Preveze Deniz Zaferi

27 Eylül 1538

 

 

Venedik'den Syra, Loura, Pathmos, Nio, Stampalie, Ekin, Paros, Anti-Paros ve Tine adaları da dahil toplam 28 ada ve 7 kale fethedilerek Osmanlı Devleti'ne bağlanmasının ardından Venedik'in Adalar(Ege) Denizi  ile alakasının tamamıyla kesilmesinden sonra başta İspanya, Almanya, Venedik, Ceneviz, Papalık, Floransa, Portekiz ve Malta gemilerinden oluşan "Müttefik Avrupa Donanması" 308’i savaş, 300'ü de yük ve taşıt gemisi olmak üzere toplam 608  gemilik dev bir donanma ile 22 Eylül'de Korfu Adası'nda toplandı. Bütün Avrupa donanmalarının Andrea Doria’nın idaresinde toplandığını haber alan Barbaros 20 kadırgayla Turgut Reis’i keşfe gönderdi ise de onu beklemeyerek Mora’nın güneyinden dolaşıp Modon’a gitti ve durumu bizzat görerek Arta Körfezi’ne girdi. Avrupa donanmalarının bir araya gelerek oluşturduğu ve adeta yüzen bir şehri andıran bu büyük donanmanın kürek çeken onbinlerce forsasından başka 60.000 asker ve 2.500 topu bulunmaktaydı. Gözler daha önce denizlerde böyle büyük bir olaya hiç şahit olmamıştı. Çokluklarına güvenerek savaşı kazanacaklarına kesin gözüyle bakan batılı krallar, hangi Türk ülkesinin kime ait olacağını çoktan kararlaştırmış ve kendi aralarında pay etmişlerdi bile!

 

Tarihin en büyük deniz savaşı, Andrea Doria komutasındaki "Müttefik Avrupa Donanması"nın harekete geçerek Türkler'in elindeki Preveze Kalesi'ni kuşatmasıyla fiilen başladı. Kale, Arta Körfezi'nin girişine hakim ve kuzeybatı ucunda bunmaktaydı. Preveze Kalesi'ndeki Türk toplarını susturmadan -ki bu çok zor bir işti- hiç bir düşman gemisi Arta Körfezi’ne giremezdi. Bunu gören Andrea Doria, Osmanlı Donanması'nı dışarıya çekebilmek için 25 Eylül 1538'de bir kısım kuvvetlerini ileri sürdü. Kısa süren bir çatışmanın ardından, bu gemilerin geri dönmesinden sonra, Doria, hem Barbaros'u kendisini takibe zorlamak, hem de muhtemel bir fırtınaya karşı Levkas ve Magenisi Adacıkları arasına sığınabilmek için 27 Eylül 1538'de Preveze açıklarına demirledi. Barbaros'un emriyle harekete geçen 122 gemi ve 20.000 askerden oluşan Türk Donanması, tabıl ve nakkareler çalıp, Preveze boğazından şanlı bir şekilde çıkarak Haçlı donanmasına meydan okudu.  6 mil açıldıktan sonra hilal şeklinde dizilerek savaş düzenini alan Türk gemileri başlarında bulunan üçer topu ateşleyerek düşmana saldırdılar. Şaşkına dönan Andrea Doria yanlış bir manevrayla donanmasını zor duruma sokunca Barbaros hemen 40 gemilik bir filoyu ileri sürüp, Haçlı donanmasını ikiye bölmek istedi. Tehlikeli gidişatı gören Doria donanmasını derhal Korfu istikametine çekti. Karanlık bastırınca düşmanı izleyemeyen Türk donanması da Preveze önlerinde mevzilendi. Barbaros gece yarısı Reisleri ile savaş düzenini görüşmek üzere Harp Divanı’nı topladı. Harp Divanı'nda bütün reisler, Barbaros'un tabiriyle Turgut Reis gibi en cüretkarları ve Salih Reis gibi en zekileri bile bu kadar üstün düşmanla savaşılamayacağını, düşman çekilip gidene kadar körfezde kalınmasını istediler. Barbaros Hayreddin Paşa bu fikre katılmadı, çünkü düşman gemilerinin, sayıca çok ve bazılarının çok büyük olmasına rağmen, kendi gemilerinin çevikliği ve levendlerinin gözüpek oluşuna güvendiği gibi, müttefik filosunun birbirinin dilinden bile anlamayan, aralarında disiplin ve beraberliğin sağlanamadığı personelden kurulu olduğunu da biliyordu. Ona göre, Andrea Doria, donanmasının bir kanadına bile hakim değildi. Türk donanmasının bir diğer üstün tarafı da, toplarının daha uzun menzilli olmasıydı.

