|
Oruç Reis (1474-1518)

En büyük Türk denizcilerinden olan Oruç Reis
1474 yılında Midilli’nin Bonova
köyünde doğdu. Babası, Midilli’nin Osmanlılarca 1462'deki
fethinden sonra, kale muhafızı olarak buraya gelmiş bulunan Nurullah
Yakub Ağa, annesi ise Katerina adında, sonradan müslüman
olan Midilli'li bir kadındı. Midilli’nin fethinden sonra
gösterdiği yararlılık sebebiyle kendisine tımar olarak verilen Midilli'nin
Bonova Köyü'ne yerleşen Nurullah Yakup Ağa bu köyde
yetiştirdiği çocukları İshak, Oruç, Hızır ve İlyas'ın
tahsillerine büyük önem verdi. Oruç Reis dinî ilimler tahsilinin
yanı sıra Arapça, Yunanca, İtalyanca, İspanyolca ve Fransızca da
öğrenerek yetişti.
Gençliğinde gemiciliği ve deniz ticaretini çok iyi
öğrenen Oruç Reis, cesareti, zekası ve girişimciliği ile kısa zamanda gemi
sahibi oldu. Suriye, Mısır, İskenderiye ve Trablusşam’a mal
götürmekte ve oradan aldıklarını
da
Anadolu’da satmaktaydı. Bu
ticari yolculukların birinde Oruç Reis, yanında küçük kardeşi İlyas
ile birlikte Trablusşam'a gitmek için yola çıktı. Yolda serseri
yatağı bir haydut teşkilatı olan Rodos
Saint-Jean Şövalyeleri’nin gemilerine rastlayarak şiddetli bir savaşa
tutuşan iki kardeşten İlyas şehit olurken, Oruç Reis de esir
edilerek Rodos Adası'na götürüldü. Bu haberi öğrenen
Hızır Reis ağabeyini kurtarmak için Krigo adlı bir tüccarla
18.000 akçeyi fidye olarak gönderdiyse de Krigo'nun ihaneti
sebebiyle bu girişim sonuçsuz kaldı. Yeraltındaki bir zindanda
işkence gören Oruç Reis sabaha kadar gözyaşlarıyla kendisini
kurtarması için Allah'a yalvardığı gece gördüğü rüyada "Ey Oruç! İslam
uğruna her ne eziyet çekersen sabret, ferahın yakındır. Sen sekiz yüz
altın vermeye razı olmuştun ama buradaki kısmetin kesilmediği için işin
aksi gitti. Allah seni bir akçe vermeden kurtarmaya kadirdir. Daha çok
gazalar edeceksin." müjdesini aldı. Sabah olunca, Rodos kaptanları bir
gün kendilerinin de esir durumuna düşebileceklerini ve bu yüzden Ouç
Reis'e bu kadar işkence yapmanın akıllıca olmadığı konusunda ittifak
ettiler. Rodos
Kralı'nı da ikna eden kaptanlar zindandan çıkarttırdıkları
Oruç Reis'i bir gemide kürekçi yaptılar. Bir çok lisan gibi Rumcayı da çok iyi bilen Oruç Reis
şen tabiatlı ve hoşsohbet bir kimse olduğundan kendisiyle bir kere konuşan
yanından ayrılmak istemezdi. Böylece geminin kaptan ve mürettebatıyla da yakınlık
kurmuştu. Fakat gemideki bir papaz bu durumdan rahatsız olup
gemidekileri uyararak Oruç Reis'le bu denli yakınlaşmamalarını,
aksi halde güçlü kişiliğiyle hepsini müslüman yapacağını söyledi.
Bu olaydan sonra Oruç Reis'e karşı soğuk davranmaya başlayan
mürettebat "Muhammed seni elimizden kurtarsın da görelim bakalım"
diyerek dalga geçmeye başlamışlardı. O
gece Oruç Reis gözyaşları ile yine sabaha kadar Allah'a yalvarıp
kendisini kurtarması için dua etti. Nihayet gemi Antalya
yakınlarında iken çıkan şiddetli bir fırtına
ve bastıran karanlığı fırsat bilerek denize atladı ve
yüzerek karaya çıkarak Antalya'da
bir Türk köyüne sığındı. Burada kendisini misafir etmek için
birbirleriyle kavga eden misafirperver köy halkının yanında 10 gün kaldı.
