Osmanlı Donanması'nın

1775 ve 1776 yıllarına Ait Seyir Defteri

 

 

Osmanlı Donanması'nın Akdeniz Seferi'ne Hazırlanması:

 

Mevsim-i Evvel-i Sefer-i Derya

 

İlkbaharda donanmanın Akdeniz'e eksiksiz olarak açılabilmesi için gereken hazırlıklar kış aylarında yapılmaya başlanırdı. Genellikle Mayıs ayında Akdeniz'e açılan donanma yaz mevsimini denizde geçirdikten sonra (yaklaşık yedi ay) Ekim ayının sonlarında veya Kasım ayının başlarında tersaneye geri dönerdi. Ancak savaş durumu gibi gerekli hallerde donanma denizde kalırdı. Kışın tersaneye gelen gemilerin yelkenleri çıkarılarak, anbarlara kaldırılır ve gemiler ilkbahardaki sefer mevsimine Haliç, Sinop, İzmit ve Gelibolu gibi tersanelerde inşa veya tamir edilerek hazırlanırlardı. Nisan ayının başlarında Tersane-i Amire'deki gemilere tekrar yelkenleri takılarak donatılırken, kışın sefer için kendilerine emirler gönderilen derya beylerinin gemileri baharın yaklaşmasıyla yavaş yavaş Beşiktaş önünde toplanırlar ve geleneğe göre Hıdrellez günü denize açılmaya hazır hale gelirlerdi.

 

Sefere Katılan Gemiler

Başbakanlık Osmanlı Arşivi'nde yer alan Cevdet Tasnifi Bahriye Kayıtları arasında bulunan Kasım 1774 tarihli ve 1775 yılı ilkbaharında gerçekleştirilecek deniz seferine katılacak gemilerin hazırlanması emrini içeren bir belgeden bu konuda bilgi ediniyoruz. Bu belgeye göre 1774 sonbaharında Akdeniz'in kış mevsiminde güvenliğinin sağlanması için Donanma-yı Hümayûn kalyonlarından 8-10 tanesi görevlendirilmişken bu yıl Akdeniz sahillerinde korsan ve izbandid gemileri bol olduğu ve bunların Mısır, Kahire ve diğer Osmanlı kıyılarında ticaret yapan tüccar ve müstemin gemilerine olan saldırıları nedeniyle ve bunların korunması ve Akdeniz'in güvenliğinin temini amacıyla 1775 yılı deniz seferi için on beş Donanma-yı Hümayûn kalyonunun hazırlanması  emrediliyordu. Bu gemilerden üç tanesi sefer mevsimini beklemeden yola çıkacak, kalan on iki tanesi ise ilkbaharda denize açılma emri gelinceye kadar eksiklikleri giderilip, tamirat işleri tamamlanarak sefere hazırlanacaklardı.  Belgede hazırlanması istenen gemilerin adı, cinsi ve mürettebatının sayısı belirtilmektedir. 1775 ilkbaharında Akdeniz' e çıkacak olan on beş donanma gemisinden biri Kapudane-i Hümayun (Kalyon-u Feth'ül-Fettah), ikincisi Patrona-i Hümayun (Kalyon-u İnfa-ğı Bahri), üçüncüsü Riyale-i Hümayun (Kalyon-u Maurta) kalyonları idi. Bunlardan başka 6 kalyon ve 6 tane de firkateyn vardı. Toplam 15 gemiden oluşan donanmada adam sayısı 6625 kişi idi. Kaptân-ı Derya'nın beylerbeyi olduğu Cezair-i Bahr-i Sefid Eyaleti'nin Sancak Beyleri olan Derya Beyleri de sancaklarındaki has ve salyanelerine göre hazırladıkları birer veya ikişer gemi ve Tımarlı Sipahi ve zaimleriyle birlikte donanmanın Akdeniz seferlerine katılıyorlarsa da elimizdeki seyir raporlarında donanmanın sancak gemileri ile buluştuğuna dair bir bilgi bulunmamaktadır.

