|
Tersane-i Âmire'de
Gemi İnşa Faaliyetleri

1. Tersane-i Âmire'de İnşa Edilen Gemi Çeşitleri
XV. yüzyılın sonlarına doğru deniz gücünü giderek arttıran Osmanlılar,
Batı’daki komşularının ve bilhassa Venediklilerin deniz tecrübelerini ve
denizcilik ıstılahlarını almışlar, kendi gemilerinin çeşit ve adedini
çoğaltarak XVI. yüzyılın ilk yarısında Akdeniz’de hakimiyet tesis
etmişlerdi.
Osmanlı donanmasını teşkil eden gemiler, kürekli ve yelkenli olarak iki
gruba ayrılıyorlardı. Kürek ve yelkenle yürüyen gemilere “çekdiri”,
“çekdirir” veya “çekdirme” tabir ediliyor(1) , yalnız yelkenle yürüyen
gemilere ise, “yelkenli” veya “kalyon sınıfı gemiler”(2) deniliyordu.
Burada XVII. yüzyılın sonlarına kadar Osmanlı Bahriyesinde kullanıldığını
tesbit edebildiğimiz gemilere yer verilecektir.
A. Kürekli Gemiler:
Çekdiri nev’inden olan bu gemileri iki kısımda incelemek mümkündür: 1.
Büyük Donanma Gemileri 2. İnce Donanma Gemileri ve Kayıklar.
1. Büyük Donanma Gemileri
a) Firkate: 10-17 oturaklı(3) olan firkatelerin her küreğini iki-üç kişi
çekerdi(4). Firkateler, aynı zamanda ince donanma sınıfından oldukları
için nehirlerde de
kullanılmakta(5), süratli hareket ettiklerinden haber
getirip-götürmekteydiler(6). Muharebe zamanlarında firkatelere 80(7),
hatta 100(8) levend konulmaktaydı.
Tersane-i Amire’den bir firkateye verilecek yedek mühimmat arasında kürek,
zift, katran, üstüpü, çivi, kurşun, tahta, içyağı, tentelik kirpas ve
halat vardı(9). Ayrıca top için 1,5 kıyyelik 200 yuvarlak veriliyordu(10).
Firkatelerin uzunlukları da farklı idi. Mesela, Birecik tersanesinde inşa
edilen fırkatelerin küçüklerinin ebadı 4,5 x 21, büyüklerinin ise 4,5 X 27
zira idi(11).
b) Pergende: Kürekle yürüyen ve yelkeni yardımcı olarak kullanan çekdiri
nev’inden 18-19 oturaklı, 33-40 zira uzunluğunda bir harb gemisi idi(12).
XVI. yüzyılda fırkate ile aynı kabul edilmekteydi(13).
c) Kalyata: 42-48 zira uzunluğunda(14), 19-24 oturaklı(15) çekdiri
nevinden bir gemi olan kalyata(16), Tuna donanmasında da mevcud idi.
Bilhassa takib hizmetinde kullanılan(17) kalyataların başlarında topu ve
harb zamanlarında 220 kadar cenkçisi bulunurdu(18). 893 (1498) senesinde
bir kalyatada, bir baş topu, 2 darbzen ve 4 prangı vardı(19). Zilka'de
1109 (11 Mayıs 1698) tarihli tezkireye göre bir kalyataya 255 yuvarlak
veriliyordu(20). XVI. yüzyılda bir kalyatada iki topçu neferi
bulunuyordu(21).
XVIII. yüzyılın başında Tersane'i Amire’den özel bir şahsa satılan
kalyatalardan, bir kalyatanın rayiç değerini tesbit etmek mümkün
olmaktadır. Bu dönemde bir kalyatanın 30.000 akçe olduğunu 25 Ramazan 1112
(5 Mart 1701)'de Tersane'i Amire’de, Köseoğlu isimli bir tüccara yapılan
satıştan öğrenmekteyiz(22).
d) Kadırga: Kuruluş devrinden XVII. yüzyılın sonlarına kadar Osmanlı
Donanmasındaki harb gemileri içinde en çok kullanılan ve vurucu gücü
teşkil edeni kadırgalar idi(23).
Bir Osmanlı kadırgasının iki bodoslaması arası 55-56 zira(24) anbar ağzı
22 karış, kıç yüksekliği 18 karış, baş yüksekliği 11 karış, kuşak
yüksekliği 6 karış bir parmak idi(25).
Kadırgalar gayet uzun ve ensiz, kısmen su seviyesinde denecek kadar alçak
ve hareketleri pek seri idi(26). XVII. yüzyılın ortalarından itibaren
fırtınaya daha fazla dayanmasını temin için karpuz kıçlı olarak inşa
edilmişlerdi(27). Kadırgaların kıçları başlarına nisbetle daha yüksek ve
baş bodoslamaları omurgalarına dikey bir şekilde duruyordu. Ayrıca baş ve
kıçlarında etrafı halatlarla çevrili birer küçük yarım güverteleri
bulunmakta ve bunlar üzerinde kapudanlar ile cenkçiler yer almakta
idi(28).
Bir kadırgaya üç yelken, iki tente, beş lenger, 27 kangal halat
verilmekte(29) ve XV. yüzyıl sonlarında bir büyük top ile dört darbzen ve
8 aded prangı topu bulunmaktaydı(30). Daha sonraki devirlerde ise, biri
başta, ikisi yanda olmak üzere üç top vardı(31). Kadırgalardaki toplar
için 1109 (1697-8)’da 200 yuvarlak verilmişti(32). Bir kadırgada 25
oturak, 49 kürek vardı(33). Bir kürek boşluğu mutfak
olarak kullanılıyordu(34). Her küreği yerine göre dört(35) veya beş
kişi(36) çekiyordu. Buna göre, normal olarak her kadırgada 100 savaşçı ile
birlikte, 196 kürekçi, 20 alatçı, iki dümenci, bir yelkenci, iki gümi, iki
kürek yapıcı, iki kalafatçı, iki neccar ve hepsine hükmeden, harita ve
pusula kullanan bir reis olmak üzere 328 kişi bulunuyordu(37).
XVII. yüzyılın başlarında bir kadırganın maliyeti, inşaat için lüzumlu
kereste, çivi, zift, katran, üstüpü gibi malzeme masrafları yanında
marangoz, bıçkıcı ve demirci gibi sanatkar ücretleri ile birlikte 236.500
akçeye ulaşıyordu(38).

e) Baştarda: 26-36 oturaklı, her küreğinde 5-7 kürekçi bulunan(39) ve kadırgalann büyük tiplerinden olan baştardalar(40), mavnadan daha uzun,
fakat daha alçak ve küçük idiler(41). Büyüklükleri itibariyle orta
baştarda, Paşa baştardası ve Hünkar baştardası olarak üçe ayrılırlardı.
* Orta Baştarda: 57 zira uzunluğunda ve 26 oturaklı olan orta
baştardalar(42), XVII. yüzyılda Kapudan Paşa Yedeği, Tersane-i Amire
Kethudası ve Tersane-i Amire Eminine ait idi.
* Paşa Baştardası: Kapudan Paşa’nın bindiği baştardanın uzunluğu 70-72
arşın olup, oturak sayısı 36, kürek sayısı 72 idi. Her küreğini yedişer
kürekçi çekiyordu. Kürekçiler arasında her mankada üçer cenkçi bulunurdu.
Paşa baştardasının mürettebatı 500 kürekçi, 216 cenkçi ile gemici, topçu
ve diğerleri 800’e ulaşıyordu. Bunların içinde denizcilikte mahareti olan
kıdemli bir reis baştardaya kumanda ederdi(43).
Paşa Baştardası XVII. yüzyıldan itibaren karpuz kıçlı olarak inşa edilmeye
başlanmıştı. Kıç kısmında paşa gemisi olduğunun anlaşılması için enine
konulmuş
üç feneri vardı(44). Baş taraflannda üç top, yanlannda dörder-beşer aded
küçük çaplı hafif toplar bulunuyordu(45).
Kapudan Paşa XVIII. yüzyıl başlanna kadar donanmanın başında denize
çıktığında Paşa Baştardasına binerdi. 1113 (1701-1702) tarihinden itibaren
Kapudan Paşaların harb zamanlarında baş kapud denilen kalyona binmeleri,
üç fener ve üç bayrak takmalan ve harbsiz zamanlarda yine baştardaya
binmeleri kanun oldu(46).
* Baştarda-i Hümayun: Hünkar gemisi de denilen Baştarda-i Hümayun,
Padişahlar tarafından inşa ettirilmekte, diğer gemilere nisbetle süslü,
tekne, direk, kürek ve yelkenleri yeşile boyalı ve sancağının yeşil
olması(47) hasebiyle “yeşil kadırga” olarak da bilinmekteydi(48). Bunlar
da üç fenerli ve karpuz kıçlı idiler(49). İlk defa Kanuni Sultan Süleyman
tarafından Has Bahçe’de kurulan Tersane’de yeşil baştarda inşa edilmiş, II.