Daha sonra şöhretini
duyup kendisini çağıran Mısır Memlük Sultanı Kansu Gavri'nin
Hind tarafına göndereceği 16 gemilik bir donanmaya Serasker olma
teklifini kabul ederek donanmayı alıp İskenderun Körfezi'ne geldi.
Oruç Reis'in donanmayla İskenderun'a geldiğini duyan
Rodos Şövalyeleri âni bir baskın yapınca Oruç Reis gemileri
karaya oturtarak ellerinden kurtuldu. Ardından Antalya’da 18
oturaklı bir tekne yaptırıp Rodos sahillerini basarak korsanlığa
başladı. Derhal Divân'ı toplayan Şövalyeler Kralı'nın emriyle
hazırlanan 5-6 Rodos gemisi Oruç Reis'i bir limanda
bastırdıysa da yine yakalayamadı. Oruç Reis Antalya'ya
dönerek o sırada Antalya Sancakbeyliği'nden Manisa'ya tayini
çıkan Yavuz Sultan Selim’in kardeşi Şehzade Korkut'un
himayesine girdi. Şehzade'nin kendisine hediye ettiği 2
gemiyi almak için İzmir'e giderek leventlerini topladı ve ardından
Midilli'ye gitmek üzere denize açıldı. Yol boyunca toplam 5
Venedik gemisini içindeki 24.000 altın ve bol miktarda
ganimetle ele geçirerek memleketi olan Midilli'ye ulaştı. Limanda
kendisini karşılayan Hızır ve İshak Reis'le buluşarak hasret
giderdi. Bir müddet sonra Mısır'a giden Oruç Reis -daha önce Rodos Şövalyeleri'nin
yaptığı baskında 16 gemiyi karaya
oturttuktan sonra Mısır'a geri dönmediği için- kırgın olan Mısır Sultanı'nın yanına
giderek af diledi ve yolda ele geçirdiği 7 düşman gemisini
kendisine hediye etti. Oruç Reis'in inceliğine çok sevinen
Sultan kendisini ve leventlerini en iyi şekilde ağırladı. (1512) Bahar
gelince yeniden denizlere açılarak Kıbrıs sularına gelen Oruç
Reis burada 5 Venedik gemisi daha ele geçirip ganimet mallarını
satmak üzere Cerbe Adası'na gitti ve orada Hızır Reis'le buluştu.
Kendilerine emin bir sığınak arayan iki kardeş 1512 yılında
Tunus'a giderek Sultan Ebu Abdullah Muhammed'den gemilerini
barındırmak için bir liman istediler. Hak yolunda savaşacaklarını,
aldıkları ganimetleri Tunus pazarında satacaklarını, bundan
Tunusluların da faydalanacağını, Sultan’a ganimetlerinden beşte bir
pay vereceklerini bildirerek bir anlaşma yaptılar. Sultan'la yaptıkları bu
anlaşma sonucunda da, Halku'l Va'd Limanı'na yerleştiler.
İşte daha sonra bütün Avrupa'ya "Barbaros Kardeşler" olarak nam
salacak Hızır Reis ve Oruç Reis’in tarihe geçen ve
Akdeniz'i adeta bir Osmanlı gölüne çeviren seferleri böylece
başlamış oldu.
Kışı Halku'l Va'd Limanı'nda geçiren iki kardeş bahar
gelince 5 gemiyle denizlere yelken açıp Sardunya Adası
açıklarında içinde bal, zeytin, peynir, buğday ve demir bulunan toplam
4 düşman gemisini içindeki 150 esirle ele geçirdikten sonra
Tunus'a döndüler. Ertesi bahar Anapoli Limanı açıklarında
içinde 525 İspanyol'un bulunduğu sultat yüklü büyük bir gemiyle
giriştikleri ve 150 levendin şehid olduğu şiddetli savaşta
esir aldıkları 183 İspanyol dışında düşmanın tamamını öldürdüler.