 

Donanmanın Akdeniz seferine Bey Gemilerinden başka Garp Ocakları filoları da birer mektupla davet ediliyorlar ve Donanma'nın Tersane-i Amire'ye döndüğü kış aylarında Akdeniz' de muhafazada kalıyorlardı. 1775 ve 1776 yılına ait incelediğimiz seyir raporlarında Garp Ocakları gemilerinin donanmaya katıldığını gösteren bir bilgiye rastlanmadı. Bu durumun seyir raporlarının sefere katılan gemiler hakkında ayrıntılı bilgi içermemesinden kaynaklandığı düşünülebilir. Çünkü Cevdet Bahriye tasnifinde yer alan 1775 Ağustosuna ait bir belgeden Kaptân-ı Derya Cezayirli Gazi Hasan Paşa'nın emri ile Cezayir, Tunus ve Trablusgarp gemileri için elli bin kuruşluk alet, mühimmat ve takımın Tersane-i Amire 'den verildiğini öğreniyoruz ki bu bize ocak gemilerinin 1775 yılı seferine katılmış olabileceklerini gösteriyor.

 

Osmanlı Donanmasının Denize Açılma Merasimi  

 

 

Osmanlı Devleti'nde merasim yapılmasını gerektiren olaylardan bir tanesi donanmanın her yıl adet olduğu üzere Akdeniz'e açılması ve geri dönmesidir. İleri gelen devlet görevlilerinin yanında padişahın da bizzat katıldığı bu merasim bazı ufak değişikliklere rağmen genel olarak belli bir düzen kazanmıştır. Merasimin yapılmasında en önemli konulardan bir tanesi müneccimbaşının donanmanın denize açılacağı ve bunun için yapılacak törene katılacak olan padişah, sadrazam, Kaptân-ı Derya gibi kişilerin gelme saatleri açısından bir 'eşref saat' belirlemesi idi. Donanma'nın denize açılma vakti yaklaşınca tersane emini gemilerin denize çıkması için arzını sadrazama sunar, sadrazam da bu arzı padişaha iletir ve padişahın izni ile müneccimbaşının uygun bir saat belirlemesi istenirdi. Donanma'nın denize açılma merasimi belli kurallar çerçevesinde gerçekleşiyordu. Sıkı teşrifat kuralları içerisinde her bir görevlinin ne zaman ne yapacakları, nerede duracakları belli idi. Donanma'nın denize açılacağı gün de Vezirler, Şeyhülislam, Nişancı, Kazaskerler, Defterdarlar ve Yeniçeri Ağası sabah namazından sonra Tersane-i Amire'ye gelerek Kaptân-ı Derya'nın odasında otururlar, bunlara daha sonra Vezir-i Âzâm da katılırdı. Sadrazam, Tersane Emini ile Tersane Kethüdası'na donanmanın bir eksiği olup olmadığını sorar, aldığı olumlu cevap üzerine tersane görevlilerine hilat verirdi. Bundan sonra hareket izninin gelmesi ile birlikte tüm erkan baştardaya gitmek üzere kanuna göre Vezirler, Ulema ve diğer erkan odadan çıkıp selama dizilirlerken, Sadrazam onları selamlayarak öne geçer ve diğerleri de onu takip ederek hareket ederlerdi. Gurubun en önünde Reisülküttab ve Çavuş Başı, daha sonra Tersane Kethüdası elinde değnekle yürürdü. Onun arkasında da Kaptân-ı Derya elinde değnek ve selimi ile yürürdü. Bu şekilde baştardaya gidilerek oturulur, Kaptân-ı Derya sancak dibinde ayakta durarak iskeledeki halkı selamlardı. Kireçhane'ye gelindiğinde Sadrazam kendi kayığı ile Padişah'ın yanına giderdi. Daha sonra Yalıköşkü'nde padişah, Kaptân-ı Derya'ya kürklü seraser, diğer Beyler'e ve Donanma Ağaları'na, Çorbacılar'a ve Gemi Kaptanları'na da hilatler giydirdikten sonra Sadrazam ve Kaptân-ı Derya baştardaya dönerlerdi. Kaptân-ı Derya sancak yanında ayakta selam durarak Yalıköşkü karşısına gelindiğinde Padişah'ı selamlar ve o sırada top ve tüfek şenliği başlardı. Beşiktaş önüne gelindiğinde demir bırakılır ve Vezirler, Ulema ve diğer erkan Kaptân-ı Derya'nın ziyafetinden sonra kayıklarına binerek baştardadan ayrılırlar, bundan bir iki gün sonra da Donanma hareket ederek görevli olduğu yere doğru yol alırdı. 1775 ve 1776 yılına ait sefer kayıtlarının ikisi de Donanma Gemileri'nin bayrak açmaları ile başlıyor. 1775 yılında 11 Nisan' da (H. 9 Safer) bayrak açan gemiler üç gün sonra, 1776'da 20 Nisan'da (H. 1 Rebiyülevvel) bayrak açan gemiler beş gün sonra Yalıköşkü önünde yapılan Donanma'nın denize açılma merasimine katıldılar.

