|
"Deniz ve
Donanma Üzerine"
Korsanlara
Öğütler
Tenbih.
Gizli değildir ki bu Osmanlı Devleti'nde en büyük dayanak olup şanına
iş-güç edinüp önem verilmek ön sırada bulunan deniz işleridir. Zira,
bahtı-gelişen devletin revnak ve unvanı iki karaya ve iki denize(1)
hükmetmektedir. Bundan başka Osmanlı ülkesinin çoğu adalar ve kıyılar
olduğundan hele saltanatın yöresi, yani İstanbul'un velinimetinin iki
deniz olduğunda hiç şüphe yoktur. Bundan sonra, dünyanın dört bölüğünden
biri olan Avrupa'ya İslamlar yakın zamanlarda geçüp burası ile
ilgilendiler. Eski padişahlar, olağan-üstü sayılacak savaşlar ve
tedbirlerle ancak Rumeli, Bosna ve Üngürus'un birazını ele geçirebildiler.
Söylenen yerler Avrupa'nın bir kıyısıdır. Bu kadarını elde tutmak, gözetüp
korumak denizlerin elde bulunmasına bağlı olduğu için geçmişte büyük
himmet ederlerdi. Bugün de önemil olan gafleti koyup yine elden geleni
yapmaktır. Cenab-ı Hakk başarı versin. Bundan sonra öğütleri söylemeğe
başlayalım.
Birinci Öğüt budur ki, kapudan kendi korsan değil ise deniz işinde
ve deniz savaşı üzerinde korsanlarla danışık edüp dinleye. Yalnız kendi
bildiğine gidenler çoğu pişman olagelmişlerdir. Hele bu yolda bir yanlış
yapılırsa ziyanı yalnız kendisine değildir.
İkinci Öğüt budur ki, donanma gemileri mümkün oldukça Tersane-i
Amire'de yapıla, hem zamanıyla yetişür, tez olur, hem de reayaya zulüm o
kadar hafif olur.
Üçüncü Öğüt budur ki, gemilerin yat ve yarağı eksik kalmayup tam
olmaya çalışıla. Her işe vakit ve zamanıyla başlanup gevşekliğe yer
verilmeye.
Dördüncü Öğüt budur ki, Boğaz'dan taşra çıkıldıktan sonra karavul
eksik olmaya. Yolda giderken iki yarar kalite üç mil ileri gide ve limanda
yatarken iki üç mil alarga yata. Ve iki bey gemisi bir saat sonra kalkup
donanma ardınca asker döküntüsü devşire.
Beşinci Öğüt budur ki, donanma iki yüz parça gemi olursa iki kol
ola. Yüz parçası Rodos paşasıyla bir gün önce kalka. Zira her iki liman
yüz parça gemiyi alamaz. Geçmişte böyle ederlerdi. Öyle limanların sayısı
azdır. Ve adaların her tarafında yatılur. Rüzgar ne yandan eserse öte
tarafa geçerse, kıyı öyle değildir.
Altıncı Öğüt budur ki, Adalar Arasında Rumeli, ya Anadolu
kenarında, ya öğleden sonra bir limana yetiştirilirse girilüp liman
basılmaya, yani bundan öte bir liman daha vardır deye geçilemeye. Zira
nice ihtimal vardır, ya rüzgar çıkar ya geceye kalup perişanlık olur ve
enginden başka bir yerde yatmak yanlıştır.
Yedinci Öğüt budur ki, Boğaz'ı çıktıktan sonra sabah namazını
kılmayınca kalkılmaya.

Sekizinci Öğüt budur ki, baştarda reisleri Cezayir'e ve denizde
nice yıllar gezmiş korsanlık etmiş ola. Zira donanmanın yürümesi ve
durması ona bağlıdır.
Dokuzuncu Öğüt budur ki, donanma giderken baştarda kürekçileri
kartal kanadı çekeler, yanı yap yap çeküp ayak ayak gideler, süratle ulak
gemisi gibi gitmeye. Meşhurdur ki İspanya kapudanları "sizin gemileriniz
yüğrük değildir" deye taş atınca beri yandan bilir-korsanlar "bizim
gemilerimiz kaçanı kovmaz, kovandan kaçmaz gemilerdir" deye karşılık verüp
susturmuşlardır.
Onuncu Öğüt budur ki, Baştardayı bey gemileri her zaman geçe.
Yuğrük olmak içün istifine bakmayalar, baştarda yüğrük gerekmez. Bey
gemilerini geçmeye, geçerse forsalara gemi basmağa(2) hal diliyle izin
vermiş olur.
