|
Tunus’ta Osmanlı İzleri

Osmanlı devrinde imar
faaliyetlerinden, önceki dönemlerde yapılan eserler de nasibini
almıştır. Bunlardan Sus Ulu Camii, Safaks Ulu Camii, Mehdiye Ulu Camii
ile Tunus’ta Zeytüne Camii ve Şammaiye Medresesi Türkler tarafından
yapılan onarım ve eklemelerle günümüze ulaşan yapılardan en
önemlileridir.
Tarih 1534. Cihan padişahı Kanuni’ye sunduğu bir arizada Barbaros
Hayrettin Paşa, “Akdeniz’deki Osmanlı donanmasının emniyeti açısından
Tunus’un mutlaka alınması gerektiğini” söyler. Kabul gören bu isteği
doğrultusunda, Barboros, bu ülkeyi Osmanlı topraklarına katar. Ne var
ki, VII. Yüzyılın ortalarında İslamla tanışan ve XVI. Yüzyılın
ortalarında Hafsi iradesi zayıfladığı için İspanyol himayesini kabul
etmek zorunda kalan Tunus, bu tarihten sonra Osmanlı, İspanya ve Alman
devletleri arasında sürekli el değiştirir. Bu yıllarda Hızır ( Barbaros
), Oruç ve Turgut Reis gibi ünlü Türk denizcilerinin olağan üstü
gayretleri görülür. Özellikle Cerbe adası bu mücadelenin odak noktasını
oluşturur. Ancak son söz 1574 yılında söylenecektir.
İspanya güdümündeki hafsi idaresinden bıkan yerli halk, kendi içlerinden
seçtiği bir heyeti İstanbul’a göndererek, aynı zamanda Müslümanların
halifesi olan Sultan II. Selim’den yardım ister. Bunun üzerine Serdar-ı
Ekrem Koca Sinan Paşa ile Kaptan-ı Derya Kılıç Ali Paşa komutasındaki
Osmanlı donanması, son direniş noktası olan Halk’ul-vadi Kalesi’ni ele
geçirerek Tunus’ta İspanyollara nihai darbeyi indirir. Yaklaşık onbin
şehit verilerek kazanılan bu başarıdan sonra, Cezayir ve Trablusgarp’ta
olduğu gibi bir Osmanlı Bahriye eyaleti haline getirilen Tunus’ta üç
asırdan fazla sürecek olan Türk dönemi başlar.
Önceleri merkezden atanan valilerle yönetilen eyalet, birara bunların
güvenliğini sağlayan yeniçerilerin kendi aralarından seçtiği “ Dayı “
larla idare edilir. Daha sonra İstanbul’un paşalık unvanını tevcih
ettiği Türk asıllı Muradi ve Hüseyni ailesi mensupları tarafından
yönetilir. Özellikle XVII. Yüzyılda Endülüs Müslümanları’nın sık sık
göçlerine muhatap olan Tunus’tan vergi alınmamıştır.
Buna mukabil Akdeniz’de Avrupa devletleri ile yapılan mücadelelerde üs
noktası olarak kullanılmış ve hemen hemen bütün seferlerde Tunus
gemileri Osmanlı donanmasına katılarak destek sağlamıştır.
Osmanlı idaresi boyunca ülke, yapılan pek çok eserle mamur hale
getirilir, uzun süren savaşlar sebebiyle yıpranan şehirler yeniden imar
edilir. İlk yıllarda mevcut askeri yapıların tahkimi, yenilerinin inşası
dışında önemli bir yapım faaliyeti görülmez. Çünkü her an yeni bir
saldırı ihtimali vardır. Ancak bu tehlike kısmen geçince Avrupa’nın kıyı
şehirlerine seferler düzenleyen Türk denizcileri büyük gelirler elde
etmiş, eyalette oldukça canlı bir imar faaliyeti başlamıştır. Ayrıca
kurulan vakıflarla bu eserlerin yaşatılması sağlanmıştır.
Tunus’a Vurulan Osmanlı Mührü