Selim ve 994 (1586) senesinde III. Murad, kapudan deryası olan Kılıç Ali
Paşa’ya aynı yerde bir baştarda-i hümayun inşa ettirmişlerdi(50). Daha
sonralan III. Mehmed ve IV. Mehmed’in de birer baştarda yaptırdıkları
bilinmektedir(51).
Bir vezir donanma ile sefere gidecek olsa baştarda-i hümayuna binerdi ve
bu baştardanın reisinin vardiyanbaşı olması kanundu(52).Baştarda-i
hümayunlar, diğerlerine nisbetle daha ağır hareket ediyorlardı. Nitekim,
1114 (1702)’de büyüklüğü ve seyrindeki ağırlığı sebebiyle mevcud
baştarda-i hümayun tamir edilerek kürekli kalyona çevrilmişti(53).
f) Mavna: XV. asırdan itibaren Osmanlı Donanmasında kullanıldığını
gördüğümüz(54) mavna(55) baştardadan daha geniş ve yüksek, 26 oturaklı,
ekseriya iki, bazan üç direkli ve iki katlı olarak inşa edilen(56) çekdiri
nev’inden bir harb
gemisi idi. Uzunluğu 65 zira, kıç yüksekliği 20 karış, baş yüksekliği 12,5
karış, kuşak yüksekliği 7,5 karış idi(57). 52 küreğin herbirini 7 kişi
çekmekte idi. 364 kürekçi, yelken ve tirinkete kullanmak için 40 alatçı, 4
usta dümenci, kanallar üstünde iki kürek arasındaki her mankada üçer
kişiden 150 cenkçi ve 30 usta topçu ile hepsinin başlannda denizcilikte
mahir, eski ve güngörmüş bir reisle birlikte mavna mevcudu 6oo kişiyi
buluyordu(58). Bir mavnada, 16 okka atan iki koğuş topu, 6 kolonborna
topu, kıç içinde ve omuzluğunda 4, her iki yanında altışardan 12 saçma
topu olmak üzere 24 top bulunuyordu(59).

2. İnce Donanma Gemileri ve Kayıklar
a) Karamürsel: Osmanlıların ilk çekdirisi olan karamürsel gemisi, daha
sonraları nakliyede kullanılan bir buçuk direkli, sivri üçgen yelkenli,
güvertesiz küçük teknelerden ibaretti(60). Değişik şekillerde büyük
tipleri de yapılmıştı(61).
Bilhassa yakın mesafeler arasında işleyen karamürsellerin, XVI. yüzyılda
büyük denizlere açılmasına müsaade edilmediği halde(62), zahire veya
kereste nakli gibi bazı zaruri durumlarda Mısır’a gitmelerine ve Boğaz’dan
çıkmalarına izin verildiği oluyordu(63).
b) Şayka: Altı düz ve enli, bilhassa Özi, Dinyeper ve Tuna nehirleriyle
Karadeniz’de Osmanlılar ve Kazaklar tarafindan kullanılmış bir çeşit harb
gemisidir(64). Şayka kelimesi, Rusça çayka kelimesinden alınmış olup,
martı demektir(64a). Üç topu bulunan şaykaların(65) uzunluklan 17-33 zira
arasında değişiyordu(66).
XVI. ve XVII. yüzyıllarda Tersane-i Amire'de(67) ve Tuna sahillerinde(68)
şayka inşa edilmişti. Tuna nehrinin muhafazası için Tuna donanmasına bağlı
olarak bazı yerler şayka bulundurmak üzere ocaklık tayin edilmişlerdi.
Nitekim, 1101 (1690)'de Niğbolu, Rusçuk, Silistire, Hersek, İsakçı, İbrail,
Fethü’l-Islam, Vidin ve Belgrad birer şaykayı ocaklık olarak hazırlamak
mükellefiyetinde idiler(69). Her şaykada 20 kürekçi, 20 cenkçi(70), bir
topçu, bir dümenci ve bir de kapudan vardı(71).

c) İşkampoye: (72) Tuna’daki ince donanmadan olan ve haberci gemisi olarak
da kullanılan işkampoye, kürekli gemilerdendi(73). Gemilerde asker
nakledilen ve ağır işlerde kullanılan, kürek ve yelkenle işleyen en büyük
filikalara da işkampoye deniliyordu(74). 1108 (1696-7) senesinde bir
işkampoyenin mevcudu 74 kişi idi(75). 1109 (1697-8)’da ise, sadece kürekçi
olarak 35 kişi bulunuyordu(76).
Büyük ve küçük olmak üzere iki boyda(77) inşa edilen işkampoyelerde 13
oturak olduğu görülmektedir(78). 1109-1110(1697-1698) senesinde 46’sı
Tersane-i Amire’de, 9’u İznikmid’de olmak üzere 54 işkampoye inşa
edilmişti(79). Zilka'de 1109 (11 Mayıs 1698) tarihli tezkireye göre bir
işkampoyeye yarım kıyyelik 100 yuvarlak verilmişti(80).
d) Üstüaçık: Tuna donanmasından olan ve nakliyede kullanılan üstüaçıklarda(81)
bir dümenci ve 8 kürekçi bulunuyordu(82).
1102 (1691)’de Tuna nehrinden deve, katır ve ağırlık nakli için 40
üstüaçık temin edilmişti(83). 1109-10 (1697-98)’da ise, Tuna’daki çeşitli
iskelelerde ıoo kadar üstüaçık(84) ve bunlarda 900 kürekçi ve dümenci
bulunuyordu(85). Aynı tarihte bir üstüaçıkın maliyeti yaklaşık 132 kuruş
idi(86). 1109-10 (1697-98)’da iki üstüaçık Sapanca Gölü’nde inşa
edilmişti(87). Üstüaçıkların tamir ve techiziyle açıklar ağası
vazifeliydi(88).
e) Aktarma: Nehir gemilerinden olan ve Tuna’da muhafaza hizmetinde
kullanılan aktarma, gerektiği zaman donanmaya refakat ederdi(89).
Düşmandan zabtolunan ve ganimet olarak yedekte getirilen gemilere de
aktarma denilirdi(90).
1040 (1631-1) senesinde Mehmed Reis’in aktarmasının tamirinde 25 neccar ve
35 kalafatçı olmak üzere 60 kişi çalışmıştı(91).
f) Çekeleve: İki kısa direkli, yelkenli(92) ve hızlı giden nakliye
gemilerindendi(93). Aynı zamanda büyük kayıklardan olduğu kabul edilen(94) çekeleveye celbe de deniliyordu(95). Çekeleve ile meyva(96), küçük
kereste(97) gibi yükler taşınıyordu.
g) Celiyye: Deniz ve nehirlerdeki nakliye gemilerindendi(98).
Kızıldeniz’de hayvanlann taşınmasında kullanılıyordu(99).
h) Kancabaş: Kancaya benzediği için bu adı alan kancabaş, nehirlere
girebilen ve hafif filodan sayılan teknelerdendir(100). XVIII. yüzyılın
başlarında sığ
yerlerde zahire, asker, mühimmat ve cephane taşımak için
kullanılıyorlardı. 1123 (1711) senesinde içlerinde 30 levend bulunan 120
kancabaş donanma ile Karadeniz’e sevkedilmişti(101).
ı) Palaşkerme: Hafif yelkenli bir filika idi(102). XVII. yüzyılda
Tersane-i Amire’de devlete ait palaşkermelerin inşa ve tamiri
yapılıyordu(103).
i) At Gemileri: Hayvanların düşmemesi için baş ve kıç taraflarında çıtalı
rampaları olan(104) ve nakliyede kullanılan at gemileri, bilhassa
Üsküdar-İstanbul ile Lapseki-Çardak-Gelibolu arasında atları ve her türlü
teçhizatıyla orduları naklediyorlardı(105). Fatih Sultan Mehmed devrinde,
Kefe’nin fethi için yapılan hazırlıklar arasında atları taşımak üzere
kullanıldığını gördüğümüz(106) at gemilerinin baş ve kıçlannda ikişer
kürek bulunuyordu(107), Süveyş Tersanesinde(108) ve Tersane-i Amire’de(109)
at gemilerinin inşa ve tamir edildikleri görülmektedir. Bu gemilerde acemi
oğlanları istihdam olunuyordu(110).
j) Taş Gemileri: XVI. ve XVII. yüzyıllarda Tersane-i Amire’ye(111) ve
diğer büyük inşaatlarda(112) kereste ve taş naklinde kullanılmak üzere
inşa edilen(113) taş gemilerinde azablar mürettebat olarak bulunmakta,
miri esirler de hizmet et mekteydiler(114).
k) Top Gemileri: Bu gemiler, at ve taş gemileri gibi nakliyede
kullanılıyordu. 893(1488) senesinde Osmanlı donanmasında 10 top gemisi
vardı(115). XVI. ve XVII. yüzyıllarda Tersane-i Amire’de top gemileri inşa
ve tamir edilmişdi(116).
l) Borozan Gemileri: Üç anbarlı olan borozan gemileri, Tuna’da zahire ve
odun naklinde kullanılıyordu(117).
m) Geç Gemisi ve Kayığı: XVII. yüzyılda inşa ve tamirleri Tersane-i
Amire’de yapılan(118), arka direği ön direğinden küçük ve dümen çarkının
önünde bulunan ve nakliyede kullanılan iki direkli gemi idi(119).
n) Tonbaz: Yelkeni, ikişer demiri ve kürekleri bulunan tonbaz(120),
güvertesiz ve altı düz, derelerde kullanılan kayık olarak da tarif
edilmiştir(121) 1048 (1638)’de Karadeniz’de Kazaklara karşı savaşan
Tersane-i Amire Kethudası Piyale’nin emrinde 20 tonbaz vardı(122).
o) Melekse: Küçük yelkenli gemilerdendi(123). Evliya Çelebi, bu gemilerin
Çoruh nehri kenarındaki kısa kayak ağaçlarından üç parça ile yapıldığını, etrafina kalın kamış ve hasırların örüldüğünü ve Karadeniz’in
fırtınalarına gayet dayanıklı olduğunu belirterek, başı-kıçı belli olmayan
bu teknelerin 100 adam aldığını yazmaktadır(124).
