdiği 5.500 esirle birlikte şanlı bir şekilde Cezayir'e girdi. "Tunus'u alıp Barbaros'u kaçırdım" edasıyla her yıl düzenlenen "Papa huzurunda günah çıkarma merasimi" için gurur ve gösterişle Rumpapa'ya giden İspanya İmparatoru'nun sevinci Hayreddin Paşa'nın bu yeni darbeleriyle kursağında kaldı. Haber kendisine ulaşınca, Kral'a taç giydirmekten vaz geçen Papa "Barbaros'un Tunus'dan giderken hazineyi de götürmesi sebebiyle elde edilen galibiyetin bir başarı sağlamadığını" bildirip "Azizlerle konuştuğunu ve ancak Barbaros'un başının kesilip Cezayir'in alınması durumunda taç giydirilmesine müsaade ettiklerini" söyleyerek Kral'ı hüsran içinde geri gönderdi. Kanuni Sultan Süleyman'ın Barbaros'u İstanbul'a çağıran emri Cezayir'e ulaşınca 3 gün büyük ziyafetler veren Barbaros yerine Hasan Reis'i tayin edip, donanması ve tıka basa dolu devlet hazinesiyle birlikte ülkeyi kendisine teslim etti. Levendlerine ve halkına nasihatlarda bulunduktan sonra som sırmalı sancaklar çektirdiği güneş altında parıldayan altın yaldızlı gemilerine binerek Cezayir'den İstanbul'a hareket etti. Bu Barbaros'un Cezayir'i son görüşüydü. Koca Reis gemisi hareket edince geriye dönüp yaşlı gözlerle Cezayir'i seyrederek: "Yürü koca Sultan Cezayir! Seni gayri son görüşümüzdür. Kendi isteğimle olaydı, bir saat senden ayrılmazdım. Cihad yurdu sensin, serhadlerin sonu sensin. Dilerim Allah'dan kıyamete kadar nâm ü şânın dillerde destan olsun. Düşmanların senden kanlar kuşansın, denizde ve karada cümlesinin üzerine muzaffer olasın!" diye dua edip ağlaya ağlaya Cezayir'den uzaklaştı. 19. gün İstanbul'a ulaşan Barbaros Padişah'ın huzuruna çıktı. Sultan Süleyman'ın "Mücahit Lalam" diye kendisini onurlandırdığı Barbaros karşılaştığı iltifatların ardından baş başa kaldıkları bir mecliste son olayları ve yapılacakları Padişah'la görüştükten sonra Tersane Başmühendisi’ni çağırtarak 30 yeni gemi yapılmasını emretti. Bahar gelince de Osmanlı'nın karadan başlattığı Arnavutluk seferinde orduya denizden destek olmak için Padişah'ın emriyle Adriyatik Denizi’ne girdi. Fakat Mustafa ve Hüsrev Paşa haber göndererek Barbaros'dan askerleriyle karaya çıkıp saldırıya karadan destek olmasını istediler. Barbaros ise donanma askerinin karaya çıkmasının deniz usullerine aykırı olduğunu, ayrıca Padişah'ın kendisini denizde görevlendirdiğini bildirerek teklifi kabul etmedi. Fakat bazı Arnavutlar Venedikliler'e çoktan haber uçurup Barbaros'un karaya çıkacağını ispiyonladılar. Bunu duyan Venedik Donanması heyecanla "Şimdi bittin Barbaros" diye derhal harekete geçti. Yaşayacağı zaferin müjdesini uykusunda alan Barbaros uyanıp rüyasını bir hocaefendiye tabir ettirirken ufukta da Venedik Donanması göründü. Kahkahalar ve alaylarla iyice yaklaşan düşmana oyun oynayan Barbaros levendlerin karaya çıktığı izlenimini vermek için gemileri uzun bir süre hareket ettirmedi. Düşman iyice yaklaşınca da hep birlikte sancaklarını çekip, toplarını ateşleyerek düşman gemilerinin içine dalan Türk Donanması 30 gemilik Venedik donanmasından 14'ünü batırıp 16'sını da ele geçirerek şanlı bir şekilde İstanbul'a döndü. Mustafa ve Hüsrev Paşa da hatalarını anlayıp Barbaros'a övgüler yağdırarak bu büyük zafer için Allah'a şükrettiler. Ertesi sabah hatalarının diyetini ödeyerek Arnavutluk'u boyun eğdirip vergiye bağladılar.