 

Güzergah ve Seyir Süreleri  

 

 

1775 ve 1776 yılına ait seyir defterlerinden takip edildiği üzere denize açılma merasiminin ardından Donanma her iki seferde de çok az değişiklikle aynı rotayı takip ederek aynı noktalarda molalar vermiştir. 1775 yılındaki seferin son durak noktaları Hayfa ve Akka iken, 1776 seferinde Sayda ve Beyrut'a kadar -buradaki olaylar nedeniyle- gidildi. Dönüş yolculuğu da aynı güzergah tersten tekrarlanarak geriye dönülerek Donanma'nın Tersane'ye girmesiyle tamamlanmıştır. Durak noktalarının aynı olması güzergahı incelemede kolaylık sağlayabilecek belli etaplara ayırma imkanı vermiştir. Ayrım Marmara, Ege ve Akdeniz olarak üç etap şeklinde saptandı. Böylece bu üç ayrı denizde gerçekleşen seyir süreleri her iki sefer aralarında daha sağlıklı olarak karşılaştırılarak, her etabın kendi içindeki seyir süresi açısından bir karşılaştırma yapmak imkanı doğacaktır. Birinci etap Tersane'den hareketle Ege Denizi'ne çıkışa kadar, ikinci etap Ege Denizi'nin başlangıcı olarak kabul edilen Bozcaada'dan Rodos Adası'na kadar ve üçüncü etap ise bu adadan seferin son noktası olan Hayfa'ya kadar (1776 yılı seferinde Sayda'ya kadar) belirlendi.  

 

a- Birinci Etap:

 

Seyir defterinden takip ettiğimize göre 1775 yılı seferinde Donanma Marmara'ya açılıncaya kadar bir çok konaklamalar yaptı. 11 Nisan'da flandra küşâde edildikten üç gün sonra Tersane-i Amire'den hareket edildi, saat dörtte Yalıköşkü'nde Alay-ı Hümayun yapıldı ve buradan Dolmabahçe'ye geçildi. Daha sonra Kaptân-ı Derya, Fındıklı'daki Hüssam Paşa Yalısı'nda bir süre bekledi. Buradaki beklemesi sırasında İzmir civarında isyan etmiş olan Ivaz Mehmet Ağa adlı eşkıyanın yakalanarak başının İstanbul'a gönderilmesi emri geldi. Törenin yapılmasından dokuz gün sonra donanma Fındıklı'dan hareket ederek Kumkapı yakınında demirledi ve buradaki bir gün beklemenin ardından 24 Nisan'da (H. 22 Safer) Yedikule'de demir atıldı. 25'inde buradan hareket edilerek 26'sında Gelibolu'ya ulaşıldı. 1776 yılı seferi sırasında da birkaç küçük değişiklik haricinde aynı güzergah takip edilmiştir. Osmanlı Devleti'nin denizlere açılmasında ilk hareket noktası olan Gelibolu, Osmanlı Donanması'nın Akdeniz seferlerinde de Donanma'nın toplandığı ve eksiklerinin tamamlandığı bir hazırlık ve hareket noktası olarak önem taşıyordu. Gelibolu'da peksimet, su, gemilerin yağlanması için gereken çıra gibi ihtiyaçlar temin edilirdi. Böylece 1775 seferinde Donanma Gemileri'nin flandre açmalarından 22 gün sonra, 1776 seferinde ise 23 gün sonra Ege Denizi'ne çıkış noktası sayılan Anadolu yakasındaki Sultaniye Kalesi'ne ulaşıldı (Donanma 1775 yılında Sultaniye'de 8 gün, 1776 yılında ise 11 gün demirli kaldı). Donanma'nın Rumeli tarafındaki Kilitbahir Kalesi yerine Anadolu yakasındaki Sultaniye Kalesi'nde durmasının nedeni iki kıyının coğrafi farklılığından kaynaklanmaktadır. Kilitbahir Kalesi önü akıntılı ve derin olması nedeniyle büyük gemilerin demirlemelerine uygun değilken, Sultaniye Kalesi'nin ise iki tarafında demirlemeye uygun ve geniş bir limanı vardı.

