| |
|
|
|
Tersane-i Âmire
15. yüzyılın sonlarından itibaren bir Deniz İmparatorluğu olarak yapılanmasını oluşturmaya başlayan Osmanlılar'ın denizciliğe verdiği önem bugün henüz yeterince kavranabilmiş değildir. Karadeniz, Marmara ve Ege denizlerini bir Türk gölü haline çevirdikten sonra, Akdeniz’in hemen tamamında hakimiyetini gerçekleştiren, diğer taraftan Kızıldeniz ve Basra Körfezi’ni kontrolüne alarak yüzlerce yıl deniz yollarının güvenliğini sağlamayı başaran Osmanlı İmparatorluğu'nun merkezî deniz üssü ise Haliç’te kurulan "Tersâne-i Âmire" idi.
İlk kez Fatih Sultan Mehmed'in Kaptan-ı Derya Hamza Paşa'yı görevlendirmesi üzerine Kasımpaşa Deresi'nin Hasköy tarafında sakin, geniş ve derin bir su alanına sahip olan bir yerde 11 Aralık 1455'de inşa edilen ve "Bir kaç göz, bir cami-i şerif ile kaptan paşalar için bir divanhaneden" oluşan tersaneye Sultan Bayezid devrinde yeni ilaveler yapılmıştır. Bu tersanenin bir "Devlet Tersanesi" haline gelişi ise 1515 yılında Yavuz Sultan Selim zamanında gerçekleşmiştir. Çaldıran Seferi'nden sonra tersane inşası ile 500 harp gemisi donatılması için Vezir Piri Mehmet Paşa bu işle görevlendirilmiştir. Tersane Kanuni devrinde daha da geliştirilerek müştemilatı ve faaliyetleriyle dünyanın en büyük tersanesi olmuştur.
Bilinenin aksine yüzyıllar boyunca Haliç kıyısında "Camialtı, Taşkızak ve Haliç" gibi üç ayrı tersane şeklinde değil tamamından oluşan tek ve dev bir "Tersane Kompleksi" mevcuttu. Tersane-i Amire, kuruluşundan devletin yıkılışına kadar yüzyıllarca bahriyenin merkezi, Osmanlı Donanması'nın da "merkez üssü" olma konumunu hep sürdürmüştür. 16. yüzyıl başlarında Azap Kapısı'ndan Hasköy'e kadar uzanan Tersane-i Amire'de Hasbahçe'nin yanı sıra Kasr-ı Hümayûn ve idari hizmetlerin yürütüldüğü büyük Divanhane ile birlikte 160 parça bina bulunmaktaydı. Bu yapı içinde Kaptan Paşa, Tersane Kethüdası, Tersane Emini, Tersane Ağası, Kurşunlu Mahzen Katibi ve diğer yönetim kademesinin de odaları vardı. Gemi ve tersane levazımatının muhafaza edildiği Mahzen-i Sürb'de ise çeşitli demir, çivi, bakır, kurşun levha, kendir, halat, varil, yelken, tente, lenger, top, fanus ve kağıt gibi malzemeler bulunmaktaydı. Tersane Halkı'ndan olan Kalafatçılar, Haddadlar, Neccarlar, Paru-traşlar, Meremmetçiler, Tuc-gerler, Makaracılar, Üstüpücüler, Kumbaracılar, Nakkaşlar gibi çeşitli zanaat kollarının da kendilerine ait iş atölyeleri mevcuttu.
17. yüzyılda inşa ve tamiri yapılan gemi sayısı 1.200'ü bulan Tersane-i Amire'de, donanmanın sefer hazırlığı içinde bulunduğu dönemlerde yoğun bir inşa faaliyeti yaşanırken diğer zamanlarda ise 17. yüzyılın ortalarına kadar her yıl en az 40 kadırga yapılması kanun gereği olarak zorunlu idi. İnşa faaliyetlerinin büyüklüğü 16. ve 17. yüzyılın büyük tersanelerinden olan Venedik Tersanesi ile kıyaslandığında açıkça ortaya çıkan Tersane-i Amire'de gemi yapım, bakım ve onarım işleri dışında bahriye askerlerinin eğitimi ve denizcilik işleri de yapılmaktaydı.
Tersane-i Amire'nin masrafları 1793 yılına kadar Hazine-i Amire'den karşılanırken, İrad-ı Cedid Hazinesi'nin kurulmasından sonra buradan karşılanmaya başlanmış ve 6 Şubat 1805'de ise sadece bu kuruma özel "Tersane-i Amire Hazinesi" kurulmuştur.