Anadolu’dan getirilerek yerleştirilen Türkler için, Tunus şehrinin
merkezi olan Zeytüne Camii’nin çevresinde, günümüzde hala Sük el-Türk,
Suk el-Kebabcı, Suk el-Babuş gibi tanıdık isimlerle anılan çarşılar
yapılmış; camiler ve medreseler inşa edilmiştir. Buna misal olarak
verebileceğimiz, XVII. Yüzyılın ilk yarısından Dayı Yusuf ve Hammuda
Paşa Camiileri ile Muradiye Medresesi, aynı zamanda dönemin ihtişamını
gözler önüne seren başlıca eserlerdir. Bu yapıların plan şemaları mevcut
geleneği devam ettirirse de ibadet mekanını üç yönden kuşatan revaklı
avluları, Türkler’le birlikte Tunus camileride yeni düzenlemelere
başladığının habercisidir. Fakat bu yüzyılın sonlarına doğru tamamlanan
bir yapı vardır ki, Tunus’un eski yerleşim yeri olan Medine’ye adeta bir
Osmanlı mühürü, gibi vurulmuştur; Mehmed Bey Camii yada yanı başındaki
Zaviye sebebi ile halkın Sidi Mahrez Camii dediği yapı. Daha önceden var
olan bir mescide ait kare gövdeli minaresi ve bazı detayları dışında,
büyük bir kubbe ile örtülen orta mekanı dört yarım kubbe ve
eksendralarla genişletildiği ve köşelere dört küçük kubbenin
yerleştirildiği merkezi plan şeması ile bu eser, İstanbul’daki Şehzade,
Sultan Ahmet ve Yeni Camii’nin Tunus’taki uzantısı durumundadır.
Klasik Osmanlı mimarisinin ana karakterini yansıtan bu plan düzeni
ilginçtir. Daha sonra Tunus’ta camilerde değil türbelerde uygulanmıştır.
Hüseyni yöneticileri için yapılan Bey türbesi, Abidevi boyutları ve
tezyinatı ile bunların en ihtişamlısıdır.
Bünyesinde ünlü Türk denizcilerini barındıran ve tarihte adını ünlü
deniz savaşı ile duyuran Cerbe adasında, XVI. Yüzyılın ikinci yarısından
kalan Türk Camii, en güzel örneği Bursa Ulu Camii’nde rastlanılan çok
destekli plana sahip Osmanlı yapılarının buradaki temsilcisidir. Kalın
tutulan silindirik gövdesi, kısa petek bölümü ve sivri kulahı ile
caminin Türk uslübundaki minaresi Tunus’ta tek misal durumundadır.
İznik Çinileri Tunus Camilerinde

Tunus’ta sanat eserlerindeki
Türk etkisi, mimari şemalarının yanı sıra detaylarda da kendini
gösterdi. Önceden beri bölgede yaygın olarak kullanılan, alttaki
tekerleklerle taşınabilen ahşap mimberlerin yerine mermer mimberler,
Ifrikiye Camilerinde Türkler’le birlikte ortaya çıkmıştır. Aynı şekilde,
Kuzey Afrika camilerinin çoğunda görülen kare kesitli, kalın gövdeli
minarelerinin yerini sekizgen minareler almıştır.
Genel olarak Tunus’taki Türk eserlerinden süsleme pek fazla ön plana
çıkarılmamıştır. Bununla birlikte yapılarda, Selçuklu ve Osmanlı
eserlerinde görmeye alışık olduğumuz geometrik kompozisyonların yanı
sıra, Sidi Mahrez ve Cedid camilerinin duvarlarını süsleyen sıraltı
tekniğindeki iznik çinileri, gerek renk, gerekse komposizyon açısından
İstanbul’daki benzerlerini aratmayacak zenginliktedir.
Osmanlı devrindeki imar faaliyetlerinden önceki dönemlerde yapılan
eserler de nasibini almıştır. Bunlardan Sus Ulu Camii, Safaks Ulu Camii,
Mehdiye Ulu Camii ile Tunus’taki Zeytüne Camiive Şammaiye Medresesi
Türkler tarafından yapılan onarım ve eklemelerle günümüze ulaşan
yapılardan en önemlileridir.
1870’li yıllardan itibaren artan Fransız baskısından dolayı Tunus’taki
otoritesini iyice kuvvetlendirmeye çalışan Osmanlı devleti, eyaletin
başlı merkezlerinde, çağın gereksinimlerine uygun eğitim veren askeri
okullar ve tesisler vücuda getirdi. Bunların en önemlisi, Tunus
Beylerinin ikamet ettiği ve günümüzde bir bölümü müze olarak kullanılan
Bardo Sarayı’nın avlusundaki askeri okuldur. Üzerinde Sultan Abdülaziz
‘e ait tuğra bulunan bu kapıdan girilen yapı hala benzer gayelerle
kullanılmaktadır.

Tunus’ta Türk izleri sadece bu kadarla sınırlı değildir. Yer yer
ay-yıldız motifleriyle bezenmiş kapılardan girilen, dar sokakların içine
ahşap kafesli pencereleriyle taşan cumbalı evleri ile Tunus şehirleri
Kuzey Afrika’da Anadolu havası estirir. Ayrıca gerek camilerde gerekse
diğer yapılarda dönemin padişahlarının adlarının da yer aldığı pek çok
Osmanlıca kitabe vardır. 1875 yılında Tunus şehrinde Batı tarzına eğitim
vermek üzere kurulan Sıdıki Kolajin’nde Türkçe derslerin verildiği
bilinmektedir. Günümüzde dahi yaşayan Türkçe yer ve kapı adlarının
yanında giyim-kuşamda, yemek kültüründe ve diğer gelenek-göreneklerde
tesbit ettiğimiz ilginç benzerlikler bu ülkeyle olan kardeşliğimin en
güzel misalleri. Türk asıllı olduğunu ısrarla vurgulayan ve dedelerden
kalan evlerinden duvarlarını süsleyen Osmanlı armalarını iftiharla
gösteren samimi insanları ile Tunus, binlerce kilometre uzağımızda olsa
da aslında bize çok yakın.
(Kadir Pektaş)
|