Oruç Reis'in de ağır yaralandığı bu savaştan sonra 1 gemi
daha ele geçirerek Tunus'a döndüler. Barbaros Kardeşler'in
hemen yok edilmezse ileride başlarına büyük işler açacağını anlayan
İspanyollar iki kardeşi yok etmek için üzerlerine 10 adet
donatılmış gemi gönderdiler. Leventler bir manevrayla bu gemilerden 4'ünü
ele geçirdiler. Kaçan diğer 6 gemi ise İspanyol işgalindeki
Becaye Kalesi altına girerek yattı. Oruç Reis onları da ele
geçirmek istedi. Kaleden yağmur gibi top ve tüfek misketleri yağdı.
Oruç Reis'in sol koluna misket isabet edip ağır yara alınca 60'dan
fazla şehit verdikleri savaşta 300 İspanyol'u öldürülüp 150'sini
de esir alarak geri çekildiler. Tunus'a dönen Barbaros bütün
cerrahları çağırtıp Oruç Reis'in kolunu kurtarana ağırlığınca altın
vermeyi vaad etti ise de çok kötü durumdaki sol kol kesilmek zorunda
kalındı ve daha sonra yerine gümüş bir kol takıldı.
Oruç Reis iyileşip, bahar gelince İspanya'ya akınlar yapan
levendler destan yazmaya devam ediyordu. Bu sırada adları bütün Avrupa'da
destanlaşmış olan Barbaros Kardeşler, Korsika seferinden
sonra kışı geçirmek üzere memleketleri olan Midilli'ye gidip dost
ve akrabalarıyla hasret gidererek, ada halkını çeşitli hediyelerle
sevindirdiler. Burada 3 yeni gemi daha yaptırıp Anadolu'dan
levend yazılmak için akın akın gelen genç yiğitlerden
seçim yaparak yeniden denizlere açıldılar. İçleri buğday, zeytinyağı, fildişi ve
çok sayıda ganimetle dolu 15 düşman gemisini 1.000'den fazla
esirle birlikte ele geçirip Tunus'a döndüler. Kışı burada geçirip
baharda 12 gemiyle denize açılarak gittikleri Sicilya'da bir
kaleyi basıp 300 esir aldılar. Ardından içi şeker, çuha, kurşun,
barut, gülle ve seren direğiyle dolu toplam 5 düşman gemisini ele
geçirdiler. En büyük teknelerde bile kullanılabilecek derecede kaliteli ve
uzun olan seren direklerini seçilmiş 200 esirle birlikte Yavuz
Sultan Selim'e hediye olarak gönderdiler. 6 gemiyle İstanbul'a
giden Piri Reis hediyeleri Sultan'a sundu. Sultan da Piri
Reis ve leventlerine çok değerli hediyeler vererek, Barbaros ve
Oruç Reis'e iletilmek üzere altın yaldızlı 2 gemi, elmas
kabzalı 2 kılıç ile hil’atlar ve sorguçlar hediye etti. Padişah'ın
gönderdiği harikulade gemileri gören Oruç Reis çok sevindi. Büyük
bir merasim düzenlendi ve bütün Tunus erkanının önünde Piri Reis
tarafından Oruç Reis'e kılıç kuşatılıp, hil’at giydirildi. Ertesi
gün Padişah hediyesi olan altın yaldızlı gemilerine binip
İspanyol işgalindeki Becaye Kalesi'ne 2033 levendle
çıkarma yaparak burayı fethettiler. (1513) Çok stratejik bir kale olan Becaye'nin
fethi İspanya'da deprem etkisi yaptı.
Becaye'nin fethinden sonra Türkler'in gücünü gören
Araplar ülkenin her yerinden heyetlerle gelmeye başladılar.