XVII. yüzyılın sonlarında Tophane-i Amire’de donanma gemileri ve kalyonlar
için dökülecek toplara lüzümlu bakır, Gümüşhane taraflarından Trabzon’a
getiriliyor, oradan da melekselerle Tophane-i Amire’ye taşınıyordu(125).
ö) At Kayığı: Üsküdar-İstanbul arasında(126) ve Tuna nehrinde kullanılan
at kayıkları da, at gemileri gibi aynı hizmeti görüyorlardı. Nitekim, 1102
(1691)’de
Tuna’da inşa olunacak 50 at kayığı için, parası Tuna Kapudanı tarafından
ödenecek kerestelerin yollanması husüsunda Eflak Voyvodası’na emir
gönderilmişti(127).
p) Ateş Kayığı: Yangın olduğu zaman tulumbacıların yangın tulumbalarını Istanbul’dan Üsküdar’a karşılıklı nakletmek için kullanılan üç veya dört
çifte kayıklara ateş kayığı deniliyor ve içinde dört kayıkçı
bulunuyordu(128), Ateş kayıkları Haliç’in Çardak iskelesinde
dururlardı(129), Bir yangın vuku bulduğunda hususi olarak bekleyen
dört-beş kayık tulumba ve tulumbacıları süratle yangın mahalline
taşırdı(130). Bu kayıklar aynı zamanda, Eminönü’nden Boğaziçi’ne yük ve
insan taşınmasında da kullanılmışlardır(131). Nitekim, 1169 (1759)
senesinde Üsküdar’dan ve Boğazkesen’den Istanbul’a ateş kayıkları ile
insan ve eşya taşınmıştı(132).
r) Menzil Kayığı: Haberleşmede kullanılan bir kayık idi(133).
s) Dolap Kayığı: XVIII. asrın başında Rodos limanının temizlenmesinde
kullanıldığını tesbit ettiğimiz dolap kayıklarında(134) sütün ve seren
bulunduğundan başka bir bilgiye sahip değiliz(135).
ş) Funda Kayığı: Bir geminin teknesi ilk yapıldığında, kurutmak için
yakılan fundalan Boğaz’da karşıdan karşıya taşıyan kayıklar idi(136).
t) Sandal: Bir gemide bulunan ve 7-12 arasında kürekleri olan
kayıktır(137). Kalyon, kalyata(138) ve kancabaş(139) gibi gemilerin
sandallarının Tersane-i Amire’de inşa edildiği görülmektedir.
u) Filuka: Ekseriyetle harb gemilerinde bulunan, kürek veya yelkenle
yürütülen güvertesiz kayıklara filuka denilirdi(140). 1030-31 (1621-22)
tarihli bir kayıtta Karadeniz filukalarında 9 kürekçi olduğu tesbit
edilmektedir(141).

B. Yelkenli Gemiler:
1. Kalyon
Üç direkli yelkenli harb gemileri olan kalyonlar(142), XV. asnn
sonlarından XVII. asrın ortalarına kadar daha çok nakliyede(143), az
sayıda da harb gemisi olarak(144) kullanılmışlar, nihayet Girid seferinin
başladığı sıralarda ise tekamül etmiş harb gemisi olarak donanmaya
katılmışlardır.
Uzunlukları 43-64 zira arasında değişen kalyonlardan(145) iki ve üç
anbarlı olanların iki anbarlılarında 58-80, üç anbarlılarında 80-112 top
bulunmaktaydı(146).
Osmanlılarda harb gemisi olarak ilk kalyon inşası 1054 (1644) senesinde
başlamış olup(147), bu kalyonun inşası için lüzümlu kereste, demir, zift,
üstüpü,
katran, yağ, yelken bezi, lengurte ve benzeri malzeme masrafları ile
inşası sırasında çalışan sanatkarlara verilecek ücretlerin tamamına
756.330 akçe harcanmıştır(148). 1101-1103 (1690-92) arasında 54 zira
uzunluğunda bir kapud kalyonu 75 yük akçe, 50 zira uzunluğunda bir kalyon
ise 59 yük akçe(149) ile inşa edilmişti.
Devlet, kendi tersanelerinde inşa ettirdiklerinden başka, şahıslar
tarafından hususi olarak yaptırılan kalyonlardan da satın alabiliyordu.
Nitekim, 19 Cemaziyelahır 1109 (2 Ocak 1698) tarihli satış tezkiresine
göre Makri-zade Hüseyin Reis’in kalyonu 75 kese akçe mukabilinde satın
alınmıştı(150).
1113 (1701) tarihli Bahriye Kanunnamesiyle her sene 40 kalyon inşa
edilmesi kanun haline getirildi(151). XVIII. yüzyılda kalyonların üç
kantarlı denilen tipleri inşa edilmeye başlandı(152).
Bir kalyonun mürettebatı, büyüklüklerine göre 418-1001 arasında
değişmekteydi(153).
2. Burtun
XVII. asrın ortalanna doğru Osmanlı donanmasında kullanılmaya başlayan
burtun bir kalyon çeşidi idi(154). Katip Çelebi, kendi döneminde kalyon
olarak burtunların bulunduğunu zikreder(155).
Burtunlar, sefer sırasında bilhassa erzak ve asker naklinde
kullanılıyorlardı. Girid harbi sırasında, kira ile tutulmuş olan İngiliz
ve Fransız burtunlan İzmir’den asker ve zahireyi alarak Sakız’da donanmaya
iltihak etmişler ve birlikte Girid’e yönelmişlerdi(156).
18 Rebi'ülahır 1058 (12 Mayıs 1648)’de Kapudan-ı derya Voynuk Ahmed Paşa
komutasında Akdeniz’e açılan donanmada üç burtun bulunuyordu(157). 1060
(1650) senesinde ise, Amasra’da 40-50 top çeken iki burtun kalyonu inşa
edilmişti(158).
3. Barça
Barça, kalyon nev’inden, altları düz, iki ve üç direkli nakliye ve harb
gemilerinden idi(159). XV-XVIII. asırlar arasında(160) kullanıldığını
gördüğümüz barçaların 893 (1488)’de 4 şayka topu, 12 baş topu, 12 büyük
darbzen, 20 küçük darbzen ve 35 prangı olmak üzere 83 topu
bulunuyordu(161). 933-34 (1527-28)'de Tersane-i Amire’de sekiz barça tamir
edilmişti(162).

4. Ağribar
Ağribar, bir harb gemisi olmaktan çok nakliye gemisiydi(163). Ancak, XV.
asırda bir ağribarda bulunan toplar, onun en azından o dönemde bir harb
gemisi olarak kullanıldığını göstermektedir. Nitekim, 893 (1488)’de bir
ağribarda 3 şayka topu, 6 baş topu 4 büyük darbzen ve 16 prangı olmak
üzere 45 top bulunuyordu(164). XVI. asırda ise, tüccar ağribarları,
karamürseller gibi zahire ve yük taşıyorlardı(165).
933-34 (1527-28)’de Tersane-i Amire’de bir ağribar inşa edilmiş(166), dört
ağribar ile de gelirleri Tersane-i Amire’ye ait olmak üzere nakliye
yapılmıştı(167).
5. Ateş Gemisi
Düşman gemilerini yakmak için, içi yakıcı ve patlayıcı maddelerle dolu
olan ve çabuk alev alan ateş gemisi(168), çok eski devirlerden itibaren
kullanılmaya başlanmıştı(169).
Ateş gemileri, içlerinde mürettebatı olduğu halde hedefe doğru yelken
açarak giderken, aynı zamanda içindeki tayfalar da sür’ati arttırmak
maksadıyla kürek çekerlerdi.
Hızlı hedefe yaklaşıldığında ise, mürettebat sandallara biner ve gemiyi
ateşe vererek uzaklaşırlardı. Bu durumda ateş gemisi çok tehlikeli olup,
engellenmesi son derece güçtü(170). Ancak terkedildikten sonra, karşı
taraftan gönderilecek sür’atli deniz vasıtalarıyla gideceği hedeften
uzaklaştırılması da mümkün olmaktaydı. Nitekim, Girid harbi sırasında da,
2 Receb 1056 (1Ağustos 1646)’da Hanya dışında bulunan Cezayir gemilerine
ve diğer gemilere düşman tarafından gönderilen, içi barut ve kumbara dolu
beş ateş gemisi, karadan palaşkermelerle gidenlerin kancalarla
uzaklaştırması sonucu engellenebilmişti(171).