Osmanlı Devleti'ne -denizlerdeki üstünlüğünün
bir sonucu olarak- dünyanın çeşitli devletlerinden çeşitli
gerekçelerle yardım
talepleri geliyordu. Bu doğrultuda büyük Hind hükümdarlarından Bahadır Şah
da
Osmanlı
Padişahı'na -Hint Denizi'nden Portekiz gemilerinin temizlenmesi ricasıyla- çok değerli
bir hazine gönderdi. Hazineyi İstanbul'a
getirmekte olan Salih Reis komutasındaki 20 kadırgaya baskın
yaparak ele geçirmek hülyasıyla yola çıkan Andrea Doria,
Barbaros'un 40 gemiyle Salih Reis'i korumak için
gelmekte olduğunu haber alınca hemen uzaklaşarak ortadan kayboldu.
Hazine
Tarihin en büyük deniz savaşı, Andrea Doria
komutasındaki "Müttefik Avrupa Donanması"nın harekete geçerek Türkler'in elindeki Preveze
Kalesi'ni kuşatmasıyla fiilen başladı.
Kale, Arta Körfezi'nin girişine hakim ve kuzeybatı ucunda
bunmaktaydı. Preveze Kalesi'ndeki Türk toplarını susturmadan
-ki bu çok zor bir işti- hiç bir düşman gemisi Arta Körfezi’ne
giremezdi. Bunu gören Andrea Doria, Osmanlı Donanması'nı
dışarıya çekebilmek için 25 Eylül 1538'de bir kısım kuvvetlerini ileri
sürdü. Kısa süren bir çatışmanın ardından, bu gemilerin geri dönmesinden
sonra, Doria, hem Barbaros'u kendisini takibe
En ince detaya kadar her şeyi gözden geçiren
Kaptân-ı Derya, donanmasını gece yarısından sonra harekete geçirdi.
Sabahın
ilk ışıkları etrafı aydınlatırken Türkler'in gelmekte olduğunu gören
Haçlı donanması korkuya kapıldı. Derhal harp
meclisini toplayan Doria hücum etmeye taraftar olmamasına rağmen filo komutanlarının
karşı çıkmaları üzerine savaşa mecbur kalarak, donanmasını Preveze üzerine harekete geçirdi. Barbaros
Preveze açıklarında her iki tarafın donanması kendi savaş düzenleri içinde birbirlerine doğru yaklaşırken, kuzeyden çok sert bir şekilde esen rüzgar Türk Donanması'nın aleyhine cereyan ediyordu. Rüzgar, Haçlı Donanması'nın arkasından kuvvetle eserken Osmanlı Donanması'na adım atma fırsatı vermiyordu. Ters esen rüzgar sebebiyle donanmanın moralinin sarsıldığını gören Barbaros iki ayet yazdırıp gemisinin iki tarafına bıraktı ve az sonra da rüzgar dinerek Türk Donanması lehine esmeye başladı. Rüzgarın ters dönmesiyle yalnız yelkenle hareket edebilen Haçlı Donanması'nın ön saftaki ağır gemileri hareketsiz kalınca Andrea Doria, öndeki büyük gemilerden şiddetli bir top ateşine başladı. Fakat kalyonlardaki büyük topların menzili kısa olduğundan, bütün mermiler denize düşüyordu. Barbaros da hücum emri verince Türk Donanması boru, nakkare ve askerin "Allah Allah" sesleri arasında ihtişamla ilerlemeye başladı ve uzun menzilli toplarıyla düşmanın büyük gemilerini delik deşik etti. Arka saftaki düşman kadırgaları Andrea Doria komutasında ileri çıktıysa da dayanamayıp kalyonların gerisine çekildiler. Kanlı çatışmalar ve strateji savaşlarının ardından Haçlı gemilerinde kumanda birliği kalmayınca Barbaros, ihtiyattaki Turgut Reis'e düşmanın arkasını çevirme emrini verdi. İki ateş arasında kalıp kayıpları artan Andrea Doria, kaçmaktan başka çare bulamadı. Akşam karanlığı basarken, takipten kurtulmak için bütün gemilerin fenerlerini söndürttü. İki taraftan toplam 120.000 kişinin katıldığı savaş sonunda 30.000 mürettebatı ölen düşman gemilerinden 128 tanesi batırılırken, 29'u da 2.775 personeliyle birlikte esir edildi. Hiçbir gemisini kaybetmeyen Türk Donanması'nın kaybı ise 400 şehit ve 800 yaralıdan ibaretti. (Preveze Zaferi 27 Eylül 1538) Birleşik Avrupa donanmalarına karşı kazanılan dünya tarihinin bu en görkemli deniz zaferinin müjdesi İstanbul'a ulaşınca Fetihname'yi dîvânla birlikte ayakta dinleyen Kanuni Sultan Süleyman, dört bir yana Fetihname'ler yollatarak üzerinde güneşin batmadığı bütün ülkelerinde -zaferin şerefine- şenlikler yapılmasını emretti. Donanmay-ı Hümayûn’la muzaffer bir şekilde İstanbul'a ulaşan Kaptan-ı Derya Barbaros Hayreddin Paşa hususi bir mecliste günlerce padişahla baş başa kalarak zaferin ayrıntılarını kendilerine anlattı.