En ince detaya kadar her şeyi gözden geçiren Barbaros, kararını vererek donanmasını gece yarısından sonra harekete geçirdi. Sabahın ilk ışıkları etrafı aydınlatırken Türkler'in gelmekte olduğunu gören Haçlı donanması, Barbaros'un bu büyük kuvvete rağmen gösterdiği cüret ve cesarete şaşırıp, korkuya kapıldı. Derhal harp meclisini toplayan Doria hücum etmeye taraftar olmamasına rağmen filo komutanlarının karşı çıkmaları üzerine savaşa mecbur kalarak, donanmasını Preveze üzerine harekete geçirdi. Barbaros Hayreddin Paşa ortasında ve başında bulunduğu donanmasını hilal şeklinde dizdirerek savaş düzenine geçti.  Orta kanatta Sinan Reis, Cafer Reis ve Şaban Reis, sağ kanatta Salih Reis, sol kanatta da Seydi Ali Reis bulunuyordu. Arka tarafında bulunan filoya ise Turgut Reis komuta ediyor, Murat Reis, Güzelce Mehmet Reis ve Sadık Reis de bu filoda bulunuyordu. Osmanlı gemilerinin tek hat halinde dizilmesine rağmen, müttefik gemileri büyüklüklerine göre arka arkaya üç hat halinde dizilmişlerdi. Bu hattın ilki büyük kalyonlar ve karakalardan, ikincisi kadırgalardan, üçüncüsü de küçük gemilerden meydana geliyordu. Öndeki kalyon ve karakalardan kurulu ağır filo bir çeşit siper görevi görüyordu. Andrea Doria birinci saftaki bu büyük gemileri kendisine siper alıp savaşı ikinci safta yönetiyordu. Haçlı donanmasındaki İspanya-Portekiz kalyonlarına Franco Doria, Venedik kalyonlarına Alessandro Condalmiero,  Venedik kadırgalarına Vincenzo Capello ve Papalık filosuna Aquilea Patriği Marco Grimani komuta ediyordu. Amiral gemisinde ise Kara Kuvvetleri Komutanı General Fernando de Gonzaga bulunuyodu.

Preveze açıklarında her iki tarafın donanması kendi savaş düzenleri içinde birbirlerine doğru yaklaşırken, kuzeyden çok sert bir şekilde esen rüzgar Türk donanmasının aleyhine cereyan ediyordu. Rüzgar, Haçlı Donanması'nın arkasından kuvvetle eserken Osmanlı Donanması'na adım atma fırsatı vermiyordu. Ters esen rüzgar sebebiyle donanmanın moralinin sarsıldığını gören Barbaros iki ayet yazdırıp gemisinin iki tarafına bıraktı ve az sonra da rüzgar dinerek Türk Donanması lehine esmeye başladı. Rüzgarın ters dönmesiyle yalnız yelkenle hareket edebilen Haçlı Donanması'nın ön saftaki ağır gemileri hareketsiz kalınca Andrea Doria, öndeki büyük gemilerden şiddetli bir top ateşine başladı. Fakat kalyonlardaki büyük topların menzili kısa olduğundan, bütün mermiler denize düşüyordu. Barbaros da hücum emri verince Türk Donanması boru, nakkare ve askerin "Allah Allah" sesleri arasında ihtişamla ilerlemeye başladı ve uzun menzilli toplarıyla düşmanın büyük gemilerini delik deşik etti. Arka saftaki düşman kadırgaları Andrea Doria komutasında ileri çıktıysa da dayanamayıp kalyonların gerisine çekildiler. Düşmanın çevirme hareketleri, Türk Donanması'nın gayet seri ve yerinde yaptığı manevralar sebebiyle işe yaramadı. Yaşanan çatışmaların ardından Haçlı gemilerinde kumanda birliği kalmayınca Barbaros, ihtiyattaki Turgut Reis'e düşmanın arkasını çevirme emrini verdi. İki ateş arasında kalıp kayıpları artan Andrea Doria, kaçmaktan başka çare bulamadı. Akşam karanlığı basarken, takipten kurtulmak için bütün gemilerin fenerlerini söndürttü. İki taraftan toplam 120.000 kişinin katıldığı savaş sonunda 30.000 mürettebatı ölen düşman gemilerinden 128 tanesi batırılırken, 29'u da 2.775 personeliyle birlikte esir edildi. Hiçbir gemisini kaybetmeyen Türk donanmasının kaybı ise 400 şehit ve 800 yaralıdan ibaretti. (Preveze Zaferi 27 Eylül 1538)