Ateş gemileri yelken ile de hareket ettikleri için, içinde kimse olmadan
da rüzgar kuvvetiyle düşman gemileri üzerine sürülebilirlerdi(172). Ateş
gemilerini yelkenleri sebebiyle kalyon sınıfından saymak mümkündür.
Nitekim, Evasıt-ı Zilhicce 1110 (9-19 Haziran 1699) tarihinde Kapudan
Vezir Mezemorta Hüseyin Paşa’ya gönderilen hükümde, Kılburun kalesinin
tamirine gönderilecek iki kalyondan birinin ateş gemisi olduğu
belirtiliyordu(173).
Donanmanın sefer hazırlığı içinde bulunduğu senelerde Tersane-i Amire’de
gemi inşası için büyük bir faaliyet görüldüğü gibi, sulh senelerinde de
ihtiyaç nisbetinde gemi inşa edilmekteydi. Hatta, XVII. asrın ortalarına
kadar her sene 40 kadırga inşası kanun gereği idi(174).
Harbler esnasında batarak zayi edilen gemiler kadar, düşman eline
geçenler(175) ve şiddetli fırtınalara maruz kalarak batanlar(176)
sebebiyle azalan donanma mevcudunu tamamlamak veya gemi miktarını
arttırmak için Tersane-i Amire’de
hummalı bir şekilde çalışılmakta, tamir ve kalafat edilmesi gereken
gemiler ise tamir edilmekte idiler.
XVII. asırda Tersane-i Amire’de inşa edilen gemi çeşitleri, bilhassa
baştarda ve kadırga olmuş, kalyata, mavna ve firkate bunları takip
etmiştir. Mesela, 1019-1074 (1610-1664) arasında(177) 59’u yeniden inşa,
102’si tamir olarak 161 baştarda, 180’i yeniden inşa, 413'ü tamir olarak
593 kadırga kızağa konmuştur(178).
XVII. asırda en fazla 1028 (1619)’da sekiz baştarda inşa edilmiş, daha
sonraki senelerde inşa edilen baştarda sayısında ise, giderek azalma
olmuştur. XVI. asırda ve XVII. asrın ilk döneminde baştarda sahibi olan
gemi reislerinin sayısı fazla iken, sonralan yalnız Kapudan Paşa,
Tersane-i Amire Emini, Tersane-i Amire Kethudası ve Kapudan Paşa Yedeği
olarak baştardalar inşa edilmişti. 1066 (1656)’da kaybedilen Osmanlı
donanmasının yerine 1067 (16 padişahın emri ile 6o gemi inşasına
başlanmış(179), 1071-72 (1660-61)’de harb gemilerinin esasını teşkil eden
kadırgalardan 56'sının inşası tamamlanmıştı(180).
Osmanlı donanması kuruluşundan itibaren çekdiri denilen ve kürek ile
yürüyen çeşitli gemilerden müteşekkil idi(181).

982 (1574) Halku’l-vad seferinden 1055 (1645) Girid seferine kadar geçen
zaman içinde birkaç sefer istisna edilecek olursa harb için denize donanma
sevkedilmediğinden ve bu derece büyük bir sefer vuku bulmadığından
Tersane-i Amire’deki faaliyetler de sulh senelerindeki şekliyle kalmış, bu
dönemde bilhassa kadırga, baştarda, kalyata ve mavna inşa edilmiştir(182).
Girid seferi sırasında Venediklilerin karşısında kendi kadırgalarının
hafif kaldığını gören Osmanlılar, derhal kalyon inşasına hız
vermişlerdir(183). Tersane-i Amire’de ilk defa 1054 (1644) senesinde bir
kalyon inşa edildiğini görmekteyiz(184). Ancak, altı sene sonra 1060
(1650)’da 30 kalyon inşası için Tersane-i Amire’de faaliyete başlanmış
(185), böylece donanma mevcudundaki gemi çeşitlerinde büyük bir değişme
olmuştur. Bu dönemdeki kalyon inşa faaliyetleri arasında Sadrıazam Melek
Ahmed Paşa’nın 1061 (1651)’de Bahçekapı yakınında yaptırdığı 60 zira
uzunluğundaki kalyonu zikretmek gerekir(186).
Bu kalyon suya indirilirken yana devrilmiş ve içine aldığı su ile batarak
kullanılmaz hale gelmiş, sonra üzerinden bazı kısımları alınarak diğer
aksamı Tersane-i Amire’ye gönderilmiştir(187).
Bu dönemde kalyon inşası uzun süre devam edememiştir. Kalyon kullanılması
ayrı bir maharet istediği, kalyonlarda vazifeli gemicilerin ise, bu
mahareti henüz kazanmamış olmaları sebebiyle büyük başarılar elde
edilemediği için 1073 (1662-62)’de bahriyede ıslahat yapan Fazıl Ahmed
Paşa, kalyonları kaldırarak tekrar kadırgaya dönülmesini istemiş ve 80
kadırgadan meydana gelen bir donanma vücuda getirmeye çalışmıştır(188). Bu
durum, 1093 (1682) senesine kadar devam etmiş,
Merzifonlu Kara Mustafa Paşa’nın sadareti sırasında (1087-94/1676-83) 10
aded kalyon inşa edilerek(189) kalyon yapımına yeniden başlanmış ve daha
sonraki senelerde inşa faaliyetleri devam etmiştir. Diğer gemiler gibi
kalyonların da, sadece Tersane-i Amire’de inşa edilmediklerini söylemek
mümkündür(190).
1096-1101 (1685-1699) yıllan arasında kalyon inşasına hız verilmiş,
kalyonculuk geliştirilmiş ve bu dönemde yapılan savaşlarda denizde
galibiyet sağlandığı halde, karadaki mağlubiyetler Karlofça antlaşmasıyla
(1699) neticelenmiştir(191).
XVII. asrın sonunda ise, kadırga inşasının adeta durduğu ve kadırgaların
yerini kalyonlara terkettiği görülmektedir. 1102-1113 (1691-1701) seneleri
arasında Tersane-i Amire’de 70 kalyon yanında sadece dört baştarda tamir
edilmiştir(192). Ancak, bu tesbit yalnız İstanbul’daki gemiler için söz
konusudur. Çünkü gerek o devrede gerekse daha sonraları derya beylerinin
eskiden olduğu gibi gemileriyle donanmaya iştirak etmeleri gerektiği ifade
ediliyordu(193).

Tablo XXVII/ I: 1610-1701 Arasında Tersane-i Amire’de Gemi İnşası:
Kalyon
İnşa:
15
Tamir:
93
Baştarda
İnşa:
59
Tamir:
102
Kadırga
İnşa:
180
Tamir:
413
Mavna
İnşa:
16
Tamir:
26
Kalyata
İnşa:
34
Tamir:
145
Firkate
İnşa:
13
Tamir:
29
Toplam: 1125
XVII. yüzyılda Tersane-i Amire’deki gemi tamirlerinin, yeniden gemi
inşasından daha fazla olduğu görülmekte, bundan da diğer tersanelerde gemi
inşa edildiği halde, tamirlerinin Tersane-i Amire’de yapıldığı
anlaşılmaktadır.
Yeniden gemi inşası ve tamirler, birlikte mütalaa edildiği takdirde,
kadırganın ilk sırayı aldığı, sonra kalyata, baştarda, kalyon, mavna ve
firkatenin geldiği görülmektedir. Bu yüzyılda bilhassa nakliyede
kullanılan taş ve at gemilerinin Tersane-i Amire’de inşasına rastlanmadığı
halde, 46 taş gemisi ile 14 at gemisinin tamir edildiği tesbit
olunmaktadır.
Osmanlı İmparatorluğunun devlet tersanesi olan Tersane-i Amire’deki gemi
inşa faliyetlerinin büyüklüğünü, emsali olan diğer devletlerin
tersaneleriyle karşılaştırmak suretiyle daha iyi görmek mümkündür. XVI. ve
XVII. yüzyıllarda Tersane-i Amire’nin yegane benzeri sayılabilecek olan
Venedik Tersanesi'nin aynı senelerdeki gemi inşa faaliyetlerini bulmak
kabil olmamakla beraber, yakın senelerden istifade ederek her iki tersane
arasında kısmen fikir verecek bir karşılaştırma yapmak mümkündür. Mesela,
1583’de Venedik Tersaneside 11 büyük, 7 küçük kadırga inşası tamamlandığı
halde(194), Tersane-i Amire’de 1585’de 12 baştarda, bir kadırga yeniden
inşa edilmiş, 11 baştarda ve 36 kadırga tamir edilmişti(195).