16. yüzyılda gemilerin inşa edildiği "Göz" sayısının 140’lara ulaştığı Tersâne-i Âmire’nin gelişim sürecini ortaya koymak deniz ve teknoloji tarihimiz açısından büyük önem taşımaktadır. Sahip olduğu yönetim binaları, gemi inşa tezgahları, havuzları, malzeme depoları, sosyal tesisleri, tarihe geçmiş zindanı, cami, çeşme ve mezarlıkları ile sadece Haliç kıyılarını değil içerilere doğru bütün bir semti, yani Kasımpaşa’yı denizci bir yapı haline dönüştüren bu kurumun tarihte oynadığı rol dikkatle incelenmelidir.
Hemen her dönemde faaliyetleri Avrupalı yabancı elçi ve gözlemciler tarafından takip edilen ve gelişmeleri devletlerine raporlarla bildirilmiş olan bu tersanenin yüzyıllar içinde geçirdiği süreç, hem Osmanlı Denizciliği'nin ve hem de dünya denizciliğinin gelişim tarihini ortaya koymak açısından önemlidir. Bu gözlemcilerden biri olan Robert Mantran, 17. yüzyılın ikinci yarısında Tersane-i Amire'den "Surlarla kaplı küçük bir kent" olarak bahsetmektedir.
Tarihi süreç içinde pekçok tahribata uğramasına rağmen bugün bu tersaneden günümüze ulaşan hâlâ önemli yapılar ve eserler bulunmaktadır. 16. ve 17. yüzyıllarda "Göz" denilen üstü örtülü gemi inşa tezgahlarında gemi yapımı gerçekleştirilirken, 18. yüzyılda Avrupa’daki benzerlerinden daha büyük "Kuru Havuzlar" ile "Taş Kızaklar" kullanılmaya başlanmış, 19. yüzyıl sonrasında ise imalathane, fabrika ve sanayi yapıları inşa edilmiştir. Eski ve güncel üretim tesislerinden (gözler, maçuna ve darağacı, taş kızaklar, kuru havuzlar, gemi inşa kızakları, vinçler, kapaklı havuzlar, tasarım, modelleme, döküm atölyeleri, motor bakım ve onarım fabrikaları vb.) bir çoğunun bugüne kaldığı bu teknolojik altyapı denizcilik tarihimizden bize ulaşan çok değerli hediyelerdir. Bunların koruma altına alınması, mevcut araç, gereç ve malzemelerin muhafazası ise hayatî önem taşımaktadır.
Osmanlı Devleti'nin 550 yıllık denizcilik birikimini barındıran ve tarihsel sürecin izlerini bugün de okuyabildiğimiz Haliç Tersaneleri aynı zamanda bütün dünya için kayda değer bir "Kültürel, Teknolojik ve Mimari" bir mirastır. İstanbul'un bu tarihî mekânında -bütün denizci dünya devletlerinde olduğu gibi- "Bir Tersane ve Deniz Müzesi Kurulması" ise tarihe karşı görevini yerine getirmeye çalışan herkesin en önemli vazifesidir.
Tersane-i Amire Ricali
Tersane Ricali, donanma Tersane'de iken gemilerin inşa ve tamir edildiği sırada tam kadro halinde Tersane'de görev yapan yöneticilerden oluşuyordu. Bunlar arasında Tersane Emini, Tersane Ağası ve Din Görevlileri de bulunuyordu. Tersanelerde Padişah beratı ile müezzin tayin edildiği bilinmektedir. 1665–1693 yılları arasında Tersane-i Amire'nin camisinde bulunan 15 görevli arasında 1 Sermahfil, 3 Müezzin ve 1 Sala Müezzini bulunuyordu. Donanma gemilerinde de müezzin görevlendirilir, namaz vakitlerinde her gemiden bir müezzin Mizana Direği çarmıhına tırmanarak ezan okurdu. Donanma sefere çıktığı zaman ise Tersane'de işler azaldığından bazısı donanma ile gitmekte ve görevli sayısı azalmaktaydı.
Tersane-i Amire Mimarları
Tersane-i Amire Mimarları, Osmanlı Donanması’nın ihtiyaç duyduğu her türlü gemiyi yapma ve gerekli malzemenin temininin yanı sıra gemilerin yanaştıkları iskele, rıhtım gibi mekanlar ile tersaneye ait binaların inşa ve bakımlarını yapmaktaydılar.
|
![]() |