Birleşik Avrupa donanmalarına karşı kazanılan dünya tarihinin bu en görkemli deniz zaferinin müjdesi İstanbul'a ulaşınca Fetihname'yi dîvânla birlikte ayakta dinleyen Kanuni Sultan Süleyman, dört bir yana fetihnameler yollatarak üzerinde güneşin batmadığı bütün ülkelerinde -zaferin şerefine- şenlikler yapılmasını emretti. Donanmay-ı Hümayûn’la muzaffer bir şekilde İstanbul'a ulaşan Kaptan-ı Derya Barbaros Hayreddin Paşa hususi bir mecliste günlerce padişahla baş başa kalarak zaferin ayrıntılarını kendilerine anlattı. Preveze zaferinden bir yıl sonra Barbaros'un yardımcısı Hasan Reis ile Turgut Reis, Nova Kalesi'ni alarak Venedik'i barış yapmaya zorladılar. Birçok adasını ve kalesini Osmanlı'ya bırakan Venedik (İtalya) ayrıca 300.000 altınlık ağır bir de tazminat ödemek zorunda kaldı. Böylece Akdeniz'deki düşman varlığı bitirilmiş ve bir göl haline getirilmiş Akdeniz'de Osmanlı hakimiyeti tamamlanmış oldu.

 

Preveze Zaferi Fetihnamesi

 

 

Preveze Savaşı'na bizzat şahit olan Seyyid Murad manzum fetihnamesinde

 muhteşem zaferi şöyle anlatmaktadır:

 (Sadeleştirilmiştir)


Mel'un Andre Dorya donanmasıyla hemen hareket ederek, Preveze'ye gelmişti.
Bu donanmada elli iki parça kendisinin, otuz kadırga da Papa'nın idi.
Mel'un Venedik devleti de seksen kadar kadırga ile bu savaşa katılmıştı.
Ayrıca dinsiz ve namussuz İspanya'nın ise seksen parça gemi ile geldiği apaçık belli idi.
Yine Venedik on tane kalyon hazırlayarak hemen onları da Preveze'ye göndermişti.
Hayreddin Paşa hemen sevinçli bir halde, gece yarısı abdest aldı.
İki rekat namaz kılarak harekete hazırlandı. Bundan sonra neler olduğuna şimdi bir bakıverin:
Perşembe günü Allah'a tevekkül eyleyerek harekete geçti.
Sabahın erken vaktinde nöbetçiler denizin her tarafını gözlüyorlardı.
Baktıkları tarafta bir nişan bulamadılar. Şimdi bundan sonra görülen ve sezilenleri bir dinleyin:
Aşağı taraflara bir göz atınca, aniden birçok gemi direkleri gördüler.
Bu arada birisi çıkar, o anda Hayreddin Paşa'nın yaptıklarını dinleyin.
Cuma günü Paşa düşmana yaklaştı. Şimdi dinleyeceğiniz hikaye hakikaten çok garip bir hikayedir.
O genç aslan düşmanı görünce, şahinin avına baktığı gibi, onu hemen avlamak istedi.
Hayreddin Paşa bütün kainatın ve mahlukatın rızkını veren Cenab-ı Hakka tevekkül eyledi.
Kötü işli düşmanın üzerine doğru kadırgaları harekete geçirdi.
İki tarafın donanması bir araya, karşı karşıya gelerek harbe hazır bir vaziyete girdi.
Fakat o esnada esen rüzgar Hayreddin Paşa'nın, Osmanlı donanmasının aleyhine idi.