 

b- İkinci Etap:

 

1775 seferinde Sultaniye'den hareket eden Donanma Bozcaada'dan sonra Limni Adası'nda demirledi. Daha sonraki durak ise önemli bir liman olan Midilli Adası oldu. 1775 seferinde önce Midilli'deki Patre Limanı'na gelinerek buradaki 8 günlük konaklamadan sonra Donanma hava muhalefetinden dolayı adanın batı ucundaki Suğra yakınlarında 'olta üstü'nde bekledi ve daha sonra Cunda'da bir gün beklendikten sonra tekrar Midilli'ye döndü. Midilli'den sonraki diğer nokta Foça Limanı ve bu limandan sonra civardaki birkaç adadan sonra (Kösten Adaları, Sakız ve İstanköy) Donanma ikinci etap için son nokta olan Rodos Adası'na ulaştı. 1776 yılı seferinde Donanma Bozcaada'dan hareketinde sırasıyla Patre, Midilli, Foça ve Sakız'dan sonra Rodos'a demirledi. İkinci etap süreleri 1775 için (demirlemeler dahil) 81 gün, 1776 için 28 gündür (Rodos'ta 1775 yılında 1, 1776 yılında 3 gün beklenildi). 

 

 

c- Üçüncü Etap:

 

Rodos'tan sonra ana durak noktası her iki sefer için de Kıbrıs Adası idi. Buradan sonra ise 1775 seferinde Akka ve Hayfa'ya gidilirken, 1776 seferinde Akka, Beyrut, Sayda'dan sonra Hayfa'ya gidildi ve tekrar Sayda ve Beyrut'a gidilerek Kıbrıs'a doğru geri dönüş yolculuğuna başlandı. Üçüncü etabın süreleri ise, 1775'de Rodos'tan hareket eden donanma 22 günde Akka'ya ulaştı. Burada 29 günlük ikametin ardından dönüş yolculuğu başladı. 1776'da ise Rodos'tan demir alınmasından 40 gün sonra Sayda'ya gelindi ve burada geçirilen 30 günün ardından dönüş başladı.

 

d- Dönüş Süreleri:

 

1775 yılında Akka'daki konaklamadan sonra hareket tarihinden itibaren geriye doğru üçüncü etabın başlangıç noktası olan Rodos'a 25 günde ulaşıldı ve Donanma burada 4 gün demirli bekledi. 1776 da 27 günde Rodos'a gelen Donanma burada 5 gün bekledi. Rodos'tan sonra donanmanın Sultaniye'ye ulaşması 1775'de 22 gün (burada 3 gün bekleniyor), 1776'da 29 gün sürdü (Sultaniye'de bekleme 15 gün). Her iki seferde de dönüşte Bozcaada'da demirlenmedi. Marmara'ya girildikten sonra tersaneye giriş 1775 ve 1776 tarihli seferlerin ikisinde de 5 gün sürdü.

 

e- Ahir-i Sefer-i Derya:

 

Donanma'nın sefer dönüşünde gemilerdeki leventlerin yoklaması boğazda yapılırdı. Bu iş için bir Yoklamacı ta'yin edilir, bu kişiye kalyonlar halifelerinden biri yardım ederdi. Kaptân-ı Deryanın kontrolünde gerçekleştirilen bu yoklamanın amacı gemideki leventlerin tam olup olmadığının kontrol edilmesi idi. 1775 yılı seferinde 16 Kasım'da (H. 22 Ramazan) Donanma Kurşunlu Mahzen'e girdi ve 19'unda Alay-ı Hümayun oldu. 1776 yılı seferi ise Kasım' da (H. 11 Şevval) Alay-ı Hümayun ile Kaptân-ı Derya'ya hilat verilmesiyle sona erdi.