Dipnot:
(1) Bu kelime birkaç şekilde kullanılmıştır. Ramazan 1113 (Şubat 1702)
tarihli derya beyi İzmirli Ali Bey’e gönderilen hükümde “çekdiri” (MD.CXII,
s. 130/3), Muharrem 1018(Nisan 1609) tarihli İnebahtı Sancakbeyi Ali Bey’e
gönderilen hükümde “çekdirir” (MD.LXXVIII, s. 849/3011), 1090(1679)
tarihli defterde “çekdirme” ve “çekdiri” (MAD. 15779, s.3) şeklinde
geçmektedir. Silahdar Tarihi’nde (1, 729) ise, “çekdirü” imlası da vardır.
(2) Katip Çelebi, yelken gemilerini “kalyon” olarak zikretmektedir (Tuhfetü’l-kibar.
vr.69a). Yelkenli gemilerin sınıflandırılması ile alakalı olarak ayrıca
bk. Uzunçarşılı, Merkez Bahriye s.465; Svat Soucek, “Certain Types of
Ships in Ottoman-Turkish Terminology”, Turcica, VII, Paris 1975, s.234.
(3) Tuhfetü’l-Kibar, vr.6 Ancak XVIII. yüzyılın başlarında 20 oturaklı
firkate inşa edildiği de görülmektedir. Nitekim, 1115(1703) senesinde
Karadeniz sahillerinde inşa edilen 80 firkateden yedisinin oturak sayısı
18, yedisinin 20 idi. Diğer firkateler 14, 16 oturaklı olarak
yapılmışlardı (KK. 5658, s.1-3). 1106(1694-5) senesinde ise, 15 oturaklı
inşa edildiklerini 100 firkate için istenen 3000 kürekten anlıyoruz (KK.2475
s.134).
(4) Tuhfetü’l-kibar, vr. 69a.
(5) Uzunçarşılı, Merkez Bahriye s.459.
(6) 1103(1691-2)'de Akdeniz’deki Osmanlı donanması, Pravişte’ye saldıran
iki gemi üzerine giderken, Kapudan Paşa olup-bitenleri tahkik etmek üzere
bölgeye üç Selanik firkatesi göndermişti (Silahdar,II, 672).
(7) Uzunçarşılı, Merkez Bahriye, s.459.
(8) Evail-i Rebi'ülahır 1100 (23 Ocak-ı Şubat 1689)’de Kapudan Paşa’ya
gönderilen hüküm:
(MD.XCVIII, s. 93/294.
(9) 1109 (1697-8) senesinde 33 firkateye bu mühimmattan belirli
mikdarlarda dağıtılmıştır
(MAD.7915, s.172)
(10) Zilka'de 1109 (11 Mayıs 1698)’de verilen mühimmat: MAD.2732 s.49.
(11) Orhonlu, Nehir Nakliyatı s.85.
(12) Tuhfelü’l-kibar, vr.69a; Tuhfeutü'l-kibar, (Gökyay neşri), Sözlük
s.327; Uzunçarşılı, Merkez Bahriye, s.460. Muharrem 967 (Ekim 1559)'de
Sakız beyine yazılan hükümde, levendlerden alınan 18 oturaklı geminin
Istanbul’a gönderilmesi emredilmektedir (MD.III, s. 163/443).
(13) Lingua Franca, s. mad.91.
(14) 1108(1696-7)'de Tersane-i Amire’de beş ve İznikmid Tersanesinde beş
olmak üzere 10 kalyata inşa edilmiş, bunlardan biri 48 arşın, diğerleri
42, 43 ve 44 arşın uzunluğunda yapılmışlardı (MAD.2150, vr.146a). Ancak
XVIII. yüzyılda bir kalyatanın uzunluğu 33 arşın idi (Uzunçarşılı,
Merkez-Bahriye s.460).
(15) Tuhfetü’l-kibar, vr.69a.
(16) Bu kelime kalyete, şeklinde harekelendiği gibi (KK.2612 s.1) kalyata,
kalyat olarak da yazılmıştır (TSMA.E.596). Benzer bazı yazılışlar için
ayrıca bk. Lingua Franca, s.241-3, mad.3ı9. Bu kelime günümüzde kalite
şeklinde de okunmuştur.
(17) Şükri, Esfar, s.ı68.
(18) Uzunçarşılı, Merkez-Bahriye, s.460.
(19) TSMA.E.594.
(20) MAD.2732, s.49.
(21) Zilhicce 978 (Nisan-Mayıs 1571) tarihli Vezir Pertev Paşa’ya
gönderilen hüküm: MD.XII,
s. 245/512.
(22) Satılan dört kalyatadan herbiri için önce 40.000’er akçe taleb
edilmiş, fakat alıcının buna gücü yetmeyeceği düşünülerek 10.000 akçesi
tenzil edilmişti (MAD. 4876, vr.33a).
(23) Kadırga, Osmanlılardan önce, Marmara ve Ege kıyılarındaki Türk
beylikleri tarafından da kullanılmıştı (Soucek, Cerlain Types, s.235).
Kelime, ekseriyetle kadırga şeklinde yazıldığı halde, kedirga, katarga
gibi değişik imla ile de yazılmıştır (Lingua Franca, s.523-6, mad.785).
(24) Tuhfetü’l-kibar, vr.69b.
(25) Katip Çelebi, bu uzunlukların eskiden birer karış eksik olduğunu
yazmaktadır (Tuhfetü’l kibar, vr. 69b).
(26) Uzunçarşılı, Merkez-Bahriye s.462. Ali, gemiler arasında kadırganın
mevkiinin padişahın vezirleri mesabesinde olduğunu zikreder (Gelibolulu
Mustafa Ali, Mevaidü’n-nefais fi kavaidi'l mecalis, neşr. Yeniçağ Tarihi
Kürsüsü, İstanbul 1956, s.199).
(27) Tuhfetü’l-kibar vr.69b.
(28) Ancak bu yarım güverteler, Venedik gemilerindekilerden daha büyük ve
gösterişli idiler
(Şükri, Esfar, s.171).
(29) Tuhfetü’l-kibar, vr.70a-b. 1084(1673)’de bir kadırgaya verilecek
mühimmat listesi için bk.
Ek.3.
(30) Uzunçarşılı, Merkez-Bahriye s.512.
(31) Tuhfetü’l-kibar, vr.71a.
(32) MAD.2732 s.49.
(33) Tuhfetü’l-kibar, vr.69a-b. 1290-1540 arasında Venedik kadırgalarında
25-30 oturak ve her oturakta, üç ayrı küreği çeken üç kürekçi oturmaktaydı
(Frederic Chapin Lane, Venetian Ships and Shipbuilders of the Renaissance,
Baltimore 1934, s.9). Bu konuda ayrıca bk. Alberto Tenenti, Piracy and the
Decline of Venice 1580-1615, Oxford 1967, s.111. Bir İspanya kadırgasında
ise, 1560’larda 24 oturak, 144 kürekçi varken, sonraları kürekçi sayısı
160’a, 1571 ‘de 174’e çıkmıştı (John Francis Guilmartin, Gunpowder and
Galleys, Changing Technology and Mediterranean Warfare at Sea in the
Sixteenth Century, Oxford 1974, s.226).
(34) Tuhfetü’l kibar vr.69a-b.
(35) Aynı yer.
(36) Derya Beylerinin kadırgalarında her küreği beş kişi çekiyordu. Bk.
Kürekçi-Alatçı Taksimatı Kısmı. XIV. yüzyılda Venedik kadırgalarında ise,
bir tarafta üç kişi bulunuyordu (Frederic C. Lane, Venice and Hıstory, The
Collected Papers, Baltimore 1966, s. 190).
(37) Mevcudu bu şekilde zikreden Katip Çelebi, toplam 330 kişi Olduğunu
yazmaktadır (Tuhfetü’l-kibar, vr.69b). Marsigli, mürettebatı 327 kişi
olarak verir (s.151)
(38) 12 Zilhicce 1022(23 Ocak 1614) tarihli kadırga inşasına ait defter:
TSMA.D.4189
(39) Tuhfetü’l-kibar vr.69a. XVI. yüzyılda bir İspanya baştardası 35
oturaklı idi. Safer 975 (Ağustos 1567) tarihli Cezayir-i Garb
Beylerbeyisine gönderilen hüküm: MD. VII, s. 13/51.
(40) Baştarda kelimesi, bastarda (Lingua Franca, s.100-107, mad.83-84
Soucek, Certain Types, s.237) ve baçtarda (Topçular Katibi vr. 117b)
şeklinde de yazılmıştı.
(41) Soucek, Certain Types, S.237.
(42) Tuhfetü’l-kibar, vr.69b
(43) Aynı yer.
(44) Aynı yer.
(45) Şükri, Esfar, s.174.
(46) Uzunçarşılı, Merkez-Bahriye s.464.
(47) Tuhfetü'l-kibar vr.69b.
(48) Selaniki, S.210.
(49) Tuhfetü’l-kibar vr.69b.
(50) Selaniki, S.210.
(51) Padişah baştardalarından IV. Mehmed’e ait olanı bugün Deniz
Müzesi’nde bulunmaktadır. Bu baştardanın tavsifi için bk. Bahriyye Müzesi
Kataloğu, Istanbul 1333 (1917), s.8-10.
(52) Tuhfetü’l-kibar, vr.69b.
(53) Zilka'de 1114 (23 Mart 1703) tarihli Kapudan’a emr-i şerif yazılmak
üzere tezkire:
MAD. 5362, s.69.