On Birinci Öğüt budur ki, yağlandığı zaman limanda iki bölük ola.
Biri yağlanurken bir bölüğü de korumada dura, sonra yağlaya. Bir kez yağda
düşman gelüp nice ziyan vermiştir.
On İkinci Öğüt budur ki, donanma Avarin'e vardıkta iki parça yarar
kalite kafir yakasına dil almağa gönderile. Eğer kafir donanmasının
Mesine'de derneği varsa yalılar korunup bir yere gidilmeye.
On Üçüncü Öğüt budur ki, Mesine'de kafir donanması yok ise
kapudanlar kafir yakasına, ya engine gitmek isterse Avarin'de on beş parça
gemi bozalar, yani kürekçilerini ve savaşçılarını çıkarup gemilerden
güçsüzlerini orada koyup dinç ve güçlü kürekçiler ve savaşçılar götürmeyi
seçeler.
On Dördüncü Öğüt budur ki, Avarin'de engine salmak gerektikte
varullara on beşer günlük su ısmarlana(3). Ve akşam namazından sonra
limandan çıkup Avarin reayası yüksek yerde bir gün, bir gece ateş eksik
etmeyeler ki fırtına çıkup donanma dönmek gerekirse limanı bula, belki
uzerlerine bu iş için adam kona.
On Beşinci Öğüt budur ki, engine gitmek murat olundukta önce tenbih
oluna ki gece fırtına çıkarsa her gemi fenerini yaka; feneri yoğise birer
fener asalar, ta ki gemiler birbirine çatup yanlış yapmaya.
On Altıncı Öğüt budur ki, Adalar Arasında donanma çokluk gezmeye.
Rumeli ve Anadolu vilayetlerinde geze. Zira adalar sığ yerlerdir ve
karıntıdır. Her adanın başka karıntısı vardır ve döküntüsü çoktur. Az
zamanda çok gemi batup gitmişti. Adalar Arası donanma kanarası(4) derler.

On Yedinci Öğüt budur ki, donanma Rumeli ya Anadolu kıyısına
gittikte on parça kalite Adalar Arasını koruya, geçmiş kapudanlar böyle
edegelmiştir.
On Sekizinci Öğüt budur ki, donanma giderken pus-duman olsa eğer
karaya rastgelinirse hemen demir bırakup yatalar. Pus açılıncaya değin
kımıldamayalar. Eğer enginde olursa paşa baştardasında mehterhane çalına.
Ötekiler de hep çalalar, pus açılıncaya değin dinmeye, ta ki gemiler
dağılmasın.
On Dokuzuncu Öğüt budur ki, reisler deniz ilmini bilmeye sıkı önem
vereler. Pusula ve harita işlerinden gafil olmayalar ve bilenlere de büyük
iltifat eyleye. Onunla bilmeyenler de heves edüp öğreneler.
Yirminci Öğüt budur ki, kapudan paşa onları Derviş Paşa gibi
imtihan eyleye. Derviş Paşa ulüfe üzerinde(5) meydana pusula ve harb koyup
Muslu Çavuş adındaki bir meharetli kimseyi mümeyyiz ayırdı. Reisleri
onunla ve öteki gemicileri palamar bağlamak(6) ile imtihan edüp ulufe
verdi. O zaman bilmeyenler öğrenmeğe heves ettiler.
Yirmi Birinci Öğüt budur ki, deryada kafir donanmasına rastgelince
bizim donanma Rumeli ya da Anadolu kıyısına yakın olup kafir donanması
denizde olsa çatmağa heves olunmaya, belki görmezliğe urula. Ama bizim
gemiler denizde, kafir kıyıda olsa, yahut kıyılar kafir yakası olsa, ya da
ikisi de enginde olsa bu üç halde bile kafirlere çatmak olur, neden dolayı
olduğu savaş bölüğünde anlatıldı.
Yirmi İkinci Öğüt budur ki, düşman gemisi kalyon olsa, hemen varup
çatmağa heves olunmaya. Belki ıraktan döğe döğe yıpratup dümeni ve direği
kırıldıktan sonra varalar. Eğer rüzgar ise borda yelkeni ile ardına düşüp
limanlık gözedile(7).
Yirmi Üçüncü Öğüt budur ki, savaşta saf saf kadırgalar dizile.
Kapudan gemisi geride durup beş gemi ona ayaktaş ola, üçü ardında, ikisi
önünde dura.