 

Yaz sonunda Donanma'nın Tersane'ye geri dönmesinden sonra Akdeniz ada ve kıyıların koruması konusu da ihmal edilmiyordu. Kış mevsiminde ada ve kıyılar ve burada yaşayanların düşman ve korsan saldırılarına karşı korunması için, kış ayları boyunca bu mahallerde dolaşmak üzere bazı gemiler görevlendiriliyordu.  

 

 

f- Donanmanın Hızı ve Hava Koşulları:

 

Her iki yılda yapılan Akdeniz Seferi Donanma'nın Tersane'den ayrılmasından geri dönüşüne kadar yaklaşık 7 ay sürmüştür (1775 yılında 222 gün, 1776 yılında 215 gün). Donanma'nın bu iki seferinde etaplar içindeki hareketi karşılaştırıldığında demirlerine noktalarının birkaç küçük değişiklik dışında aynı olduğu görülürken, etap içi mesafelerin gidiş ve dönüşlerde birbirine yakın sürelerde alındığı görülüyor. 1775 yılı seferinde ikinci etap süresinin diğer yıla göre uzun olmasının nedeni Kaptân-ı Derya'nın burada Ivaz Mehmet'i yakalaması görevinden dolayıdır. Seferlerin süresini belirleyen koşullar arasında, Donanma'nın merkezden aldığı emirlerin uygulanması ve Donanma'nın hazırlıklarını yaparak eksiklerini tamamlaması gibi işler ve Kaptân-ı Derya'nın sorumluluğundaki bir takım idari görevlerin yerine getirilmesi kadar hava koşulları da etkili oluyordu. Denizciliğin doğa koşullarına günümüze oranla daha çok bağlı olduğu bu tarihlerde gemilerin limanlarından ayrılışları ile geri dönüş tarihleri büyük oranda mevsim ve bu mevsime hakim olan rüzgar tipine bağlı olarak belirleniyordu. Antik çağlarda gemi teknolojisindeki yetersizlik gemilerin ancak yaz ortasında elli gün denizde kalmalarına izin veriyordu. Ekim-Nisan aylarını denizde geçirmek dönemin denizcilik kanunları tarafından yasaklanmıştı. Yeniçağın başlarında Kasım-Mart arası denize çıkılmaması öngörülüyordu. Bu tarihlerden itibaren denizcilik bilgisindeki ilerlemeler ve kış koşullarına daha uyumlu yeni gemi tiplerinin inşası ile kışın denize açılmak daha az riskli hale geldi. Ancak bu gelişmelere rağmen kış mevsiminde denize açılma kısıtlı kaldı. Genel olarak tüccar gemileri ve donanmalar kışın denize açılmak yerine yaz mevsiminin uygun şartlarında denize açılmaya devam ettiler. Osmanlı Donanması da Kasım ayının gelmesi ile gemilerin bakımı yapılmak üzere kış mevsiminde Akdeniz'i koruyacak bazı kalyonların görevde bırakılması şartıyla Tersane-i Amire'ye geri dönerdi. Osmanlı yönetimi de İstanbul'un iaşesi için gerekli olan miri buğdayın naklinin hava koşullarının bozulması nedeniyle gemiler denize çıkamayacakları için kış mevsiminin başı olan Kasım ayına kadar yapılmasına önem veriyordu. Donanma'nın gerek İstanbul'dan Marmara'ya çıkışı gerek bu noktadan sonraki hareketi hava koşullarına büyük oranda bağlıydı. Boğazlardaki akıntı ve rüzgarlar gemilerin seyrini etkiliyordu. İstanbul limanından ayrılmak kolay olmakla beraber Marmara tarafına gitmek için kuzeyden, Karadeniz tarafına gitmek için ise güneyden esen rüzgar beklenirdi. İstanbul Boğazı'nda baharda Mart ve Nisan ayları dışında kuzey rüzgarı hakim olurdu. Bu rüzgar Karadeniz'den Marmara'ya doğru olan deniz akıntısı ile birleşerek Çanakkale Boğazı'ndan İstanbul'a doğru yolculuk yapan özellikle büyük yelkenli gemilerin geçişini