İspanyol işgalinde büyük acı çeken Cezayir şehri halkının da
yardım istemesi üzerine bu şehre
500 leventle yürüyen Oruç Reis şehrin büyük kısmını ele
geçirdi. (1516) Cezayir'in ele geçirilmesinden sonra Oruç Reis,
Cezayir Sultanı ilan edildi.
Cezayir'de yönetimi düzenlemek için kardeşiyle iş bölümü yapan
Barbaros Cezayir'in doğu kısmının,
Oruç Reis ise batı kısmının idaresini üstüne aldı ve bütün
ülkede nüfus ve arazi sayımı yapıldı. Cezayir'i ele geçirerek
hızla güç kazanan
Barbaros Kardeşler'in gün geçtikçe büyüyen bir tehdit oluşturması
sebebiyle telaşa kapılan İspanya bir süre sonra Cezayir Limanı'na
40 gemilik büyük bir çıkarma yaptı. Gece olunca şehir kalesinden
gizlice çıkan Oruç Reis 2.000 levendle birlikte
İspanyollar'a arkadan bir gece baskını düzenledi. Zifiri karanlık,
korkunç bir fırtına ve yağan şiddetli dolu altındaki İspanyollar
neye uğradıklarını şaşırıp gemilerdeki askerlerini de indirince
birbirlerini öldürmeye başladılar. Bir süre sonra
Cezayir Kalesi'nden -Arap, Berberi ve Endülüslülerin de
bulunduğu- 2.000 asker daha levendlere yardıma geldi ve sabaha
kadar süren çatışmalarda 25.000 İspanyol askeri öldürüldü. Sadece
300 şehidin verildiği bu büyük savaşta İspanyollar'dan
2.700 asker de esir edildi. Ertesi yıl Tenes Şehri'ni ele
geçirdiler. (1517) Fakat;
Barbaros şehrin yönetimi için bir Subaşı tayin edip Cezayir'e
döndükten sonra kaçan Tenes Beyi'nin Arap ve İspanyol askerleriyle
birlikte tekrar Tenes’i ele geçirdiği haberi ulaştı. Bu duruma çok
öfkelen Oruç Reis Cezayir Uleması'nın Tenes Beyi hakkında
verdiği "Katli vacip, canı ve malı helaldir" fetvasını yazılı olarak
aldıktan sonra Tenes'e gitti. Korkan şehir halkı Tenes Beyi'ni
Oruç Reis'e teslim etti. İspanyollarla işbirliği içindeki Bey'in
boynunu vurduran Oruç Reis şehir halkından da bağlılık yemini
alarak geri döndü. Cezayir'de yönetimi
düzenlemek için kardeşiyle iş bölümü yaptı. Cezayir'in doğu kısmının
yönetimini Hızır Reis, batı kısmının yönetimini ise Oruç Reis
üstüne aldı ve bütün ülkede nüfus ve arazi sayımı yapıldı.
Cezayir ülkesi'nin en büyük ikinci
şehri olan ve sürekli baş ağırtan Tlemsen de İspanyol
himayesinde, kötü bir Sultan'ın yönetimindeydi. Fakat huzursuzluğu
artan Tlemsen halkı ayaklanarak Sultan'ı kaçırdılar ve Oruç Reis'e
bağlılıklarını ilan ettiler. Tlemsenliler'in bu davranışı
-böylesi büyük bir şehri savaşsız ele geçiren- Oruç Reis'i
çok sevindirirken İspanyollar'ı ise telaşlandırdı. Tlemsen'i,
buraya yakın binlerce askerin konuşlandığı çok güçlü bir kale
olan Vahran Kalesi'nden yöneten İspanya'nın Afrika'daki
en büyük komutanı da bu kalede bulunmaktaydı. Vahran Komutanı
kaçan Tlemsen Sultanı'na 20.000 altın göndererek ordu
toplayıp şehri geri almasını istedi. Tlemsen önlerinde
2.000 levendin 10.000 İspanyol ve Arap'a karşı yaptıkları
ve üç buçuk saat süren savaşta 400 esir dışında düşmanın
tamamı kılıçtan geçirilerek öldürüldü. (31 Ocak 1518) Aralarında
İshak Reis'in de bulunduğu yaklaşık 1.000 şehit veren
levendler kışı geçirmek üzere Kal'atü'l Kılâ'da konuşlandılar.