Bu durumu gören İslam askeri çok üzüldü ve korkmaya başladı.
O zaman vakar sahibi Kaptan Paşa Cenab-ı Hakka "Yarab bu rüzgar kesilseydi" diye yalvarmaya başladı.
Eğer bu rüzgar kesilirse İslam askeri zaferi kazanır.

 "Ya Rab bu aksi rüzgarı defet, kudretini göster."
O anda hemen rüzgar kesildi. Bundan sonra neler olduğunu şimdi dinleyin:
Hayreddin Paşa ileri doğru harekete geçerek bundan sonra cenge hazırlandı.
İki asker birbirini görünce, yer yer çarpışma başladı.
Düşman İslam askerine hayli toplar attı.

İslam askerinin mukabelesinden düşman kadınlar gibi korkuyordu.
Paşa gemisini görünce, her tarafına toplarla nişan almaya başladılar.
Toplardan atılan güllelerden beşi paşa gemisinin içine isabet etmişti.

Bu toplar iki levendi şehid etti, biri de geminin direğini deldi.
O anda iyi talihli emir, tacı, tahtı ve namı gözlemedi.
Din yoluna canı gönülden bel bağlayarak, bağrını dağlayıp, düşman üzerine yürüdü.
Askerlerini düşman askerleri üzerine saldı.

Yer yer beyler ve ağalar da düşman üzerine yürüdü.

Durmadan top tüfek atıyorlardı.

Top sedasını dünyaya ahenk ettiler.
Topların ses ve sedasından felekler inliyor, yer ve gök sarsılıyor, dünya ise gümlüyordu.
Bu cengin heybetinden cihan ateşle doldu. Yer ve gök ateşe yanmış gibi oldu.
Yerde toplar öyle sesler çıkardı ki; meleklerin bile içine bir velvele düştü.
Savaşın şiddeti etrafı ateşle doldurmuştu. Bu durumu gören melekler inliyordu.
Sultandan yardım isteyerek, Cenab-ı Hakkın dergahına yüzlerini çevirdiler.
"Ya Rab İslam'a zafer ver, bizlere latif askerlerini, meleklerini yardımcı gönder" diye dua ettiler.
Din düşmanının üzerine yürüyerek, kadırgaları da düşmana doğru harekete geçirdi.
Öyle süratle yürüdü ki; bu durumu gören düşman,

Osmanlı akıncılarının heybetinden titreyip bu cürete hayran oldular.
Bu sırada o Vakur Emir, kılıç ve ok hazırlıyordu.

Heybetle düşmanın üstüne yürüdü.

Yani o kötü fikirli askerlerin üzerine...
Topunu tüfeğini ata ata gemileri ayırarak öte geçti.
O talihsiz düşmanın neler yaptığını anlayınız.
Gördüler ki; Barbaros her tarafa erişiyor, önüne kim gelirse girişiyordu.
Hiç kimseye aman vermiyordu.

Kükremiş bir ejdere dönmüştü.
Hiçbirisinin takati ve dermanı kalmamıştı.

Durmayarak köşe bucak kaçtılar.
Güçleri yettiği kadar kaçtılar.

Kanatları var gibi uçtular.
Pehlivanlar kaçırdıklarına bakmayarak, iki kadırgalarını hemen alıp, düşmanı hezimete uğrattılar.

Kimi yaralı, kimi de yok oldu.
Hazret-i Ademden beri denizde düşman bu kadar büyük hezimete uğramamıştı.
Kimse bu şekilde hezimet görmemişti.

Böyle bir haberi tarihçiler de vermedi.

 

 

bottom.jpg - 12098 Bytes