(54) Donanmaya ait 893(1488) tarihli defterde bir mavnanın kalafatçıları
zikredilmektedir
(TSMA.E.596).
(55) Mavna, kelime ve şekil itibariyle menşei batıdan gelmeyen tek gemi
idi. Kelimenin Türk veya Arab menşeli olduğu konusunda bk. Soucek, Certain
Types, s.234. Mavna kelimesi, mağuna,
mauna şekillerinde (Lingua Franca, 5.541, mad.805) ve mavuna şeklinde de
(Topçular Katibi, vr.304b) yazılmıştır.
(56) Tuhfetü’l-kibar, vr.6 ; Şükri, Esfar, s.175.
(57) Aynı yer.
(58) Tuhfetü’l-kibar, vr.69a-b.
(59) Tuhfetü’l-kibar vr.7Ia.
(60) Şükri, Esfar, s.167; Uzunçarşılı, Merkez Bahriye s.456. Bu ismi,
Karamürsel Beyin, Karamürsel limanında yaptırdığı rivayet edilen ilk
gemiden almıştır (Tuhfetü’l-kibar, Gökyay neşri, sözlük, s.316). Ayrıca
bk. İsmet Parmaksızoğlu, “Bir Türk Kadısının Esaret Hatıraları”, TD. V/8,
Istanbul 1953, s.78.
(61) Şükıi, Esfar, s.167
(62) Rebi'ülahır 972 (Haziran 1564)’de Rodos Beyi’ne gönderilen hükümde,
Mısır’a gidip-gelen karamürsellerin yakalanması ve reislerinin
hapsedilmesi emrediliyordu (MD.VI, s. 185/399).
(63) Ağaç götüren karamürsel gemisinin Boğaz’dan geçirilmesi konusunda
Gelibolu Kadısına ve Turgud Paşa’ya Cemaziyelahır 972 (Ocak 1595)'de
gönderilen hüküm: MD.VI, s. 277/587. Ramazan 983 (Aralık 1575)'de Saruhan
Beyine gönderilen hükümde yedi karamürselin zahire nakline memur edildiği
bildiriliyordu (MD.XXVII, s. 129/300). Yine Zilhicce 1003(Ağustos 1595)'de
Mısır Beylerbeyisine gönderilen hükümde, Iskendenye’ye gelen karamürsel
gemileri ile Matbah-ı Amire’ye ait olan zahirenin yollanması ferman
olunuyordu (MD.LXXIII, s. 344/758).
(64) Tuhfetü’l-kibar, (Gökyay neşri), sözlük, s.332; Uzunçarşılı, Merkez
Bahriye s.458. Şaykanın bir kayık türü olduğu konusunda bk. Çeşmi-zade
Mustafa Reşid, Çeşmi-zade Tarihi (haz.Bekir Kütükoğlu), Istanbul 1959, s.
11. Şayka, çayka olarak da zikredilmiştir (Metin Karayazgan, Denizci
Sözlüğü (Gemici Dili), Terimler-Deyimler, Izmir 1981, s.23).
(64a) V.G.Sçerbinin, E.M.-E.Mustafaev, Rusça-Türkçe Cep Sözlüğü, (Moskova
1975’den tıpkıbasım), Ankara 1979, s.440.
(65) Lütfi Paşa, Tevarih, s.399, not.
(66) Muharrem 1005(Ağustos-Eylül 1596)’de İzmir, Midilli ve Sakız
Kadılarına gönderilen hükümde, Vezir Hasan Paşa’ya ait 17 zirü
uzunluğundaki şaykanın kimin kazasında bulunursa derhal yollamaları
emrediliyordu (MD.LXXIV, s. 138/382). 1120 (1708)’de ise, Şam valisi Nasuh
Paşa’nın Kuşadası’nda inşa ettirdiği şayka 33 zira idi (İE-Bah.nr. 1058).
(67) 1025 (1616)’de Tersane-i Amire’de inşa edilen şayka sayısı 10 idi (KK.5640
s.11).
(68) Ramazan 979 (Ocak 1572)'de Semendire Beyine ve Kadısına şayka inşası
için gönderilen hüküm: MD.X, s. 231/356. 1109(1697-8)'da 10 şayka inşa
edilmiş ve 1636 kuruş masraf yapılmıştı (MAD. 2731, s. 166).
(69) Bu şaykalar Belgrad ve Tımışvar’daki zahirenin muhafazasına memur
edilmişlerdi (MAD.9479 s.214-6, 233). XVI. yüzyılda Tuna’da 50 şayka
mevcud idi.Zilka'de 973(Mayıs 1566) tarihli Bayram Bey’e gönderilen
hükümde, Budin tarafına 50 şayka gönderilmesi emrediliyordu (MD.V, s.
617/1717). 1109(1697-8)'da ise, Tuna’da 39 şayka vardı (MAD.2758 s.86).
(70) MAD.9476 s. 2 14-6, 233. Uzunçarşılı, şaykalardaki cenkçi sayısının
50’ye kadar çıktığını yazmaktadır (Merkez-Bahriye s.458).
(71) 1109 (1697-8)’da inşa edilen şaykanın mürettebatı 43 kişi idi MAD.2731
s.176).
(72) İşkanpoye şeklinde yazılan kelime (KK.5657 s.1 vd.), aynı zamanda
İşkampaviye ve İşkanpaviye şeklinde de kullanılmıştır (Lingua Franca,
S.391, mad.575).
(73) Uzunçarşılı, Merkez-Bahriye s.458.
(74) Gürçay, Gemici Dili, s.213.
(75) MD.C,s.1a.
(76) Bk. Kürekçi-Alatçı Kısmı.
(77) KK.5657, s.17
(78) MAD. 2732, s.101
(79) KK.5657 s.ı vd.
(80) MAD.2732, s.49.
(81) Uzunçarşılı, Merkez-Bahriye s.404, 456; Karayazgan, Denizci Sözlüğü,
s.125.
(82) Uzunçarşılı, Merkez-Bahriye s.456.
(83) Mehmed Paşa, Zübde-i Vekayi’at, s.530.
(84) MAD.2758 s.86. Bunlardan 12’si Rusçuk’da bulunuyordu (Uzunçarşılı,
Merkez-Bahriye,
s.404).
(85) MAD.2731 s.169
(86) A.g.d.,s.166.
(87) KK.5657, s.29.
(88) Osman Ergin, Muallim M. Cevdet’in Hayatı, Eserleri ve Kütuphanesi,
İstanbul 1937, Ek Lügatçe, s.1; Uzunçarşılı, Merkez-Bahriye s.404.
(89) Uzunçarşılı, Merkez Bahriye, s.456; Karayazgan, Denizci Sözlüğü s.4.
(90) Gürçay, Gemici Dili, s.9. Nitekim, 1029 Tersane-i Amire’de tamir
edilen Süleyman Reis’in aktarma kalyonu bu çeşit, düşmandan alınmış bir
gemidir (MAD.5024 s.28).
(91) Tamirde çalışan bu sanatkarlara 65 akçe ödenmiştir (MAD.979, s.27).
(92) Lütfi Paşa, Tevarih, s.399'daki not. Çekeleveler 23 arşın uzunluğunda
idiler (Uzunçarşılı, Merkez-Bahriye s.459).
(93) Bu gemilerin kıç kısımları yüksek olduğundan hızlı giderlerdi (Karayazgan,
Denizci Sözlüğü,
s.23).
(94) Çeşmi-zade, S.11.
(95) Lingua Franca, s.563-4, mad.838.
(96) Muharrem 982 (Nisan 1574) tarihli Istanbul’a meyva gelen yerlerin
kadılarına gönderilen hüküm: MD.XXIV, s. 266/707.
(97) BA. Hatt-ı Hümayun Tasnifi, nr. 27559.
(98) Uzunçarşılı, Merkez-Bahriye, S.457.
(99) Mekke-i Mükerreme Şerifi ve Cidde Beyine yazılan 29 Cemaziyelahır
975(31 Aralık 1567) tarihli hükümde, Yemen’deki isyanı bastırmak için
gönderilen askerlerin davarlarını taşımak için 500 celiyye temin edilmesi
emrolunuyordu (MD. VII, s. 215/595-6).
(100) Gürçay, Gemici Dili, s.227; Uzunçarşılı, Merkez-Bahriye s.457.
(101) Raşid Mehmed Efendi, Tarih, İstanbul 1282, III, 353.
(102) Lingua Franca, s.330- mad.46o. Kelimenin birçok imlası vardır.
(103) Not 102’deki Tersane-i Amire Muhasebe defterleri, Ayrıca
1055/1645-6'de dokuz kıt'a
palaşkerme yeniden inşa edilmişti (MAD.984, s.29).
(104) Uzunçarşılı, Merkez-Bahriye s.457.
(105) Barkan, Süleymaniye, I, 110; İ.H.Uzunçarşılı, Osmanlı Tarihi, Ankara
1975, II, 577; Kurtoğlu, Gelibolu ve Töresi, s.55-56. At gemileriyle
kereste ve odun da taşınmaktaydı. Ramazan 979 (Mart 1566) tarihli Ahyolu
Kadısına gönderilen hüküm: MD.V, s. 524/1437.