zorlaştırıyordu. Çanakkale Boğazı yönünden girerek Marmara'yı geçmek isteyen gemiler için kuzeyden gelen akıntıya karşı ilerlemeyi sağlayacak güney rüzgarı özellikle önemliydi. Bu nedenle boğaza giren gemiler güçlü bir güney akıntısı yokluğunda, bunu sağlayacak güney rüzgarının çıkmasını beklemek zorundaydı lar. Donanmanın ilkbaharda İstanbul'dan Marmara'ya hareketi kuzeyden güneye doğru bu Mart-Nisan akıntısına uygun düşüyordu. Yaz mevsiminde Akdeniz'in girişinde kuzeybatıdan kuzeydoğu doğrultusuna esen rüzgarlar, deniz boyunca kuzeyden güneye ve batıdan doğuya olan yolculukların kolay ve hızlı olmasını sağlıyordu. Böylece İstanbul'dan Boğazlar, Gelibolu, Rodos ve Kıbrıs'a doğru yolculuk uygun şartlarda devam ediyordu. Ege Denizi'nden Mısır ve Filistin'e doğru ise 'meltem' rüzgarı ile ulaşılıyordu. Rüzgarlar dışında ulaşımı etkileyen bir diğer faktör de deniz akıntılarıdır. Bu akıntılar özellikle ada ve kıyıların birbirine yakın olduğu Ege Denizi'nde dikkat gerektiriyordu. Ada ve kıyılar arasındaki sığlıklar, gemilerin ani akıntılar ile bu bölgede kaza yapma riskini arttırıyordu. Elimizdeki seyir raporlarına göre donanmanın hareketi hava koşullarından birkaç olay dışında fazla etkilenmemiş görünüyor. 1775 yılında donanmanın Fındıklı'dan hareket ettikten sonra Kızıl Adalar yakınlarında lodos rüzgarının etkisiyle Yedikule yakınlarında demirlemesi ve Gelibolu'dan hareketinde muhalif hava nedeniyle Yapıldak-Lapseki arasında demirlemek zorunda kalması (buradan da ancak bir gün sonra hareket edebildi) dışında yolculuğunu hava koşullarından kaynaklanan bir gecikme olmaksızın tamamladı. 1776 yılında ise donanma Marmara' dan çıkışı ve Doğu Akdeniz'e gidişinde hava koşulları açısından bir sorun yaşamadı. Ancak dönüş yolunda Kıbrıs yakınlarında iken 18 Eylül'de (H. 4 Şaban) gece yolculuğu sırasında muhalif hava nedeniyle Limason Limanı'na demirlendi. Daha sonra 25-26 Eylül'de (H. 11-12 Şaban) ise şiddetli bir rüzgarın varlığına rağmen donanma yoluna devam etti. Şiddetli rüzgardan kaynaklanan bu birkaç günlük gecikmelerden başka bazı ufak kazalarda donanmanın hareketini etkiledi. 1775 seferinde donanma dönüş yolunda iken Kaptân-ı Derya'nın kalyonu su alınca donanma Gökova Limanı'na demirlemek zorunda kaldı (11 Kasım /H. 15 Şaban). Ertesi gün gemi tamir edildi ve ayın 13'ünde tekrar yola çıkıldı. 1776 yılında ise donanmanın dönüşünü geciktiren iki olay oldu. Beyrut'taki işlerini bitirerek 8 Eylül (H. 24 Receb) günü donanma limandan hareket ettikten sonra Cezzar Ahmet Paşa'nın kethüdası askeriyle gelerek Beyrut'u basınca donanma tekrar geriye döndü ve Kaptân-ı Derya bunların üzerine gitti. Bu meselenin hallinden sonra ise 11 Eylül'de (H. 27 Receb) Beyruttan dönüş için demir alan donanma gemilerinden kapudane kalyonunun Kaptân-ı Deryanın kalyonuna çarpması üzerine tekrar buraya demirlendi ve ancak ertesi gün yeniden hareket edilebildi. Buharlı gemilerle birlikte geminin hızının belirlenebildiği modem dönem öncesi yelkenli gemi teknolojisinde deniz yolculuklarının süresi ve geminin hızı büyük oranda hava koşulları, rüzgarlar ve akıntılarla belirlenirken gemilerin hızları ise ancak 'gün' bazında hesaplanabiliyordu.