İspanya İmparatorluğu'nun Avrupa'daki en büyük iki
rakibinden biri olan Fransa, baş edemediği İspanyol
donanma kuvvetlerine karşı Osmanlı Devleti'nden
yardım talep edince Padişah tarafından bu işle görevlendirilen Barbaros
Hayreddin Paşa
toplam
mürettebatı 30.000'i bulan 150
gemilik dev bir filo ile Fransa'nın Marsilya Limanı'na
girdi. (20 Temmuz 1543) Limanda hazır bulunan devlet erkânı ve binlerce
Fransız yardıma gelen Türk Filosu'nu görkemli törenlerle
karşıladılar. Barbaros, mahiyetine Fransa Donanması Amirali Duc D'Enghien'i
de alarak Nice şehrini
zaptetti. (20 Ağustos 1543) Fakat Fransız donanmasındaki düzensizlik
ve barut fıçısından çok şarap fıçısı getirmeleri sebebiyle Fransızlar'dan
beklenildiği kadar istifade edilemeyince Türk Donanması, Toulon'a
çekildi. Fransa Kralı'nın emriyle Türk
gemilerinin ihtiyaçlarını karşılamak için Barbaros'un
idaresine bırakılan Toulon şehrinde, Aziz
Mary Katedrali de Türk askerleri için camiye çevrildi. Türk Donanması'nın 8 ay kaldığı
ve bu süre içinde Osmanlı Bayrağı'nın çekilip Osmanlı
Parası'nın kullanıldığı Toulon şehrinde o yılın vergisi
de Türk memurlara ödendi. Bu süre zarfında Salih
ve Hasan Reis komutasındaki filoların yaptığı baskınlarla İspanya
ve İtalya kıyı ve adaları vurulurken 3 yıldır Cenevizliler’in
elinde esir bulunan Turgut Reis de 3.000 altın karşılığı
kurtarıldı. İspanyollar'ı Fransızlar'la 1544 Crespy Barışı’nı
yapmaya mecbur bırakan Osmanlı Donanması görevini başarıyla
tamamlayarak törenlerle Toulon şehrinden ayrıldı. Dönüş
yolunda Elba Adası'nı basarak, İtalyanlar’ın elinde
tutsak bulunan Sinan Reis'in oğlunu kurtaran Barbaros, Grosseto
şehrinde, Castiglione della Pescaia, Talamone ve Orbetello'yu
ele
geçirdikten sonra babası Nurullah Yakub Ağa'nın Midilli'deki
evini yakan Bartolomeo
Peretti'nin mezarını bularak yıktı. Daha sonra Montiano
ile birlikte Porto Ercole ve Giglio Adası'nı da
ele geçirdi.
Ardından Civitavecchia'ya bir saldırı yaptı ise de Fransız
elçi Leone Strozzi'nin ricası üzerine kuşatmayı kaldırdı.
Osmanlı Devleti’nin 19. Kaptan-ı Derya'sı olan Barbaros Hayreddin Paşa 12 sene Kaptan-ı Derya'lık hizmetinde bulunmuş, defalarca keşif ve kerâmetleri görülmüş bir veli, gazi ve mücahit bir kimse idi. Devletin sınırlarını Fas’a kadar uzattı. Beşiktaş’ta bir medrese inşa ettirdi. Serveti ile İstanbul’un bir çok semtine hanlar, hamamlar, konaklar, evler, değirmenler, fırınlar yaptırdı. Zaferlerle dolu savaş hayatında eline hazineler değerinde servet geçtiği halde bunları sürekli dağıtmıştır. Hep şükreden bir kul olan Barbaros Hayreddin Paşa geceyi üçe ayırırdı. Birinci kısmında Kur’an-ı Kerim okur, ikinci kısmında ibadet eder ve üçüncü kısmında da uyurdu.
Barbaros Hayreddin Paşa, kendini denizi seyrederken gören dostlarına "Öldüğüm zaman beni deniz sesi işitilebilecek bir yere defnediniz"
diye vasiyet
O, bugün de deniz kenarındaki türbesinde denizleri dinlemeye devam ederken, yüzyıllar boyunca sefere çıkan donanmalar O'nun türbesi önünden hareket etmiş ve kendisini top atışlarıyla selâmlamışlardır. Ve bugün de Deniz Kuvvetleri'mizin her yıl düzenlediği törenler ve top atışlarıyla Denizlerin Şanlı Pîr'i saygı ve sevgiyle anılmaya, şerefle yâdedilmeye devam edilmektedir. Kabri nur, makamı Cennet olsun. Amin..
|
|
|
![]() |