(106) Aşıkpaşa-zade Tarihi, (Giese neşri), Leipzig 1928, s.176. Bu malümat
Ali neşrinde yoktur (s.182).
(107) Uzunçarşılı, Merkez-Bahriye s.457. Rebiülevvel 976 (Ağustos-Eylül
1568)’da Mısır Beylerbeyisine gönderilen hükümde, inşa olunan at
gemilerinin rüzgar olmadığı takdirde kürekle de hareket edecek tarzda
yapılması emrediliyordu (MD.VII, 766/2095).
(108) MD.VII, s. 766/2095.
(109) Bk. Tersane-i Amire’de Gemi İnşa Faaliyetleri Kısmı.
(110) Osmanlı Devlet Düzenine Ait Metinler 1, Kitab-ı Müstehab, (neşr.
Yaşar Yücel), Ankara 1974, s.7-8, 13.
(111) Bk. Kereste kısmı.
(112) Mesela, Süleymaniye Camiinin inşası sırasında kullanılacak bazı
büyük taşların naklinde taş gemileri istihdam olunmuştu (Barkan,
Süleymaniye, I,357-8).
(113) Bk. Tersane-i Amire’de Gemi İnşa Faaliyetleri Kısmı.
(114) Evail-i Cemaziyelevvel 1105/29 Aralık 1693-7 Ocak 1694 (MD.CIII, s.
50/7) ve Evail-i Şevval 1106(15-24 Mayıs 1695) tarihlerinde (a.g.d., 95/I)
Rodosçuk naibine ve ilgili kadılara gönderilen hükümlerde, taş gemilerinde
isyan edip kaçan miri esirlerin yakalanmaları emrediliyordu.
(115) TSMA.E.596
(116) 933-4 tamir edilen 10 top gemisine 29.504 akçe ödenmişti (İE-Bah.nr.ı4o,
s.12
XVII. yüzyıl için bk. Tersane-i Amire’de Gemi İnşa Faaliyetleri Kısmı.
(117) 20 Cemaziyelahır 1106(5 Şubat 1695) tarihiyle zahire memuru Mustafa
Bey’e gönderilen hükümde, Tuna’daki 20 borozan gemisine zahire yüklenip
Belgrad’a sevki, dönüşte odun yüklenmemesinin tenbih edilmesi
emrediliyordu (İE-Bah.nr.586
(118) 1030-1(1621-2) senelerinde geç kayığı (MAD.5789 s.22; MAD.2917
s.27), yine 1030(1621)'da geç gemisi tamiri (MAD.5789 s.22) kayıdlarına
rastlanmaktadır.
(119) Karayazgan, Denizci Sözlüğü s.73. Bu eserde kelime, “keç”
şeklindedir.
(120) Evail-i Rebiülevvel 1100(24 Aralık 1688-2 Ocak 1689) tarihinde
Kapudan Paşa’ya gönderilen hükümde, bu vasıflarda beş tonbaz yaptırılıp
Özi kalesine yollanması emrediliyordu (MD. XCVIII, s. 68/206).
(121) Tuhfetü’l-kibar, (Gökyay neşrı), sözlük, s.329.
(122) Tuhfetü’l-kibar. Piyale Kethuda’nın Karadeniz’deki faaliyetleriyle
ilgili olarak bk.
Ostapchuk, Five Documents, s. 63-68, 86-101.
(123) Lingua Franca, s.545-6, mad.8ı5. Kelimenin “meleksile” ve
“meneksile” şeklinde yazılışı da
vardır (Aynı yer).
(124) Evliya Çelebi, Seyahatname, II, 96-7
(125) Evasıt-ı Receb 1107(14-24 Şubat 1696) tarihinde Karadeniz
sahilindeki Kadılara ve Yeniçeri Serdarlarına, Ayan-ı Vilayetin iş
erlerine gönderilen hükümde, melekselerdeki barutun kendi kazalarına
ulaştıkça bir diğerine nakline yardımcı olmaları emrediliyordu (MD. CVIII,
s. 91/3).
(126) Bu kayıklar, tamirlerinin zikredildiği Tersane-i Amire Muhasebe
defterlerinde “pereme-i esb-i Üsküdar” şeklinde geçmektedirler (MAD. 5789,
s.22; MAD. 2917, s.27).
(127) Evasıt-ı Cemaziyelahır 1102(11-21 Mart 1691) tarihli hüküm: MD. CI,
s. 20/65.
(128) Bu bilgi, XIX. yüzyıl için verilmişse de XVII. asırda da sayının
aynı olduğu düşünülebilir (Pakalın, Tarih Deyimleri, I, 109; Eyice,
Tarihte Haliç, s.277).
(129) Eyice, Tarihte Haliç, aynı yer.
(130) Pretextat Lecomte, Türkiye’de Sanatlar ve Zeneatlar, XIX. y.y. Sonu,
(terc. Ayda Düz),
Tercüman 1001 Temel Eser, s.209.
(131) Pakalın, Tarih Deyimleri, I, 109. Pretextat Lecomte de, ateş
kayıklarının Boğaz’ın nihayetine kadar insan ve yolcu taşıdıklarını
yazmaktadır (A.g.e., s.209).
(132) MAD.IO358, s.26, 35.
(133) Evahır-ı Muharrem 1113 (27 Haziran-7 Temmuz 1701)'de Kapudan Paşa’ya
gönderilen hükümde, menzil kayığı ile donanmaya birisinin yollandığı
bildiriliyordu (MD.CVI, s. 592/2).
(134) Evahır-ı Şa'ban 1113 (20-29 Ocak 1702) tarihli Kapudan-ı derya
el-hac Abdülfettah Paşa’ya gönderilen hükümde, limanın temizlenmesi için
iki dolap kayığının ve bir çekdirinin bu işe memur edilmesi emrolunuyordu
(MD.CXII, 100/2). 1058-9 (1648-9)’da Tersane-i Amire’de bir dolap gemisi
tamir edilmişti (MAD. 5932, s.38).
(135) 1112-3 (1700-1701) tarihli Tersane-i Amire Muhasebe defteri: MAD.
4876, s.75.
(136) Bunlardan bazıları 1023-4/1614-5 (MAD.5787 s.30) ve 1030/1621 (MAD.
5789, s.22)
senelerinde tamir edilmişlerdir.
(137) Tuhfetü’l-kibar, (Gökyay neşrı), sözlük, s.329.
(138) KK.5657, s.1.
(139) MAD.4876, s.74-5.
(140) Gürçay, Gemici Dili, s.165 Lingua Franca, s.211-3 mad. 278. Ancak
filukaların da sandalları olduğuna göre nisbeten büyük kayıklar idiler (KK.
s.29).
(141) MAD.2917, s.31
(142) Kalyon kelimesi, Latince’den Türkçeleştirilmiş, İtalyancası olan
“galion”a daha yakın söylenen bir kelime idi (Soucek, Certain Types,
s.243-4; Lingua Franca, s.238-241 mad.318
(143) Kılıç Ali Paşa’nın kapudan-ı deryalığının (979-995/1572-1587)
sonlanna kadar, Osmanlı donanmasında iki anbalı, kalyonlar (Şükri,
Bahriyemiz s.13) yayılmışsa da bu nevi gemiler ekseriyetle nakliyede
kullanılmışlardı. Nitekim, 1040-1 (1630-1)'de Matbah-ı Amire’ye erzak
taşıyan gemilerden biri kalyon olduğu gibi (MAD.274 s.35), 29 şa’ban 1067
(12 Haziran 1657)'de Girid’e mühimmat taşıyan gemiler arasında kalyon da
bulunmaktaydı (MAD.4688, s.21).
(144) 893 (1488) tarihli bir defterde “Kalyon-ı Mustafa Tamburi” adıyla
bir kalyona rastlandığı gibi (TSMA.E.596), 902-3 (1497-8) senesine ait
Gelibolu Harc-ı Hassa defterinde de “harc-ı keşti-i kalyon” ifadesi yer
almaktadır (İE-Mal.nr.4). Zilhicce 975 (Mayıs 1568) tarihli vezir Mustafa
Paşa’ya gönderilen hükümde ise, her biri 500 kişi alan Mısır kalyonlarıyla
“eskal u esbab” taşınması emrediliyordu (MD. VII, s. 526/1507).
(145) Uzunçarşılı, Merkez-Bahriye, s.469. 1111 (1699-1700)'de Çayağzı’nda
43 ve 45 zira
uzunluğunda iki kalyon (MAD. 2714, s.187), Ramazan 1095 (Ağustos 1684)’de
45’er zira uzunluğunda iki kalyon (Mehmed Paşa, Zübde-i Vekayi’at, s.291),
1101-3 (1690-2)'de 50 zira uzunluğunda iki
kalyon, 54 zira uzunluğunda bir kapudane kalyonu (MAD.3456 s.322), 1112-3
(1700-1) arasında 62 ziralık büyük bir kalyon (MAD.4876, s.73) ve 1167
(1753-4)'de 61,5 zira uzunluğunda 22,5 zira eninde üç anbarlı kalyon (Şemdanizade,
I, 175) inşa edilmişti.