 

 

Seyir raporlarında özellikle Sakız-İstanköy ve İstanköy-Rodos arasındaki yolculuğuna dair bilgiler donanmanın saatteki hızına dair kesin olmamakla beraber bir fikir edinmemizi sağlayacak niteliktedir. 1775 yılının 25 Temmuz (H. 26 Cemaziyelevvel) sabahı on buçukta Sakız'dan hareket eden donanma iki gün sonra 27'sinde saat beş buçukta İstanköy'e demirledi. Bu ise yaklaşık 55 saatlik bir yolculuk süresi demek. İki nokta arasındaki mesafe ise 107 mil olup, bu mesafede donanma saatte yaklaşık 2 millik (= 3,7 km) bir hız yapmış oluyor. 1776 yılındaki sefer sırasında da 17 Haziran'da (H. 29 Rebiyülahir) Sakız'dan 'ales-seher' hareket eden donanma ayın 19'unda saat birde İstanköy'e ulaştı. Haziran ayının başlarında sabahın erken saatleri olarak saat altıda hareket edildiği varsayılırsa ortalama olarak 1775 yılındaki ile aynı sürede (yaklaşık 55 saat) İstanköy' e ulaşıldığı görülüyor. 1775 yılında 30 Temmuz'da (H. 1 Cemaziyelahir) 'vaktü'l-fecr' İstanköy'den hareket eden donanma 'akşam namazına yakın' Rodos'a demirledi. Bu da iki nokta arasındaki 64 milin ortalama 15 saat gibi bir sürede alındığını gösteriyor ki saatteki hız yaklaşık olarak 4,3 mildir (= 8 km). (1775 yılının dönüş yolunda donanma Rodos'tan İstanköy'e aynı mesafeyi ise yaklaşık 24 saatte almıştır). 1776 yılı seferi sırasında da saat birde İstanköy'den hareket eden donanma ertesi gün saat dörtte Rodos'a ulaştı. Bu da on beş saatlik bir yolculuk süresi olup, bir önceki yılın süresi ile eşittir. Sefer sırasında merkezle haberleşme Osmanlı idaresi, donanmanın başında Akdeniz seferine çıkan Kaptân-ı Deryanın görev ve sorumluluklarını denize açılmazdan önce kendisine gönderdiği bir emirle bildiriyorsa da donanmanın İstanbul' dan ayrılışından sonra ortaya çıkan durum ve gelişmeler doğrultusunda yeni görev ve emirler de donanmanın arkasından gönderilen ulak ve gemilerle bildiriliyordu. 1775 seferinde donanmanın Patre Limanı'ndaki beklemesi esnasında İstanbul'dan firkateler başbuğu ferman ve tahriratla geldi. Ivaz'ın yakalanarak başının vurulmasından sonra donanma henüz İzmir' de iken Dergâh-ı Âli Kapıcıbaşısı Abdi Ağa İstanbul' dan Zahir Ömer' in yakalanması emrini getirdi. Daha sonra donanma Sakız'a geldiğinde ise Zahir Ömer'in yakalanması işi için Mirhac Paşa ve Sayda muhafızı Mehmed Paşa ve Kudüs-ü Şerif mutasarrıfı İbrahim Paşa ve Cezzar Ahmed Paşa'nın görevlendirildiği fermanı geldi. Donanma dönüşü sırasında Çatallar' da iken İstanbul'dan Kapıcıbaşı Abdi Beğ'i Akka'ya görevlendiren ferman geldi ve ertesi gün Abdi Bey bir müstemin gemisi ile Akka'ya gitti. 1776 yılı seferinde de donanma Sultaniye'de iken Sadr-ı Âli Çukadarı, Kaptân-ı Derya'ya Akka görevini bildiren bir hatt-ı hümayun getirdi. Kaptân-ı Derya da aynı biçimde faaliyetlerini veya danışmak istediği bir konuyu İstanbul'a ulaştırıyordu. 1775 seferinde Midilli'de iken Kaptân-ı Derya eski Rodos mutasarrıfı Ahmet Beğ'in hesabı için tatar Şehri Mehmet Ağa'yı, Limni'deki eşkıyaların fermanı ve donanma kalyonlarının mühimmatı için ise Kapudan-ı Hümayûn çavuşunu İstanbul'a gönderdi. Rodos'ta iken Mısır'dan gelen Terzi Hacı Osman Ağa mektuplar ve bir miktar altın ile İstanbul'a gönderildi. Donanma İzmir' de iken kendisine Zahir Ömer'in yakalanması emri gelen Kaptân-ı Derya, daha sonra donanma İstanköy'de iken bu konu ile ilgili olarak tahriratlarını tatar ağası ile İstanbul'a gönderdi. Donanma Kıbrıs'ın Limason Limanı'nda iken de Kaptân-ı Derya, Akka ve Sayda tarafına Zahir Ömer' e tahrirat gönderdi. Kısaca donanmanın hareketi sırasında merkez ile donanma arasında emir ve soru-cevap şeklinde bir diyalog devam ediyordu. İrtibatın bu şekilde sürekliliği merkezi olayların gelişiminden haberdar ederken, kararların da bu gelişime uygun olarak değiştirilmesini ve uygulanmasını sağlıyordu. Donanmanın Tersane-i Amire'ye girmesi de ancak İstanbul'dan dönüş emrini içeren fermanın gelmesinden sonra gerçekleşiyordu. 1775 senesinde 3 Kasım' da (H. 9 Ramazan) donanma Sisam Adası yakınlarında iken Başlala Şehriyari Mehmet Ağa, Kaptân-ı Derya'ya İstanbul' dan davet emrini getirdi. 1776 yılında ise dönüş yolunda 11 Kasım'da (H. 27 Şaban) İstanköy'de iken kapı kethüdası İstanbul'dan davet fermanı ile geldi. Donanma-yı Hümayûn'un Akdeniz'deki görev ve faaliyetleri Osmanlı Donanması'nın her yıl ilkbahardan sonbahara kadar gerçekleştirdiği Akdeniz seferinin asıl amacı Osmanlı sularında deniz güvenliğinin sağlanması idi. Ancak bunun dışında donanma komutanı olan Kaptân-ı Derya'nın Cezayir-i Bahr-i Sefid Eyaleti'nin beylerbeyi olarak donanma ile hareketi sırasında yerine getirdiği bir takım idari görevleri de vardı. 