Yirmi Dördüncü Öğüt budur ki, kapudan paşa ve serdar kendi
gemisinde bulunup bir iş düşüncesiyle savaş yerinde gemiden çıkmaya. Asker
sürmeğe ağalarını göndere. O yerde serdar kayık ile gezmek savaş kanununa
aykırı ve korkuludur.
Yirmi Beşinci Öğüt budur ki, kapudan paşa yerinde dura. Kendi varup
düşmana çatmak heves etmeye. Zira baş gidince ayak kalmaz. Bununla çok
ziyan görüldü. Serdarlara yararlık, yerinde durmaktır.
Yirmi Altıncı Öğüt budur ki, beyler gemisinin herbirinden yüz kafir
çıkarılup yerine Türk verile. Aykırı davrananın hakkından geline. Zira
nice kez forsalar bey gemilerini basup gitmişlerdir(8).
Yirmi Yedinci Öğüt budur ki, gemilerin kürekçisi muşakkar ola, yani
Türk ve forsa karışık ola. Eski kapudanlar kürekçilerin iyisini seçüp
baştarda küreğine üç forsa, üç Türk korlardı. Forsalardan çok sakınıla.
İstanbul gemilerinde(9) de çok kafir konmayup miri kafir(10) defter ile
gemilere dağıtıla. Bir gemide elli kafire kapudanlar rıza verirler. Türk
bildiği kadar kürek çektiği yeğdir. Forsa ustalığına tamah olunmaya.
Bugüne dek forsanın basup gittiği gemiler sayısızdır.
Yirmi Sekizinci Öğüt budur ki, donanma taşra çıktıkta dil almağa
yarar kalite gönderilüp üzerine düşüle. Geçmişte bu iş içün kafir yakasına
giderlerdi. Şimdi ona hacet kalmadı. Adalar Arasından alına.
Yirmi Dokuzuncu Öğüt budur ki, savaşta bir gemiye top ve tüfek
gelüp kimi halka değse şehit ve yaralıyı derhal anbara koyup örterler.
Halka göstermek ile perişanlık olur. Halkı şaşırtup korkuya düşürmeyeler.
Otuzuncu Öğüt budur ki, bir gemi alınması başarıldı mı, ilk
toplarını yoklayalar, gerekirse çivileyeler. Fethedüp ele geçirme tamam
olmadan ganimete yapışmayalar.
Otuz Birinci Öğüt budur ki, savaşta bir gemiye sudan aşağı(11) top
dokunsa tizeye kapamak mümkün olmasa kimi uzun bezler, peşkir, ya da sarık
gibi nesneleri suya vereler(12) ki akındı çeküp falya delüğünü kapaya.
Kimi gemi batmaktan bununla kurtulmuştur.
Otuz İkinci Öğüt budur ki, topçular sanatında meharetli ola.
Acemileri öğreteler. Gemide her topa bir usta topçu buluna.
Otuz Üçüncü Öğüt budur ki, barut perdaht olunmuş ola(13). Çoğu
barut Mısır'dan gelüp perdahtı da o diyardan olmak uygun görülmekle,
eskiden, Salih Paşa zamanında buyruk gönderilmişti. Kafirlerin topu on
ikişer karış iken barut gücü ile bu tarafın on altışar karış topundan çok
sürer.
Otuz Dördüncü Öğüt budur ki, kumbara işine ve kafir gemisinin
yelkenlerini yakmak içün oklar ve aletler işlerine önem verilüp savunma
işi araçları da bir yana bırakılmaya.
Otuz Beşinci Öğüt budur ki, eski günlerden beri vilayetler
fethedegelen asker dururken Levent yazmağa(14) heves olunmaya. Belki
askeri kullanmak, ne yoldan olur, ona bakıla.
Otuz Altıncı Öğüt budur ki, kalyon donanmayı Boğaz'dan çıkardıktan
sonra dönüp taşra birlikte gitmeye, ayak bağı olmakla yararı yoktur, belki
zararı vardır.
Otuz Yedinci Öğüt budur ki, donanma denizde salt yeğni ve yüğrük
ola, nereye isterse gide. Bununla kafirler alt edilir. Zira onların
çekdiriri kalyondan ayrılup bizim donanmaya ayaktaş olamaz. Kalyonun
yürümesi ise rüzgara bağlıdır.
Otuz Sekizinci Öğüt budur ki, Körfez Adası yağmasına ve kıyıda
kaleler yapmaya himmet oluna. Bununla kafirin temellerine gedikler açılır.