İspanyolların ifadesiyle "Bir an önce söndürülmezse
hristiyanlığın büyük bir bölümünü yakacak olan bu ateş"in
yok edilebilmesi için İspanya Kralı'nın emriyle harekete geçen
Vahran (Oran) Valisi Diego
de Cordoba 35.000 askerle Kal'atü'l Kılâ'yı
kuşattı. 3 ay bu büyük kuvvete karşı duran Oruç Reis,
bıkan düşmanın anlaşma teklifiyle kaleyi boşaltırken -anlaşma dışı
olarak- silahlarının da istenmesine karşı çıkarak 1.000 levendiyle
birlikte savaşa savaşa şehri terketti. Rio Salado Irmağı
üzerinde kurulu köprüye ulaşan Oruç Reis'in amacı, sağ kalan
levendleriyle köprüyü geçerek köprüyü atmaktı. Fakat levendlerinin
kendisine "Baba" diye seslendikleri Oruç Reis aç
ve susuz durumdaki levendlerin yarısı köprüyü geçemeyince köprüyü
atmaya kıyamadı ve kılıcını çekerek düşmanların içine daldı. Garcia
Fernandez de la Plaza komutasındaki binlerce İspanyol'dan
yaklaşık 100'ünün hep birlikte kılıç çekmesiyle şehit edilen Oruç
Reis'in başı kesilerek İspanya Kralı'na gönderildi. (10
Ekim 1518) Oruç Reis'in cenazesini almayı
başarıp naaşını defneden levendlerden sağ kalan 340'ı
kara haberi getirince Barbaros büyük bir üzüntü ile sarsıldı.
Ağabeyinin şehit edilmesine duyduğu öfkeyi: "Ah, bütün
Frengistan'ı kılıçtan geçirsem kardeşlerimle yoldaşlarımın
intikamını alamam!" sözleriyle belirten Barbaros, Afrika
ve Akdeniz'i düşmanlarına dar etmeye and içti. Bu büyük Türk
Denizcisi'nin şehit edilmesi İspanya'da ise büyük bir coşku
ve sevinçle karşılandı. Öyle ki Garcia Fernandez de la Plaza'ya
-oğulları ve torunları ile soyundan gelenler de dahil- İspanya
Kraliyet İmtiyazı verilerek, Oruç Reis'in resim ve
simgelerini üstlerinde, evlerinde, kapılarında ve istedikleri her yerde
ebediyen taşıma ve kullanma hakkı tanındı.
Cezayir'in
ilk Türk Sultân'ı olan Oruç Reis, Kuzey Afrika'daki Türk
varlığının öncülüğünü yaptı. Zeki, cömert, merhametli
ve şen
olmasının yanısıra sözünü sakınmayan, korkusuz ve sert
bir tabiatı vardı. Sohbetiyle insanları
kendisine bağlar, sıcaklığı ve güvenilirliğiyle de kolayca kalplere girerdi. Leventleri
ve yerli halk tarafından çok
sevilip sayılır, yiğitliği ve babacanlığı sebebiyle "Baba Oruç" diye anılırdı.
Korsanlık hayatı boyunca
Avrupa'nın korkulu rüyası olmasının yanı sıra korsanlığa ailesinde ilk olarak o
başlayarak küçük kardeşi Hızır Reis'e de yol açtı
ve böylece dünyanın en büyük deniz savaşçısının yetişmesinde büyük pay
sahibi oldu. Halen Cezayir halkı tarafından çok sevilen Oruç
Reis hayırla yâd edilmeye ve büyük bir lider olarak kabul
görmeye devam edilmektedir. Türbesi Cezayir'in Kasbah Şehrindedir. Kabri nur, makamı Cennet olsun. Amin.

Oruç Reis'in şehit edildiği Rio Salado Irmağı (Mavi Çizgi)
(El-Malah Bölgesi) Wahran-Cezayir
|