 

Osmanlı Donanması'nın

"Seyir Defteri"

 

Osmanlı Donanması'nın

1775 Yılı Akdeniz Seferi

Osmanlı Donanması'nın

1776 Yılı Akdeniz Seferi

Liman

Süre

(Gün)

Süre

(Gün)

 Limanın İstanbul'a

Mesafesi

Liman

Süre

(Gün)

Süre

(Gün)

Limanın İstanbul'a

Mesafesi

  Gidiş Dönüş Mil   Gidiş Dönüş Mil

İstanbul- Sultaniye

30

5

135

İstanbul- Sultaniye

34

5

135

Sultaniye- Rodos

82

25

421

Sultaniye- Rodos

31

44

421

Rodos-

Akka

51

29

819

Rodos-

Sayda

70

32

809

Tablo: 1775 ve 1776 yıllarında Osmanlı Donanmasının Akdeniz Seferlerindeki Ana Durak Noktaları, Bu Noktalar Arasındaki Yolculuk Süreleri ve Bu Noktaların İstanbul'a Uzaklıkları.

İş bu 1189 senesi mah-ı Muharremü'l-haramın gurresinden Donanma-yı Hümayûn-ı nusretmakrun Asitane-i Âliyye'den hareket ve Bahr-i Sefid canibine azırnet iylediğinin aded-i eyyamıyla müfredat defteridir zikr ve beyan olunur.

(Belge: Başbakanlık Osmanlı Arşivi, D.BŞM.TRE 15007/425.)


bottom.jpg - 12098 Bytes