Otuz Dokuzuncu Öğüt budur ki, Körfez ve Zadra Hisarlarını fethetmek
kolay iş sayılmayup girişilecek olursa Bayazıt Han, İnebahtı Hisarını nice
fethettiyse o denlü himmete bağlıdır.
Kırkıncı Öğüt budur ki, eski padişahların sefer ve fetih olayları,
kapudanların denizde sefer ve savaşları üzerinde anlatılanlar, yazılanlar
görülüp kıssadan hisse alına, gaflet olunmaya vesselam(15).
Açıklamalar:
01) Arapçası berreyn ve bahreyn olan bu tabirin Türkçesi iki deniz ve iki
kara demektir. Karalar, Osmanlı devletinin toprakları bulunan Asya
(Anadolu) ve Avrupa (Rumeli), denizler de Karadeniz'le Akdeniz'dir.
02) Forsalar gemi basmak. Bir bozgun sırasında düşman tutsaklarından
küreklere konmuş olan forsalar, zincirlerinden boşanıp ayaklanan gemiyi
ele geçirmek.
03) Su ısmarlamak. Su tenbihlemek; gemilerde tayfanın su ihtiyacını
karşılamak üzere su alınmasını söylemek.
04) Donanma kanarası. "Kanara" mezbaha, hayvan kesilen yer demektir.
Donanma kanarası, birçok gemilerin batıp kaybolduğu, yok olduğu yer
demektir.
05) Ulufe üzerinde. Askerin ulufe denilen ve ilk ikisi üç ayda bir, son
ikisi bir arada olmak üzere yılda üç kez verilen aylıklarının dağıtıldığı
zamanda.
06) Palamar bağlamak. "Palamar" gemilerin karaya bağlandıkları kalın
halatlara denir. "Palamar bağlamak" gemileri bu halatlarla karaya
bağlamayı bilmek demek olduğu kadar burada rüzgarın estiği yöne göre
gemilerin hangi yanından karaya bağlanacağını bilmek demektir.
07) Borda yelkeni ile ardına düşüp limanlık gözetmek. Borda yelkeni,
geminin baş tarafındaki yelken demektir Rüzgar varsa, o zaman borda
yelkenlerini açarak düşman gemisinin ardına düşüp rüzgarın dinerek denizin
yatışmasını beklemek.
08) Bk. çıkma, 509.
09) İstanbul gemileri. İstanbul tersanesine bağlı olan gemiler.
10) Miri kafir. Hazineden para ile tutulan ve müslüman olmayan gemici;
Hazineden aylıklı gayrimüslim gemici; ulufeli gayrimüslim gemici.
11) Sudan aşağı. Geminin su kesiminden aşağı. Bir geminin su içinde kalan
bölümü.
12) Suya vermek. Suya bırakmak; suya salmak; suyun akışına bırakmak.
13) Barut perdaht olmak. Barutun nemi alınmak, kimya yoluyla barutu
temizlemek ve parlatmak. İki türlü barut vardır: 1) Mat barut ki bu
nemlidir, nemli olması yüzünden de çabucak toz haline gelir ve daneyi
sürme gücü çok değildir. 2) Perdahtlanmış barut ki bunun yanma gücü
çoktur. Nemli barut gibi taneleri ufalayıp toz haline gelmez. Parlak
taneler halinde olur ve alev aldığı zaman taneler çabuk ateşlenmek
suretiyle itme gücü artar.
14) Levent yazmak. Levent, XV. yüzyıl sonuyla XVI. yüzyılda Türk korsan
gemilerinde çalışan ve Akdeniz'de iş gören güçlü, kuvvetli denizci
"Korsan" Türklerden Osmanlı donanması hizmetine girmiş olan savaşçı asker.
Donanmanın yaya tüfekçi askeri. Levent yazmak. Deniz kıyısındaki Türklerle
"levend-i rumi" denilen adalardaki Rumlardan Türk gemilerine savaşçı deniz
eri toplamak. Bunların alınması için bir kılıç veya mızrak, yahut ta bir
tüfek veya tabancaları olması yeterdi.
15) Vesselam. '"ve"s-selamü ala men ittebaa el-hüda (esenlik doğru yolu
tutanların üzerine olsun) ayetinin (Taha süresi, 47) bir parçasının
kısaltılmış şekli olup "işte bu kadar, artık bitti" anlamına sözü kısa
kesmek deyimi olarak kullanılır.
(Katip
Çelebi - Tuhfetü'l Kibar Fi Esfari'l Bihar)
|