(146) 19 Cemaziyelahır 1109 (2-1-1698)’da iki kalyona 6’şar top (MAD.
2732, s.42), 1093 (1682)’de Tersane-i Amire’de inşa edilen üç anbarlı dört
kalyona 80’er top, iki anbarlı altı kalyona 60’şar top (Silahdar, I,
762-3), 1113 (1701)’de üç anbarlı bir kalyona 112 top ve aynı sene “büyük
kalyona” 130 top (MAD.4875 s.20) verilmişti. Uzunçarşılı ise, iki anbarlı
kalyonlarda 60-80, üç anbarlı kalyonlarda 80-110 top bulunduğunu kaydeder
(Merkez-Bahriye, s.489; Krş. Şükri, Esfar, s.183). Buna mukabil, Malta
kalyonlarında 30-40 top (Fahir İz, “Makale-i Zindancı Mahmud Kapudan”,
Türkiyat Mecmuası, XIV, İstanbul 1965, s.145), Venedik kalyonlannda ise,
70 top (Silahdar, I, 429) bulunduğu anlaşılmaktadır.
(147) MAD. 1572, s.12-3. Ancak, Katip Çelebi, Osmanlıların kullandığı
kalyon çeşidinin burtun olduğunu kaydeder (Tuhfetü’l kibar, vr. 69a).
Cevdet Paşa (Tarih, Dersaadet 1309, I, 151) ve Mehmed Şükri (Esfar, s.183)
de, 1054(1644) senesinde Osmanlı donanmasında kalyon nev’inden burtun
bulunduğunu yazarlar. Ayrıca, M.Şükri, (Bahriyemiz, s.14) Osmanlılarda ilk
kalyonu 1060(1650) senesinde inşa edilmiş göstermektedir.
(148) Bu paranın tamamı Hazine-i Amire’den tahsis edilmiştir (MAD.1572,
s.12)
(149) MAD.3456 s.322.
(150) MAD.888O, s.61.
(151) MD.CXII, s.1-6.
(152) 1166(1753)’da (MAD.2081, s. 193, 196) ve 1171 (1758)’de (Şemdani-zade,
II, A, 16) üç kantarlı kalyonlar inşa edilmişti.
(153) Tafsilat için bk. Gemi Mürettebatı Kısmı.
(154) Kelime, borton (KK.72 s.5), borton (TSMA.E.5034), bortun (Silahdar,
I, 72) ve harekeli olarak burtun (Abdi Paşa, Vekayiname, Süleymaniye Ktb.
Halet Efendi Kısmı, nr.615, vr.6b) şekillerinde yazılmıştır. Bu konuda
aynca bk. Lingua Franca, s.106-108, mad.92.
(155) Tuhfetü’l-kibar, vr.69a.
(156) Fevzi Kurtoğlu, Türklerin Deniz Muharebeleri, Girit harbi 1644-1669,
İstanbul 1939, s.61.
(157) Abdi Paşa, Vekayi' name vr.6b.
(158) 19 Şa'ban 1060 (17 Ağustos 1650) tarihiyle Amasra ve Bartın
taraflarında kereste kesmeye
memur olan Salih Ağa’ya gönderilen hüküm: KK.72, s.5.
(159) Uzunçarşılı, Merkez-Bahriye s.469.
(160) Lingua Franca, s.98-9, mad.80.
(161) TSMA.E.594.
(162) İE-Bah.nr.140, s.12.
(163) Lingua Franca, s.501-2, mad. 757.
(164) TSMA.E.594.
(165) Lingua Franca, aynı yer. Rebi'ülahır 975 (Ekim 1567)’de Anabolu
iskelesinden yük alan dört ağribara hisar eri konulmaması için Anabolu
kapudanına hüküm gönderilmişti (MD.VII, s.136/350). (166) İE-Bah.nr. 140, s.13.
(167) Bu nakliyeden 22.444 akçe gelir temin edilmiştir (a.g.d. s.4).
(168) Tuhfetü’l-kibar, (Gökyay neşri), s.283, not, 424; Uzunçarşılı,
Merkez Bahriye, s.466.
(169) Ateş gemisinin tarihçesi hakkında bk. Şükri, Esfar, s.201-209.
(170) Aynı yer.
(171) Tuhfetü’I-kibar, Vr.55b.
(172) Katip Çelebi’nin Girid harbi sırasında vuku bulduğunu zikrettiği
olayda ateş gemileri,
içinde kimse olmadan sevkedilmiştir (Aynı yer).
(173) Demek ki bu dönemde, ateş gemisi aynı zamanda nakliyede de
kullanılıyordu (MD.CXI,
s.14/2)
(174) Ünver, a.g. m., s.33. Katip Çelebi de, Kemankeş Kara Mustafa
Paşa’nın kapudan-ı deryalığı sırasında (1045-8/1635-8), her sene 40
kadırganın ocaklık bağlandığını belirtmektedir (Tuhfetü’l kibar, vr.65b).
Ancak, tatbikatta bunun yerine getirilmediği görüldüğünden, bu hususu
kadırga mevcudunun 40’dan aşağı düşürülmemesi şeklinde anlamak
gerekmektedir. Nitekim, 1113 (1701) tarihli Bahriye Kanunnamesinde de,
kalyon mevcudunun 40’a tamamlanması emrediliyordu (MD.CXII, s.1-6).
(175) Osmanlı Deniz Tarihinde büyük zayiatla neticelenen harblerin sayısı
mahduddur. İnebahtı’da (979/1571) en az 75 (M. Cavid Baysun, “Lepanto”, İA,
VII, İstanbul 1972, s. 43), Girid’de (1066/ 1655-6) 70’den fazla (Silahdar,
I, 46. Silahdar, İnebahtı’dan sonra, bu derece büyük bir mağlubiyete şahid
olunmadığını zikreder), Çeşme’de (1184/1770) 30 gemi (M.C.Şehabeddin
Tekindağ, “Çeşme”, İA, III, İstanbul 1963, s.387) ve Navarin’de
(1243/1827) 57 gemi (M.Tayyib Gökbilgin, “Navarin”, İA, IX, İstanbul 1964,
s.134) batmış veya esir olmuştur.
(176) 1086 (1675)'da Karadeniz’de bulunan, Kapudan-ı Derya Köse Ali Paşa
(1082-6/1672-5) idaresindeki donanmanın 33 çekdirisinden yedisi (Silahdar,
I, 649), Seydi-zade Mehmed Paşa komutasındaki donanmadan 1087 (1676)’de
20, 1088 (1677)’de 22 çekdiri (Silahdar, I, 662-3) yakalandıkları
fırtınaya mağlub olarak batmışlardır.
(177) Bu tarihler arasında bazı senelere ait bilgilerin eksikliği
dolayısıyla rakamlar, kesin neticeyi göstermeyip, sadece gemi inşası
hakkında bir fikir vermektedir.
(178) Bk. Tablo XXVII.
(179) Silahdar, I, 69.
(180) MAD.996. s.39-43.
(181) Mustafa Nuri Paşa, Netayicü’l-vuku'at, İstanbul 1327, III, 91.
(182) Şükri, Bahriyemiz, s.12-14 Ayrıca bk. tablo XXVII.
(183) Şükri, Bahriyemiz s.14; M.Nuri Paşa, Netayicü’l-vuku'at, II, 97.
(184) MAD.1572, s.12-13.
(185) MAD.2787, s.126
(186) Katip Çelebi, Fezleke, İstanbul 1287, II, 369.
(187) Mimar Ağa’ya yazılan 4 ve 10 Cemaziyelahır 1061 (25 ve 3 Mayıs 1651)
tarihli buyuruldularda batan kalyonun suyunu boşaltmak için tulumbacı,
kalyonun üst kısmını bozmaları için neccar göndermesi istenmişti (TSMA.E.
9356).
(188) Şükri, Bahriyemiz s.15.
(189) Bu kalyonlardan dördü üç anbarlı, 80 tuc toplu, altısı 60’şar tuc
toplu idi (Silahdar, I,
762). Uzunlukları ikisinin 52’şer, sekizinin 45’er zira idi (Mehmed Paşa,
Zübde-i Vekayı'at, s.291). Bu konuda aynca bk. Şükri, Bahriyemiz, s.16.
(190) Nitekim, 1066 (1656)'da Sinop, Samsun, Bartın, Ereğli, Balıklağa,
Kemer, İznikmid ve Silivri’de 20 kalyon, 28 kadırga inşası emredildiği
gibi (MAD.9837 s.105), 1101-3 (1690-2)’de Çayağzı’nda (MAD. 3455 s.322) ve
1114 (1702)’de Küplüağzı’nda (MAD. 2714, s. 187) da kalyon inşa edilmişti.
(191) Şükri, Bahriyemiz s. 16.
(192) Bk. Tablo XXVII.
(193) MD. CXII, s. 1-6 1123 (1711)’de Karadeniz’e sevkedilen donanmada da
22 derya beyi kadırgası vardı (Raşid III, 353).
(194) Lane, Venetian Ships, s.242.
(195) MAD.852, s.32-38
|